​ Karaburun, Mordoğan ve "Nergisî" / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '07

 
Kategori
Edebiyat
 

Karaburun, Mordoğan ve "Nergisî"

Karaburun, Mordoğan ve "Nergisî"
 

Suda kendine bakıyor su

Saçlarını çözüyor sonra
Dudaklarını boyuyor, gözlerini
Ayak parmaklarıyla konuşuyor

Suda kendini okşuyor su
Memelerini, karnını
Karnının dilini

Uçuyor sonra
Yıldızları koklayarak
Kekiklerin ışığında

Tensemeler adlı kitabında böyle diye Erdal Alova, bu şiirinin ismini de "Nergisî" koyar. Ve bir ka sayfa sonra tenin güzellikleri anlattıktan sonra, "Nergisî: Çözülme" yi gösterir:

Kendine dokundukça yaşlanıyor

Parmak izlerinden
Suda halkalar gibi yayılıyor kırışıklıklar
Mor delikler bitiyor her yanında
Saçları mavileşiyor, sonra dökülüyor
Ömrün bitik ırmakları
Kabarmış bir harita gövdesinde

Birden bir ışık bıçağı
Dörde bölüyor sesini
Hiçbir şey duymuyor artık
Ne gölge, ne ağırlık
Kemiklerinin kaybolduğu yerde
İki ışık bakıyor
Yalnız kendilerini gösteren bir aynaya [1]

Haritanın kabarmış yerleri, kesinlikle suya batmış yerleridir! O yerlerden biri de, İzmir iline bağlı olan Karaburun'dur! Karaburun, epey burunda kaldığı için midir bilinmez ama hem mis gibi nergis koklar, hem de İzmir'in en küçük ilçesi olarak yaşar.

Karaburun ilçe merkezi Kaza, İskele, Burgaz Arkası, Bodrum olarak 4 ana kısıma ayrılmış. İskele kazanın balıkçı barınağının bulunduğu yerde... Aynı zamanda da akşamları insanların yürüyüş yaptığı kordon boyu. Burada benim yaptığım gibi bir kıyı restaranında, ucuz fiyata nefis balık yiyebilir ve aç kediciklerin karnını da doyurabilirsiniz.

Karaburun'da İskele'nin önünde Büyük Ada ve Burgaz Arkasına bakan Küçük Ada bulunmakta. Burgaz arkası daha çok yazlık evlerin olduğu kesim. Bodrum ise ilçenin en işlek plajının bulunduğu kısım.

Her ne kadar doğal zenginlikleri itibari ile tatil turziminin tüm imkanlarına sahip olsa da, turistler açısından tenha denilebilecek bir durumda. Bunda en büyük etmen olarak uzun, çok virajlı ve dar yollara sahip olması gösterilmekte. Tabi ki bu girintili çıkıntılı kıyı şeriti virajlar yanında birçok irili ufaklı koyları da beraberinde getirmekte. Doğrusu bu virajlar insanı korkutur. Bilin bakalım "Korktuğum Şey" diyen ve aşağıdaki şiiri yazan şairimiz kimdir?

Gün çekildi pencerelerden;
Aynalar bastan basa tenha.
Ses gelmez oldu bahçelerden;
Gök kubbesi döndü siyaha.

Sular kesildi çesmelerden;
Nerden dolacak bu tas nerden,
Nergislerin açtığı yerden
Ey kuş uçurtmayan ejderha?

Ne yardan geçilir, ne serden;
Korkuyorum bu gecelerden.
Bel bagladığım tepelerden
Gün doğmayabilir bir daha. [2]

Tahmin edebildiniz mi? Hâlâ yanıtınız yoksa ben söyleyeyim: Cahit Sıtkı Tarancı! 1946'da Cumhuriyet Halk Partisi Şiir Yarışmasında Otuz Beş Yaş adlı şiiriyle birincilik ödülünü kazanan, 1957'de Varlık Dergisi'nin açtığı bir soruşturmada, yaşayan yazarlar arasında en beğenilen yazar seçilen Tarancı, İkinci Dünya Savaşı çıktığı sırada Paris'tedir ve Nazilerin Paris'e girmesiyle kendine bir kaçma planı yapar. Bu plana göre bir bisiklet bulur ve tarafsız bölge olan İsviçre'ye tam on gün boyunca bisiklet sürerek varır! Bu nedenle Tarncı'nın başı virajlarla pek hoş değildir...

Gelelim Karaburun'a... Karaburun konumu itibari ile açık denize baktığı için, suyun devirdaim içinde olması nedeniyle, temiz bir denize sahiptir. Kötü hava şartları sebebiyle dalgalı ve çalkantılı durumlar dışında, deniz çok berraktır. Dik dağlık yapısı gereği kumsaldan çok kayalık yapıya sahip olan Karaburun, su altı zenginliği açısından dikkat çekmektedir. Bu yapısı ile tüplü ve tüpsüz dalış meraklılarının ilgisini çekmektedir. Balıkçılık ile ilgilenenler içinde birçok imkan sunmaktadır.

Haydar Ergülen, "Yaprak Tekrarı" şiirinde "güz, resimlerde bir yaprak tekrarı hala // özlendiği odalarda açmayan nergis / ateşi mırıldanıyor kovulduğu bahçede, / şehrin yeni yağmuru yangınlardan habersiz" der. Eğer buraya gelirseniz, hem nergis hem de ılık yaz yağmuru içinizde açacak...

Karaburun'da, turist potansiyelini daha çok yazlığı olan yerli turistler oluşturmakta. Yabancı turistlere çok az rastlansa da İzmir'den gelenlerle hemen kaynaşabilirsiniz. Buna bağlı olarak yazlık eğlenceye yönelik tesisleri sınırlı. Ama okey masası ve güzel sohbetler ne güne duruyor?

Karaburun'un sessiz, huzurlu ve mor gecelerinde hangi turist pencereleri altında "Serenad"lar yapılır bilmem ama, Ahmet Muhip Dranas şiirinde şöyle diyordu:

Bir kuş sesi gelir dudaklarından;
Gözlerin, gönlümde açan nergisler.
Düşen öpüşlerdir dudaklarından
Mor akasyalarda ürperen seher.

Pencerenden bir gül attığın zaman
Işıkla dolacak kalbimin içi.
Geçiyorum mevsim gibi kapından
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ. [3]

Karaburun, öğleden sonra hava kararıncaya kadar hergün düzenli esen imbat rüzgârına sahip. Bu esinti ilçeye sıcak havalarda da serinlik verdiğinden kavurucu yaz aylarının rahat geçmesini sağlıyor. Doğrusu ben de orada Temmuzda olmama rağmen geceleri epey rahat uydum. Bunun yanı sıra rüzgar sörfü meraklılarına bir ortam oluşturan koylarıyla, insanı cezbediyor.

Burada da kadınlar aktif ve nergisin dünyaya yayılmasındaki büyük pay da onlara ait. Gülten Akın, "Kadın Olanın Türküsü"nde, belki de bunu anlatır:

Git oldu can, sürgün geldi dayandı
Sürgün yine geldi dayandı
Kitapları topladım, çocukları giydirdim
Hadi de doğrulalım Dranazın karına
Biz nereye düşeriz, halk fakir fıkara

Her bahar, her yaz gurbette
Sılaya dönmesi olur velakin
Ne sılamız belli, ne gurbetimiz
Çiğdemi Ardahan yaylalarında
Nergisi Sinopta
Vanda koparmışsak sarı gülü
Portakal kokusu Kumlucadan gelir
Karıştırdık sıla nere, gurbet hangisi
Bizim gibi gurbetçi görülmemiştir [4]

Dönüşte uğradığım Mordoğan, aban Karaburun'dan küçük ama çok daha sevimli geldi. Bir yanımın Ayvalık'a bağlı olması, bu şirin yaz kasabasını hemen sevdirdi bana.

Yolunun virajlı olması sebebiyle Çeşme ya da Kuşadası kadar popüler olmasa da, yol boyunca maikler ve zeytin ağaçlarıyla size cenneten bir köşe sunuyor. İzmir Üçkuyular'dan kalkan minibüslerle yakşalık 1 saatte ulaşmak mümkün. İzmir'e 80 km mesafadeki bu kasaba, minik koyu ve meydanındaki hoş lokantaları, çay bahçeleriyle, beni hemen kolları arasına aldı.

Uzunada'nın tam karşısında yer alan Mordoğan, özellikle Çatalkaya, Ayıbalığı kayalıkları ve Plajı, Ardıç Plajı, amatör balıkçılığı ve yetmişi aşkın çeşit mor çiçekleriyle ünlü!

Şimdi isminin nereden geldiğini de anladığımıza göre, sözü ikiletmeden, Yılmaz Odabaşı'nın, "İkinin şiiri"ne bakabiliriz:

bugün iki kez yağdı yağmur
iki kez eskidim sanki

iki ömrü kolkola yaşadım
biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri

hep iki şömine yandı yüreğimde
birinde ateşti diğerinde kül

ve iki kez aşık oldum
bundandır iki kez ölmüşlüğüm [5]

Tarif ettiğimiz gibi eşsiz güzellik, insanın bozmadığı Mordoğan'da tatil yapıp, içinizde sıcak bir ateşin yayılmasına neden oluyor. Bakirliğini yolunun bol virajlı olmasına bağlı Mordoğan, saf sevgisi ve enerjisiyle, her gün ufkunu mor'a boyayarak doğuyor. Burada günü doğurmalı ve doğaya yeniden âşık olmalısınız. Böylece tıpkı gün doğumlarınız gibi, gurup vaktiniz de mora boyanır, Hilmi Yavuz'un "Doğunu Geçitleri" şiirinde dediği gibi:

ateştir eski geceler
''tut ve yan, tut ve yan
kül ol, gülümüzden''
şairler akşamdır, ateşgedeler
ve biz kendi külümüzden
bir huma ile geçtik

bir hayal olmadadır göl şimdi
göründü elele göl ve giz
gördük, bir kuğuya yolcu olduğu
yerde kayboldu nergis
ve biz, öyle ki, bu yolculuğu
bir rüya ile geçtik

çok uzun anlatmak gerekti
ve biz, sadece ima ile geçtik [6]

Gölü değil ama denizinde ferahladığımız Mordoğan, ismi gibi beni hem mor kıldı, hem de yeni bir "doğum" gibi içimi aydınlattı.

Sezai Karakoç, "Doğum" adlı şiirinde hem baharı hem de nergisi öyle güzel dizelerine anlatır ki, şiirden çıktığınızda üstünüz başınız negis kokar:

Çiğ düştü göklerden
Ve bir bahar günü doğdun sen

Güvercinler geçti menekşelerden
Ve bir bahar günü doğdun sen

Kendi kendine ayna olan nergislerden
Leylakların gün doğuşu ürperişinden
Zambakların kıyı kıyı bakışından
Geldin sen
Ve rüzgarlar karları süpürdüğünde
Ve insanı çıldırtan kuş sesleri işitildiğinde
Birdenbire aydınlandı annenin yüzü
Ve bir bahar günü doğdun sen

(...)

Güller dönüştüler yatak çarşaflarına
Leylaklar yaklaştılar korka korka
Nergisler benliğimizin ortasından baka
Gelip fon oldular insanın
Bir kere daha
Sende yeniden yaratılışına
Bir bahar hali yaratışına

Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen [4]

Ve ayrılırken "Gün geldi işte! Nergis dolu bir gemi dayandı iskeleme" dedim. "Ey Karaburun, ey Mordoğan, şimdilik gidiyorum" dedim kendime, "dudaklarımda bir nergis tadı" hayatı delice severek...

Keşifçe:

[1] Erdal Alova, "2001-1973 Dizeleri, Toplu Şiirler", DonKişot Yay., 2003.
[2] Cahit Sıtkı Tarancı, "Otuz Beş Yaş - Bütün Şiirleri", Can Yay., 2001
[3] Ahmet Muhip Dranas, "Şiirler - Bütün Şiirleri", YKY,
[4] Gülten Akın, "Toplu Şiirler II", YKY,
[5] Yılmaz Odabaşı, "Aşk Bize Küstü", Scala Yay., 2000
[6] Hilmi Yavuz, "Gülün Ustası Yoktur", Can Yay., 2004.

 
Toplam blog
: 353
: 3712
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..