​ Kardelen Yazı / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '20

 
Kategori
Öykü
 

Kardelen Yazı

Kaldırımdan aşağı inilince arada lavabolar kısmı, vestiyer falan geçildikten sonra tekrar merdivenler var, yukarı bahçeye çıkılıyor. Bahçede bar kısmı var, üzeri kapalı yanları açık yirmiye yakın masanın olduğu bir restoran kısmı bulunuyor. İçkili bir yer tabi, öğleden sonra başlıyor esas servis. Sabahtan ön bahçede çay içenler çekilince arka bahçede akşamcıları ağırlıyoruz. Burası Kardelen, bense üniversite öğrencisiyim, gazeteden buldum, görüştüm “başla” dediler. Yaz boyu harçlığımı çıkarmak için ilk defa böyle bir yerde çalışıyorum. Günde on iki saat ayaktayım, ayaklarım pişiyor gün içinde ayakkabının içinde hapis, mağdur. Ne de zormuş bu iş! Dışarıdan pek de kolay bir iş gibi görülüyordu halbuki.

Kardelen’in kapısından girince öyle kendilerinden eminler, kendi evlerine gelir gibi geliyor hemen hemen aynı insanlar, birbirine aşina yüzlü akşamcılar haftada en üç akşam misafirimiz oluyorlar. Hepsi de işletmeciyle çok samimiler, araları gayet iyi, dostlar. Aynı takımın üyesi gibi bir görüntüleri var ama ben ne olduğunu anlamıyorum, işim de değil ayrıca. Bana ne?

Akşam güneşi Ankara semalarından ayrılırken akşamcılar da güneşle sözleşmiş gibi ortaya çıkıveriyorlar. Seviyor bu adamlar içki içmeyi, sarhoş olmadan önce gayet oturaklı adamlar, genellikle politikadan konuşuyor bizim kulağı kesik hep solcular. İşçi haklarından, grevlerden söz ediyorlar. Tabi gelenlerin kıyafetlerinden işçi olmadıklarını anlayabiliyorum, çünkü bir işçi asla bırakın takım elbise giymeyi,  kumaş pantolon bile giymez. Bunlar daha ziyade bürokrat tipli insanlar. “Herhalde çalışmanın ne olduğunu bunlar çoktan unutmuştur” diye geçiriyorum içimden. Sonra bunların aslında çoğunun sendika yöneticisi olduğunu, anadan doğma solcu olarak gelenekten solcu olduğunu söylediklerine kulak kabartıyorum anlamsız geliyor nedense bana. Olsun yine de güzel bahşiş bırakıyorlar giderken. Öğrenci adamız sonuçta; bize ne sağdan soldan verdiklerine bakıyoruz.

Kötü insanlar değiller aslında muhabbet etmeyi seviyorlar. Saat on on bir olmadan sallanmaya başlıyorlar. İşte o zaman pamuk gibi adamlar. Lavaboya giderken merdivenlerden düşmesinler diye kollarına girmemi işaret ediyor şef, koskoca adamları tuvalete götürüyorum. Bekliyorum sonra kapıda, geri gelince bardaki Rıza abi kafi diye işaret yapıyor.

Taksi çağırayım mı abi? diyorum

İtiraz etmiyor ama bir müddet anlamıyor ne dediğimi, bir şey demek istiyor da sözleri de ağızlarının içinde kendinden geçmiş dili, yuvarlanıp duruyor ama doğum bir türlü gerçekleşmiyor, ben sabırla bekliyorum.  Bir müddet sinir harbi yaşanıyor: Sonra kelimeleri u harfi uzuyor! Olur, ölür gibi bir değişik bir kelimeye dönüşüyor. Peltek peltek konuşuyorlar, kendileri de durumun farkında eğleniyorlar kendileriyle ama haklarını teslim edelim kesinlikle kabalaşmıyorlar. Küfretmiyorlar. Hepsi okumuş adam ne de olsa.

Az öteki masada yirmi beş yaşlarında iki kız oturuyor. Maşallah su gibi içiyor bana mısın demiyorlar. En çok onlarla muhabbet ediyorum ama tabi kötü niyetim olduğundan değil, merakımdan. Bu kadar içip de erkeklerden daha sağlam bir şekilde masadan kalkmalarını, onca içkiye bana mısın demelerine şaşıyorum. Hem ne iş yapıyorlar ki neredeyse her akşam içmeye geliyorlar. Kimseyle de öyle samimi oldukları falan yok aslında gayet seviyeliler, hanım hanımcıklar aslında. Ben genellikle onlara iyi davranıyorum, gerçekten gülümsüyorum. Çünkü bu iş benim esas işim asla olmayacak biliyorum o halde işin zevkin çıkaralım. Hem aksi halde nasıl yapılabilir ki bu iş? En çok da sürekli o işi yaptığı halde müşterinin arkasından söven garsonlar beni şaşırtıyor. Neden ikiyüzlü olmak zorundalar. Onlar işi iş olarak görüyor bense işin eğlencesindeyim aslında. Bahşiş vermeyen müşteri olunca arkasından basıyorlar kalayı. Çok bozuluyorum ama bir şey de demiyorum; bana ne hem işime bakıyorum işte. Beni asıl şaşırtan abartılı karşılamaların sonunda adamlar giderken eğer bahşiş bırakılmaması halinde suratlarının asılması beni şaşırtıyor. Bense adam bahşiş verse de vermese de pek aldırmıyorum. Alışmadığımdan herhalde.

Burada karşılanma tamam ama uğurlanma kesinlikle arkada bırakılan bahşişle alakalı. Düzgün çocuksu bir görüntüm var. Elim yüzüm de düzgün bunun farkındayım, yani en azından bence fena değilim, yüzüm sempatik yani. Bunun farkındayım, hele öğrenci olduğumu öğrenince muhabbet de ediyorlar benimle ara sıra, ben de elimden geldiğince gösterdikleri ilgiyle mutlu oluyorum. Kim olmaz ki? Bazıları ise resmi, onlar konuşuyor ama biz hele de ben burada nasıl yapıyorsam asla ne konuştuklarını dinlemiyorum, sadece istedikleri olunca çağırdıkları anda onların yanına gidiyorum, boşları alıyor, doluları getiriyorum. Sonra adisyonlarına bir çizik atıyorum o kadar.

Kızlar ilgimi çekiyor, sünger gibiler adeta, bana mısın demiyorlar. Yanlarına kimse de oturmuyor, herkesle mesafeliler. Özgürce içiyorlar, sallanmadan yürüyüp çıkıp gidiyorlar. Kendi kendime bu kızlar ne iş yapıyor da her akşam içebiliyorlar diye içimden geçirsem de soramıyorum bir türlü. O kadar özgüvenliler ki benim diyen adamlardan kaviler.

Günler günleri kovalıyor, her gün geliyorlar neredeyse

Klasik sorular soruluyor, işiniz ne, nerelisiniz gibi? Trabzonluymuş birisi, bir vakıfta çalışıyorlarmış. "Merakımı bağışlayın ama diyorum bir vakıf çalışanına ne kadar maaş verebilir merak ediyorum."

Kız cevap veriyor, kız vakıf üst yöneticilerini kastederek: “Onlar hayırseverleri yoluyor biz de onlardan yoluyoruz” diyor. Cevabımı almış oluyorum. Yola revan olan, o yolun yolcusudur diyor bir adam, geldiği yol gideceği yolu tayin eder, diyor başka birisi içimden ses veriyor.

Yine günlerden bir gün yolda karşılaşıyorum kızlarla selam veriyorum ama almıyorlar. Bozuluyorum, kız orada olan orada kaldı diyor. Dışarıda ne sen beni tanıyorsun ne de ben seni tanıyorum.

Garsonların müşterilerine neden küfrettiğini anlar gibi oluyorum, herkes birbiriyle ortamda anlık bir ilişki kuruyor herhalde diye düşünüyorum. Elbette bir hafta on günde bir sektörü özellikle de gece hayatının cilvelerini anlamam zor, pek de ihtiyacım yok, ben kısa süreli çalışıyorum nasılsa. Öğrenciyim harçlığımın derdindeyim ama hayata dair yine de bir şeyler öğreniyorum, öğretiyorlar ya da…

 
Toplam blog
: 2271
: 163
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..