- Kategori
- Blog
Kapıyı bulursan girersin…

Görsel kaynak: muhasebenet.net
Son zamanlarda blog okunma oranının düştüğünü hepimiz biliyoruz ve bundan da şikâyetçiyiz. Hoş, şikâyetçi olmayan ve benim “tıkım” yerinde diyen de vardır elbette.
Vardır ama aramızda “tık” diye sözünü ettiğimiz ve bize, güya, okunmayı ifade eden sayıların gerçekten “okunma” olmadığını da biliyoruz.
Yine de tüm yazanlar “tık” sayısına bakıp kendilerince sonuçlar çıkartıyor. Bu sayıya bakıp seviniyor ya da üzülüyorlar. İşin doğrusu yüksek sayıdaki tık ve yorum yazan için bir moral kaynağıdır.
Bu yüzdendir ki, moral kazanmak için yazarlar tarafından sosyal medyanın imkânları da, arama motorları da bol bol kullanılıyor.
Kullanılıyor ama gerçekçi olanlar “yüksek tık sayısının” önemli olmadığını bilirler. Onlar için amaç okunmaktan ve anlaşılmaktan ibarettir zaten.
Lakin aramızda “tık” hastaları da yok değildir. Yüksek tık sayısına erişmek için, örneğin, başlıkta porno sözcüğünü ya da cinsel çağrışım yapan sözcükler kullanırlar. Bunun yanı sıra futbol takımlarının adını kullanmak da bir başka pratik çözüm olarak bilinir.
Bunların hepsini doğal karşılamak gerekir…
Herkesin blog yazma konusunda ideali farklıdır. Binlerce tık almış ama içeriğinde boş laflar olan yazılar, gün gelir yazarını bile isyan ettirir.
Bunlar ucu açık (ve bana göre tartışılmasında yarar olmayan) konular. Kimi tık sayar, kimi yorum sayar, kimi çok yazar, kimi az yazar, kimisinin farklı beklentisi vardır… Hepsi doğal!
Eğer amacınız “okunmak” ise, tık meraklıları ile aranızda çok büyük fark vardır: Amacı okunmak olanlara bol bol okur gerekir, diğerlerine ise bol bol tık…
E, peki okunmak isteyenler bu okurları nereden bulunacaklar? Örneğin; sosyal medyadan, kısmen, bulunabilir. Peki sonra?
**
Geçenlerde bir konu hakkında konuşurken karşımdaki gence Milliyet Blog’ da bir yazıyı ve yazarı tavsiye ettim. Ona “Milliyet Blog’ a gir, oradaki formatı ve yazıları da incele belki, gün gelir, sen de yazmak istersin” demiştim…
Gençler çok uyanık. Ne de olsa hepsi de deneyimli birer internet kullanıcısı ve hatta blog yazarı.
Aynı gece bana bir e-posta göndermiş:
Hocam, Milliyet Blog çok okunur, güzel yazılar da var demiştiniz ama ben gördüm ki Milliyet Blog yazarları kendileri çalıp, kendileri oynuyorlar. Çünkü Milliyet ana sayfasında blog girişini bulmak samanlıkta iğne aramak gibi bir şey. Hiç kimse bu iğneyi aramaz.
Bence yazarlar kendi aralarında al gülüm, ver gülüm yaparak birbirlerini tıklıyorlar. Diğer tıklamaların çoğu arama motorlarından geliyor. Arama motorlarından bulanlar da okuyor mu, okumuyor mu zaten belli değil. Bir kısmı da sosyal medyadan geliyordur, onlar da okuyarak mı beğenirler, ayıp olmasın diye mi beğenirler, kimse bilmez.
Tavsiye ettiğiniz yazıyı ve yazarı bile arama motorundan buldum. Her neyse, güzel bir yazıydı, tavsiyeniz için teşekkür ediyorum. Çok yararlandım…
Ama ben kendi sitemde yazmaya devam edeyim. Daha çok okurum ve sağlıklı istatistiklerim var.
Buyurun buradan yakın… Adam Milliyet Blog’ u beğenmedi!
Ev sahibi olarak üzüldüm. Ama genç haklıydı. Ben de üşenmedim, Milliyet ana sayfaya girdim ve bloglara nereden gireceğimi, bilmeyen bir kişi gibi, araştırdım.
Bizler alışkanlıkla ya da kısa yollarla giriyoruz ama bizim dünyamızdan hiç haberi olmayan birisi dünyamızı nasıl bulur?
El cevap: Biraz zor bulur!
Çünkü en üstteki barda kırmızı ile işaretli “Tümü” yazısının üzerine gelip, imleci biraz bekletirseniz yeni bir menü daha açılıyor, kapı burada! Kapı burada ama eğer gazete başlığı siyah ya da koyu renk bir zeminse açılan menüyü okumak imkânsız. Keşfetmeye “çok niyetli olan” birisi bile oradan bulup blog sayfasına giremez.
Yani buradaki kapı sır kapısı gibi bir şey; ararsın bulamazsın, bulursun giremezsin…
Aşağı doğru inip aramaya devam ettim:
Blogların tanıtıldığı, aşağılardaki, giriş kapısını bulmakta zorlandım; çünkü sayfa durmaksızın kendisi yeniliyor ve en başa dönüyordu. Sabırla indim aşağılara ve giriş kapısını buldum!
Buldum da; o kapıyı zaten bildiğim için buldum! Takdir edersiniz ki blog yazarı olmayan hiç kimse benim gibi aramaz.
Haydi, bloglarla ilgisi olmayan bir kişi bu kapıyı buldu diyelim; Milliyet okurunun o kapıdan girmesi için nasıl bir gerekçesi olabilir? Belki ilginç bir blog başlığı dikkatini çekebilir ve tıklar…
Başka? Ben başka bir neden göremiyorum!
Üçüncü bir kapı da sayfanın en altında var.
Sayfa yenilemenin gazabından kurtulursanız en altta minik BLOG ikonunu görür ve girebilirsiniz.
Sizce bunlar normal giriş kapıları mıdır? Bizi bulabilirler mi?
Bence çok zor!
Şimdi oturup düşünün; blog dünyasının giriş kapısı zor bulunuyorsa, okur bizi nasıl bulacak? Bizi bizden başka kim okuyacak? Arama motoruna takılırsak ne âlâ, yoksa yeni okur yok! Biz çalıp, biz oynarız…
Zaten amaç da bu gibi görünüyor bana:
Yazarların değeri, yazının değeri, konular, tartışmalar… Hepsi boş! Önemli olan yazıların çeşitliliği…
Ne kadar çeşitli başlık varsa (başlığın altı bomboş da olabilir) o kadar da tık ihtimali var.
Pek tabi ki ne kadar yazar varsa o kadar da arama motoruna takılacak isim var… İşte bu yüzden nüfusumuz durmadan artıyor. Profil oluşsun yeter; yazıp yazmaması, ne yazdığı hiç önemli değil. Yeter ki ismi arama motorunda aransın! Eh, bir de yazarların tıklaması var ki, o da başlı başına hatırı sayılır bir tık kaynağı…
Lafın kısası, tüm yazarlar ve yazılar birer tık kapanı… Çünkü ne kadar tık, o kadar reklam…
Anladınız değil mi?
Tabi ki anladınız! Zaten çoğu kişi (özellikle eskiler) bunun böyle olduğunu iyi bilirler.
Neden yazıyoruz o zaman?
Tabi ki kendimiz için! Birer tık kapanı olduğumuzu bilerek, isteyerek yazıyoruz. Hep birlikte bir pasta oluşturuyoruz.
Şunu da söylemeden geçmemek gerekir; söylediklerimden “ sırtımızdan para kazanılıyor” gibi bir sonuç çıkartılırsa çok yanlış olur!
Hepimiz aynı fikirdeyizdir; MB’ un yaşaması için gelirinin olması gerekiyor. Bu ancak reklamla olur! Reklam da tık sayısına göre verilir.
Keşke MB daha fazla kazansa ve bloglara bu nedenle daha çok önem verilse. Böylece blog yazarları daha geniş bir kitleye ulaşsa ve öyle olsa ki; MB okumak (yazmak demedim) önemli bir ayrıcalık olsa…
Çok uzattık!
Özetlersek; tamam, her şeyi farkındayız da; hiç değilse tık emekçilerinin hatırı için, ana sayfaya, yukarılarda görünür bir yere blog kapısı koysanız diyorum…
Bizlerin de (bizden başka)okurları olsa, fena mı olur? Böylece tık da artar, reklam geliri de…
Olmaz mı?
Bence çok güzel olur…