- Kategori
- Gezi - Tatil
Kapı komşumuz Gürcistan

Gürcistan
Nüfus: 4 buçuk milyon. Yüzölçümü: 70 bin metre kare. Yani Türkiyenin 11’de biri. Kişi başına gelir: dörtbinbeşyüz dolar. Ülkede müslüman nüfus: yüzde on. Batum Acarya Özerk Bölgesinin başkenti ve Türkiye sınırına sadece 20 kilometre. Burada müslüman Gürcüler ve 30 bin kadar da Laz yaşıyor.
Tiflis’ten Batum’a giderken yataklı trende yazıyorum. Evet bu ülkede de hayat devam ediyor. Gürcülerle Karadeniz'e ortağız.
Vakit gecenin bir yarısı, vagondan dışarıyı seyrediyorum. Tren sefil bir istasyonda durdu. Sönük sarı ışıklar. Havada bir hüzün kokusu. Satıcı kadınlar dolanıyor, trenin pencerelerine yaklaşıyorlar. Börek, kuru yemiş türü birşeyler satıyorlar. Gürcistanda beni en çok etkileyen görüntü bu oldu. Sanki bizim Anadolu kadınları. Sabahın ikisi belki üçü. Kadınlar, yorgun, uykusuz, ama ille birşeyler satmak için kararlı. Koşuşturup duruyorlar birkaç Lari (Gürcü para birimi) kazanmak için. Kocaları nerde?
Gittiğim her yerde biraz şaşırdım. Ülkeyi defterden sileyim derken hayran oldum, başımın üstüne koyarken hayal kırıklığı yaşadım. İngilizce'den daha çok Türkçe işimize yaradı, hem Batum hem de Tiflis’te. Burada insanlar yardımsever, sakin, hatta biraz içine kapanık. Polisler nazik, söylenene göre asla rüşvet almıyorlar. Kapalı çarşı usülü ısrarlı satıcılar ortada yok. Evet dilenciler var, yaşlı kadınlar ve çocuklar. Onlar ısrarlı.
Ülkeye nüfus cüzdanımızla girdik, ne güzel. Ama söylemeden geçemeyeceğim: Sarp kapısında hem Gürcü hem de Türk gümrük girişi tam bir rezalet. Ezilmekten zor kurtulduk. Kadınlar, çoluk çocuk her gün perişan oluyor. Umarım bir an önce düzelir.
Tifliste şehir merkezine yakın eski evlerin olduğu mahallelere gittik. Kaldırımlar eski, iyice çukurlaşmış, evlerin sıvaları dökümüş, altından tuğlalar gözüküyor. Bazı binalar tamir edilemeyecek durumda. Bitişik nizam, iki katlı, bodrumlu evler ve evlerin arasında genişce bir giriş. Oradan girer girmez karşınızda geniş bir avlu ve bahçe. Burada insanlar içi içe yaşıyor. Çamaşırlar asılı, çocuklar ip atlıyor, saklambaç oynuyor.
Türkiye'de de evler böyleydi bir zamanlar, bahçeli evler vardı, ta ki betonlaşma hastalığına yakalanana kadar. Gürcüler şanslı; bu betonlaşmayı, çarpık şehirlemeyi yaşamamışlar, belki fakirlikten ve uzun yıllar ülkede yönetimi ellerinde tutan Rusların buraya bir yatırım yapmayı düşünmediklerinden. İyi de olmuş. Şimdi ise inanılmaz ölçüde güzel binalar yapılıyor ülkede. Özellikle Batumda yapılan yeni binaların hemen hepsi bir mimarlık abidesi. Karakterli ve tarihi görünümlü binalar. Bravo dedim ve kıskandım. Ben artık günümüzde tarihi karakterli bina yapılamaz - çünkü maliyet ve işçilik çok fazla olur diye düşünürdüm. Ama isteyince oluyormuş demek. Pek zengin bir ülke olmayan Gürcistan'da bu pekala yapılabiliyor. Ama bunun için zevk sahibi olmak gerek. Türkiye'de bina yapanlara duyurulur.
Batum'da bol miktarda Türk yaşıyor. Daha çok tarihi Orta Cami’nin etrafında yoğunlaşmışlar. Sanki kendi memleketimizde dolaşıyoruz. Türk parası da geçiyor. Türklere ait lokantalar, berber dükkanlarları, kahvehaneler. Kahveler gene aynı, Türk erkekleri kağıt oynuyor, çay içiyor. Tek fark orada çalışanlar Gürcü kadınlar. Güzel Türkçe biliyorlar. Kadınlar toplumun her yerine girmiş burada. Seyyar satıcı, kafede garson veya otobüs şoförü kılığında...
Gürcistanda manzara şu: şehirleşme açısında yapılacak çok şey var, binalar, kaldırımlar eski ve bazı alt geçitler kokudan içine girilemeyecek kadar berbat. Ama yaptıklarında binaları en iyi şekilde yapıyorlar; aceleye getirmeden, malzemeden çalmadan, paradan kaçmadan, süslü ve zevkli. Caddeler Moskova'daki gibi oldukça geniş ve düzgün.
Bütün bunları gördükten sonra, bizi düş kırıklığına uğratan insanların sigara içmesi oldu; Kapalı veya açık yerlerde takside kadınlar, gençler sigara tüttürüyor. Yasak bu ülkeye gelmemiş henüz. Hatta bir pastanede hamile kadının sigara içtiğine şahit olduk.
Gürcüler dindar insanlar. Rusların ateist bir topluluk oluşturma gayreti ters tepmiş. Zorla birşey olmuyor. Ortadoks kilisesine mensuplar. İbadet yerlerini uzaktan bile görseler 5 - 6 kez haç çıkarıyorlar. Kilisede azizlerin ve önemli şahsiyetlerin resimlerine dokunma ve öpme adeti var. Kilisenin dükkanlarında bizim bildiğimiz tespihler satılıyor. Baktım aynı mı diye, bu tespihlerin iki taşı eksik ve uç kısmında haç var. Eski olsun yeni olsun etraftaki bütün kilise binaları estetik bir mimariye sahip.
Türkiye'ye döndükten sonra birkaç arkadaşım, neden Gürcistan'a gitmek icap etti diye sordu. Öyle ya bir sürü Avrupa ülkesi dururken. Türkiye'de Gürcüler fakirlikleri ve evlerde çalışmaya gelen hizmetçiler ve hatta hayat kadınlarıyla biliniyor.
Ben Gürcistan'a giderken hem komşumuzla tanışmak hem de kafamdaki bir önyargıyı zorlamak istiyordum: Şöyle ki Müslüman ülkeler geri kalmıştır, Hristiyan ülkeler moderndir.
Amaç bu önyargıyı kafamdan atmak. Gürcistan'a giitiğimde Hristiyan ama geri kalmış, fakir (Türkiye'den geri) bir ülke bulmayı planlıyordum. Böylelikle geri kalmışlığın dinle ilgli olmadığını kendime ispatlayacak ve gözlerimle de görecektim. Ama planım tutmadı. Gürcistan beni şaşırttı. Hiç de geri kalmış bir ülke değil ve doğru yolda ilerliyor.
Hatta bizim Gürcülerden öğreneceğimiz şeyler var. Buyrun tam 314 sene Osmanlı şehri olmuş Batum’a gidin. Sonra da örneğin Rize'ye gidin, burada belki beton binalardan başka ziyaret edilecek bir yer bulamayacaksınız. Ama Batum'da görülecek çok şey mevcut. Oysa bu iki şehir birbine çok yakın. Aralarında 129 kilometre var, ikisi de Karadeniz kıyısında. Bizim Rize'ye neler yaptığımızı, onların Batum’a neler yapmadığını görün.
Atila Besceli - 2013