​ Kaldırımda Uyuyan Bebek / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Temmuz '10

 
Kategori
Deneme
 

Kaldırımda Uyuyan Bebek

Bu akşam yattığım yerde pek bir rahatsızım. Minik kemiklerim sızlıyor. Sırtım ve belim benim değil sanki. Bir de kafamı kaldıramıyorum nedense. Mamaya karıştırdıkları içimi bulandıran o şey de neydi? Göz kapaklarım ağırlaşıyor. Başımda bir duman...

Taksim'in orta yerinde, İstanbul'un göbeğinde kaldırım taşlarına uzanmış bir ceset gibi yatıyor bebek. Gelip geçenleri kayıtsızlıkla sorumluluk arasında savurarak. Hepimizin parmak aralarından kayıp kadersizliğe yuvarlanmış bir "taş bebek" sanki. Yayalar bir an önce önünden geçip, arkalarına bakmadan uzaklaşabilmek için adımlarını sıklaştırıyorlar. Analığı sahte yüz ifadesiyle, bebeği gösterip, kelimeleri boğazında sıkıp suyunu çıkararak, gelen geçenden "sadaka" istiyor. Hava kararıyor. İnsanlar hayatın acımasızlığına kızgın, burunlarından soluyorlar. Kaldırımda uyuyan bebek, hayata elense çekenlerin gerilmiş kaslarını allak bullak ediyor. Gözler hemen başka yöne çevriliyor. Bebek, uykuya teslim olmuş perişanlığıyla hafızalara bir süre asılı kalıyor. Sonra koşturmaca kaldığı yerden devam ediyor..

Trafik ışıklarında cam silen, mendil satan abilerim de bu ayak altında yattılar mı? Büyüyünce kurtulurum buralardan, değil mi? Hayata yenik başlamak böyle bir şeymiş. Şu arabadaki kardeşin elindeki bebek de ne güzel. Yanakları tombul, dudakları kiraz kırmızı. Azıcık oynasam? Ellerimi neşeyle, dostlukla uzatıyorum. Ama annesi uzaklaştırıyor onu benden. Onun annesi de var. Hem de altın sarısı, pırıl pırıl, yüksek topukulu ayakkabılı. Benimki de böyle güzel ve bakımlı mıydı acaba? Şimdi onun yanında olabilmek için ömrümün yarısını verirdim.

İstanbul'un tozu toprağı seriliyor bebeğin üzerine. Korna sesleri ninni, yayaların ayakkabı tıkırtıları annesinin kalp atışları oluyor. Minik vücudundaki sızılara aldırmadan kaldırımın kucağına bırakıyor kendisini bebek. Analığı, cılız vücudu daha iyi görülebilsin diye üzerindeki ince şalı fora edip yalvarıyor; "sadaka!". Yaşlı bir teyze söyleniyor; "Elleri kırılsın! Minnacık bebeği dilendiriyorlar." Akşamın karanlığı şehre çökerken minik bir yıldız parlıyor gökyüzünde. Aceleyle koşuşturan insanların nefesi bebeğin kokusuna karışıyor. Yorgun bedenler bir an önce sıcak yuvalarına varmak için aceleyle önünden geçip gidiyorlar. "Dandik Barbi" diye aldığım hediyeyi beğenmeyen yeğenim aklıma geliyor. Herşeyi olan mutsuz çocuklar.. Gözü komşusunun öteberisindeki mahalleli.. Başkalarıyla kendimizi kıyaslayadığımız için kaçıp giden huzur ..

Bize acıyıp verdiğiniz parayı benim kursağımdan geçirmezler bilesiniz. Sokaktaki amcalardan, teyzelerden daha çok para alabilmek için soğuk demeden, toz pis demeden beni Taksim'in kaldırımlarında yatırıyorlar. Gözünüze sokuyorlar beni. Titreyen ellerimi sizlere uzatırken, kanayan yüreğimi kirli elleriyle örtüyorlar. Her sabah servislerle yollara dizilen bizleri, gece olunca topluyorlar. Burnumuz akınca , öksürük nöbetine tutulduğumuzda, kolumun bacağımız yalandan sarılıp kan ter içinde kaldığımızda onların gözü daha çok parlıyor. Siz büyüklerim, bizlere acıyıp para verdikçe, onlar bizi bu ayakaltına, bu kaldırımlara getirmeye devam edecekler. Benden söylemesi. Teker teker hepinizin ellerinden öpüyorum. O güzel yüzlerinize minik parmaklarımla dokunuyorum. Benim için yüreğinize akıttığınız gözyaşlarınızı görüyorum.Yüreği katran karası olmuşların biz şanssız bebekleri kullanarak sizi ve bizi sömürmesine izin vermeyin. Lütfen!..

 
Toplam blog
: 68
: 644
Kayıt tarihi
: 17.11.08
 
 

1964 İstanbul doğumluyum. Bekarım. Çocuk hastalıkları uzmanıyım. Halkla İlişkiler ön lisans ve İk..