- Kategori
- Kahve
Kahveyi keçilere borçluyuz

Türk Kahvesi, vazgeçilmez içeceğimiz. Kahve nasıl bir ağaçta yetişiyor? Nasıl bulundu? Dünyaya nasıl yayıldı? Hiç merak ettiniz mi?
Öncelikle kahveyi keçilere borçlu olduğumuzu belirtmek isterim. Hikaye 1000 yıl önce başlıyor. Yer daha çok Habeşistan (köleler ülkesi) olarak Etiyopya'da bir köy. Hikaye kahramanı Khaldi adında bir çoban ve güttüğü keçileri. Hikayeye göre Khaldi, keçilerinin bir bitkinin üzerindeki kırmızımsı yemişleri yedikten sonra canlandıklarını fark eder ve merakla o da dener. Bir süre sonra enerjisinin arttığını hisseden Khaldi sayesinde, bu yemişleri köy halkı ile tüm ülke tanır. Ancak kahve yenerek tüketilen bir yemiş olarak kullanılır.
Zaman içerisinde Mekke ve Medine'ye kadar Arap yarımadasına yayılan kahve, önce islam dünyasına ardından da Avrupa'ya yayılır. Kahvenin Avrupa'da bilinen tarihi 300 yıldır.
Araplar bugün bilinen kahveyi henüz tanımıyorken, "kahve" keyif veren içki, şarap anlamında kullanılmaktaydı. Bugünkü anlamını 14'ncü yüzyılda kazanmaya başlamıştır. Bu Türkçe'de "kahve"ye dönüşmüş, Avrupa'da cafe, caffe, koffie, coffee, kaffee şekline gelmiştir.
Kahve ağacının çiçekleri beyaz ve hoş kokuludur, kirazı andıran kırmızı meyvesinde iki çekirdek bulunur, dikildikten yaklaşık üç yıl sonra meyve vermeye başlar.
Kahvenin anavatanı olan Etiyopya'nın yüksek yaylaları, yabani kahve bitkisinin doğal olarak yetiştiği bölgelerde yerli halk kahve tanelerini un haline getirip bir çeşit ekmek yapıyordu. Meyveleri kaynatıldıktan sonra suyu içilmek suretiyle tıbbi amaçlı kullanılıyor ve sihirli meyve olarak adlandırılıyordu.
Kahve ünüyle birlikte hızla Arap Yarımadasına yayıldı ve 300 yıl boyunca Habeşistan'da keşfedilen yöntem ile içilmeye devam edildi. 14'ncü yüzyılda ise yepyeni bir keşif ile ateşte kavrulan kahve çekirdekleri, ezildikten sonra kaynatılarak içime sunuldu.
Kahveyi ilk olarak işleyip içmeye başlayan Yemen'deki sufi tarikatıdır. Buradan Aden'e, Kahire'ye, Mekke ve Medine'ye gelmiştir.
Yavuz Sultan Selim döneminde Yemen Valisi Özdemir Paşa, Yemen'de içtiği ve çok sevdiği kahveyi İstanbul'a getirmiştir. Kahve kısa zamanda itibarlı bir içecek olarak saray mutfağında yerini almış ve büyük ilgi görmüştür. Saray görevlileri arasına "kahvecibaşı" adında bir rütbe eklenmiştir. Padişahın yada bağlı olduğu devlet büyüğünün kahvesini pişirmekle görevli olan kahvecibaşı, sadık ve sır tutmasını bilenler arasında seçilirdi. Osmanlı tarihinde kahvecibaşılıktan sadrazamlığa yükselenlere bile rastlandı.
Saraydan konaklara ve ardından evlere giren kahve, İstanbul halkının kısa sürede tutkunu olduğu bir lezzet haline geldi. Satın alınan çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulup, dibeklerde dövüldükten sonra cezvelerde pişiriliyordu.
1544 yılında İstanbul'da Tahtakale'de iki Suriye'li Arap ilk kahvehaneyi açmıştır. O zamanlar kahvenin faydalı olup olmadığı tartışma konusudur. Kendisinden önceki şehlülislamların aksine Bostanzade Mehmet Efendi kahvenin haram olmadığını, hatta faydalı olduğuna dair fetva vermiştir.
İstanbul'a gelen Venedik'li tacirler, çok sevdikleri bu içeceği Venedik'e taşıdı. Böylece Avrupalılar kahveyle ilk kez 1615'de tanışmış oldu. Kahvenin batıda en önemli patlaması Viyana kuşatması sırasında yaşanmıştır. İkinci Viyana kuşatmasından sonra Osmanlı Ordusu geri çekilirken büyük miktardaki kahveyi bırakmıştır. Ve bu kahveler, kuşatma sırasında yararlılık gösteren bir Viyanalı'ya ödül olarak verilmiştir. Zaten doğu hayranı olan bu zat, doğunun motifleriyle süslü bir kahvehane açmıştır. Bu kahvehanenin hala var olduğu söyleniyor.
Avrupalılar Türk Kahvesi ve çekirdek kahve üzerinde çalışmalar yaparak, bizim de bildiğimiz pek çok kahve çeşidini de icat etmişlerdir. (Bizden yoğurt alıp, bize meyveli yoğurt satmaları gibi.)
İtalya seyahatimde Türk Kahvesi içemedim. İtalyanlar akşama kadar çeşitli kahveler içiyorlar. Türk Kahvesi yok. Biz onların kahvelerini satıyoruz. Nankörlük böyle bir şey olsa gerek.
İngilizlerdeki çay saati gibi bizde de kahve saati vardır. Genellikle sabah ve öğlen arası içilir. Kahvaltı, kahve altı anlamına gelmektedir. Kahvaltı, "kahveden önce" günün ilk öğünü.
Türk Kahvesinin yanında neden su getirilir? Eskiden padişaha yapılan tek fincanlık kahvenin yanında bir bardak su getirilirdi. Suya damlatılan bir miktar kahve, suda mavi renk alıyorsa zehirli olduğu belli oluyor, eğer renk değişmiyorsa güvenle içiliyordu. Günümüzde kahvenin yanında su, kahveyi içmeden önce ağızlardaki farklı tatları suyla arındırıp kahvenin eşsiz lezzetini almak için kullanılmaktadır.
Türk kahvesi telvesiyle içilen tek kahvedir. Dostluklarımıza anlam katan kahveyi içmek ve lezzetini doğru yakalamak adeta bir sanattır.
"Gönül ne kahve ister, ne kahvehane,
Gönül bir dost ister, kahve bahane."