- Kategori
- Ramazan
Kamera şakası!

İş ve aş derdiyle vurdukları davulun sesi çok geliyor. Ama ses çıkarmadan ne vurgunlar vuranlar var.
Birkaç sene önce.
Ramazan.
5-6 arkadaş (Bunlar irice ve gözüpek tiplerden) davulculara musallat olduk.
Oturduğum evin çevresinde davul sesi duyar duymaz.
Pusuyu hazırladık.
Tam bahçeden içeri girdiler (2 kişi) 3 erden paylaştık.
Sardık çevrelerini.
Takım elbiseli ve gravatlı olanızım (Taner abi):
- "Biz etnografya müzesinden geliyoruz. Size el koyuyoruz. Müzede tarihi özelliklerimizi göstermek için sergileneceksiniz." Davulcu ne olduğunu bile anlayamadan:
- "Ne eli? Kime? Nasıl? El koymak mı? Yaaa! Bırakın bizi!" Diye bağırırken diğer bir arkadaşımız mürekkeplediği parmaklarını elindeki kağıtlara bastırtarak:
- "Tamam müdürüm. İkisi de sözleşmeleri imzaladı. Yani parmak bastılar." Der. Bunu duyan zurnacı:
- "Ne sözleşmesi yaa! Durun!" Diye bağırır. Davulcuya göre ufak tefek olduğu için zaptedmek daha kolaydır. Ben elimde pasta süslemesinde kullanılan krema pompasını dev bir enjektör edası ile tutarak, yanlarına gelip:
- "Müdürüm, tümünü buradamı boşaltalım. Yoksa? Kalan beyni, atölyede temizlerim." Diyorum. Zurnacıda tam bir altına kaçırma durumu gözleniyor. Erkekliğin onda dokuzunu akıllarına geliyor. Ama arkadaşlarımızın güçlü kolları sayesinde etnografik eserlerimizi eylemsiz bir halde orada tutuyoruz.
birkaç dakikalık itekleme seansından sonra müdür rolündeki Taner, bana:
- "Bunlar biraz daha direnirse beyinlerinin birazlarını alabilirsin." diyor. Birden ikisinde de direnme sonbuluyor. Belli ki mevcut beyinlerinden memnunlar. Ben iri olan davulcunun yanına doğru gelip yüzüne bakarak:
- "Koleksiyonumda davulcu beyni hiç yok. N'olur şunun yarısını alayım!!" Diye diretince davulcu gözleri dışarı çıkacak bir halde bana bakıyor.
Ben davulcuya, beyin enjektörümü gösterip:
- "Eşhedü, meşhedü bişeyler okuyacaksan oku. Bak bidaha hiçbir şey hatırlamayabilirsin!" Diyorum. Herif sepet gibi yere yığılıyor. Biz de bir an heyecanlanıyoruz. Hemen başına toplanıyoruz. Salak zurnacı da kaçmak yerine bizimle birlikte davulcunun başında bekliyor.
Artık son aşama olan işlem sonlandırma aşamasına geliyoruz.
Son aşamada davulcu ayıldığında, elinde kamera ile başka bir arkadaşımız çıkıyor sahneye. Ben davulcuya:
- "Korkma sana kamera şakası yaptık. Şaka, şaka!" Diyorum. Bunu duyan zurnacı günün bombasını patlatıyor:
- "Hadi, yaa! Hangi kanalda çıkacak?" Bende de bomba hazır! Hemen patlatıyorum:
- "Şu an canlı yayın. Gülümseyiiiin."
.....
O sene Ramazanın ikinci yarısında davulcu derdimiz olmadı.
Ramazan davulcuları artık ortadan kalkması gereken bir kambur.
Çağ dışı bir uygulama.
Bir asalak ve parazit isdihtam uygulaması.
Üstelik en utanç verici yanı da bu rezilliğe belediyelerin önayak olması.
Bizim davulcular o sene derslerini aldı.
Yaşar da görürlerse torunlarına bile anlatacakları birer hikayeleri de oldu.
Bunu bize borçlular.
Ama bunlar çok unutkan bir tür.
Yine çalıyorlar..
Onbeşi de geliyor.
- "Anne! Pasta süsleme pompası nerde?"
Davulcuları seviyorum. (Zurnacıları da!)
Murat Sevgi
05 Eylül 2008 / Onverita