​ Kahve kokusu / Kahve / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '08

 
Kategori
Kahve
 

Kahve kokusu

Kahve kokusu
 

Dokuz, on yaşlarında olmalıydım. Bir gün babamın okuluna gittim. Nedenini hatırlamıyorum.

Babamla birlikte öğretmenler odasına girdik. Birkaç öğretmen vardı, boş dersleri olmalıydı.Biraz sohbet ettikten sonra, kahve içmeye karar verdiler. Öğretmenlerden birisi eski elektrik ocağın üstüne kocaman mavi renkli, emaye bir cezve yerleştirdi. Çok geçmeden odanın içinde inanılmaz güzel bir koku yayıldı. O zamana kadar bu kokuyu hiç duymamıştım.Koku başımı döndürdü ve kahveyi tatmak için içimde inanılmaz büyük istek doğdu. Utangaç bir çocuktum, isteyemezdim. Gözlerimi cezveden ayırmak için kalktım ve pencerenin yanına gittim, dışarıyı seyretmeye koyuldum.

Aklım hâlâ kahvedeydi.

Biraz sonra babam elinde bir fincanla birlikte yanıma geldi ve fincanı uzattı
“ Bir kahvemizi içersin herhalde” dedi. O kadar mutlu olmuştum ki, beni adam yerine koymuşlardı, ikinci teklifi beklemeden fincanı elime aldım. Küçük, beyaz renkli porselen fincan, üst tarafında altın yaldızlı çizgiler vardı.
Çok güzel görünüyordu. İçindeki de çok güzel görünüyordu, etrafı köpüklü, ortası simsiyah ve incecik duman tütüyordu.
Gözlerimi kapadım ve kahveden gelen muhteşem kokuyu içime aldım. Tadını tahmin etmeye çalıştım. Bu kadar enfes kokan bir şeyin tadı, çikolatadan güzel olmalı düşünmüştüm.Sabırsızlıkla kahvenin biraz soğumasını bekledim, zaman durmuştu sanki.Dünyada, sadece ben ve elimdeki o küçük kahve fincanı vardı. Nihayet biraz soğuduğuna karar verdikten sonra kahveden bir yudum aldım.

Aman tanrım! Bu da ne, o kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım ki….İğrenç …. Acı….. bir de üstelik topaklı topaklı bir şeyler hissettim. Midem bulandı. Elimdeki fincanı ne yapacağımı şaşırmıştım.
İçememiştim. Çok üzülmüştüm. Kahveye küsmüştüm, fincana da, beni yanıltmışlardı. Bu kadar güzel kokan bir şeyin bu kadar iğrenç tadı nasıl olabilirdi? Haksızlıktı bu.

Uzun yıllar kahve hiç içmedim. Israrla ikram etmek isteyenlere de sevmediğimi söylerdim, gerçekten sevmiyordum.

Bu böyle devam etti üniversite yıllarıma kadar. Üniversitemizin kantinine ilk girişimde, yoğun kahve kokusu yine başımı döndürdü, herkes içiyordu.İçecek için çok fazla seçenek yoktu, bende kağıt bardakta, köpüksüz bir kahve aldım. Nasıl olsa bir daha beni yanıltamazdı bu güzel koku. Kağıt bardak da hiç iç açıcı görünmüyordu zaten. Bir yudum aldım, şaşırdım, hiç de beklediğim kadar kötü değildi, kahvenin son yudumunu içerken, bu tadı sevebileceğimi anladım.

Ve o günden itibaren tam bir kahve tutkunu olduğumu söyleyebilirim.

Şu an bu satırları yazarken yanımda kocaman bir fincan kahve var ve ondan yayılan yine o muhteşem koku.

İlk tatlar gerçekten yadırganabiliyor. Zaman zaman kahve içerken bu çocukluk anımı hatırlıyorum.
Marlo Morgan “ Bir Çift Yürek” kitabında da söz etmiş bu ilk tatlardan. Ona hak vermemem mümkün değildi.

Kahve ağıcını merak ediyorum. Canlı olarak hiç görmedim.
Neye benzetirim acaba?Ağaçları çok seviyorum ve onlara insan sıfatı takmaktan hoşlanıyorum.

İlk önce hangi ülkeyi görmek istediğimi soranlara, hiç düşünmeden Brezilya diyorum. Yedi metre yükseklikte olan kahve ağıcını görmek istiyorum çünkü. Ayrıca Rio de Jenerio şehrini de çok merak ediyorum.

Umarım bir gün görürüm, çünkü bazı hayallerim gerçek oluyor.

Bulgaristan’ da yaşarken en çok görmek istediğim ülke tabii ki Türkiye, şehirlerden ise İstanbul ve Antik Efes idi.

Bu hayalim bir gün gerçekleşeceğine asla inanmıyordum.

Ama işte buradayım ve burada olmaktan inanılmaz büyük bir gurur duyuyorum.

Bazı hayeller gerçek olabiliyor...

 
Toplam blog
: 144
: 1854
Kayıt tarihi
: 13.03.08
 
 

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir Kırcali, Bulgaristan. Yıl 1964. Makina Mühendisiyim. Evli ve iki çocu..