Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1138
 

Karnıbahar kafalar

Karnıbahar kafalar
 

Çığlık çığlığa bir kızlar korosu iki katlı evin üst kat balkonuna bakarak bağırıyorlar. Ay kedisi apar topar dışarı çıkıp neşeyle el sallıyor. Yüzü öyle beyaz ve yuvarlak ki tıpkı aya benziyor. Kedi gibi mırıltılarla konuşması da buna eklenince vazgeçilmez ismini kimse garip karşılamıyor; ay kedisi. Çoğumuz o kadar alışmışız ki ona böyle seslenmeye, adını bile unutmuşuz.

Ekip tamamlanıyor. Dört karnıbahar kafa yola düşüyoruz. aynı biçimde kesilmiş kısa kıvırcık saçlarımız başımızın üzerinde duran bir karnıbahara benziyor. Kimsenin bir şikayeti olmuyor "karnıbahar kafa" diye anılmaktan. Çünkü bu benzerlik bir aile olma, bir ait olma duygusu yaratıyor her bizimizde. Saçlarımızın biçimi gibi, onun altındaki beynimiz de çoğu zaman benzerlikler gösteriyor. Tek fark kimimizin daha kalın buklelere kimimizin daha ince buklelere sahip olması. Beynimizin kıvrımları da aynı şekilde temelde aynı, kıvrımlar bakımından farklı galiba.

Okulun kapısına gelince hep aynı duyguyu hissediyorum: "Kaç, kaç, kaç" Ama o duyguyu yenip kapıdan adımımı atıyorum diğer karnıbahar kafaları takip ederek. İlk binanın girişinde bizi Timsah karşılıyor. "Çoğuuuuklaaaar" diye bağırıyor "Terbiyeli olun" Birbirimize bakıp kıkırdıyoruz. Yaptığımız tek terbiyesizlik de bu zaten. Timsah öfkeyle bakıyor kütüphanenin kapısından. Gerçekten bir timsaha benziyor. (Tanrı beni affetsin) Birazdan bir çelimsiz bir öğrenciyi ele geçirip parçalayacağından endişe ettiğimi söylüyorum diğerleri başlarını sallıyorlar. Timsah gözlerini dikmiş duvar kenarına sinerek giden çelimsiz çocuklara bakıyor. Çocuklar bir yandan kravatlarını düzeltiyorlar bir yandan da Timsaha korku dolu gözlerle bakıyorlar.

Diğer bina önünde kızlar bir yanda erkekler bir yanda sıraya giriyoruz. Bizim sıramızın başında patates ve tavuk arası (Tanrı beni affetsin) müdür muavini duruyor. Onu gülümserken hiç görmemişiz. Gülümsese şaşkınlıktan donup kalacağımızı düşünüyorum. Kadın, patates gövdesini ağır ağır hareket ettirerek "tek tek" diyor. Bizi kontrol edecek. Sırayla önünden geçiyoruz. Saçlara jöle sürülmüş mü, fularlar düzgün bağlanmış mı, küpe kolye gibi terbiyesizce şeyler takmış mıyız, yanımızda roman, müzik dergisi gibi ahlaka aykırı yayınlar taşıyor muyuz? bakacak ve geleceğin tek tip neslinin yetiştiğinden emin olarak huzurla uyuyacak.

Önümde bir pırasa kafa var. Düz kısa saçları özenle taranıp alnında bir kavis oluşturmuş. Pırıl pırıl parlıyor sabah güneşinin altında. Sınıfın en gözde öğrencisi. Notları bizim rüyamızda bile göremeyeceğimiz kadar yüksek. Aynı zamanda çok da kıskanılan biri bu pırasa kafa. Herkes arkasından "Ohoooo ben o kadar çalışsam okul birincisi olurum. Tam bir inek bu kız." diye konuşmakta, atıp tutmakta. Pırasa kafanın önündeki karnıbahar kafa saçına jöle sürdüğü için kenarda bekliyor. Ceza alacak. Bizim pırasa kafa hemen atılıyor "Ben saçıma limon sürdüm hocam" Patates-tavuk bir an bir tereddütten sonra onun geçmesine izin veriyor. Oysa saçında bal gibi jöle var. O dakikadan sonra kızın gerçekten zeki olduğunu, bizim papates-tavuğun mantığını iyi kavrayıp ona göre hamleler geliştirdiğini görüyorum. "Seni küçük sinsi pırasa seniii..." diyorum fısıldayarak.

O sırada patates-tavuk, beni ceza alacaklar bölümüne yolluyor. Ekibimin yanında yerimi alıyorum kıkırdayarak. Tüm öğrenciler geçtikten sonra patates-tavuk bizi baştan aşağı alaycı bir biçimde süzüyor. Gözlerinde "sizden bir halt olmaz" bakışı var. "Eveeeet" diye başlıyor. Bizim karnıbahar kafalardan biri hemen atılıyor "Ama hocam bakın hepimizin saçları kıvırcık. Siz jöle sürülmemiş kıvırcık saçı hiç gördünüz mü?" Eliyle "kes" işareti yapıyor. Hepimizi lavaboya yolluyor. Suyla saçımızdaki jöleden kurtulmamızı, gelip kontrol edeceğini söylüyor. Dediğini yapıyoruz. Sudan çıkmış sıçanlar gibi sınıflarımıza gidiyoruz. Şimdi geleceğin umudu olan gençlerden biri olduk. Çünkü kafamızda jöle yok, zihnimiz açık ve parlak. Bizi soktukları kalıba tıkıştırmaya çalışmış ve kolumuz bacağımız dışarda kalmasına rağmen başardıklarını sanmışlar. Yüzlerinde görevi yerine getirmiş olmanın onuru var. Aferin onlara...

Durmayacaklar karnıbaharları pırasalara dönüştürene dek asla durmayacaklar. O bahçede bir tek sebze yetişsin de diğerlerine yer olmasın istiyorlar. Israrla her sabah ama her sabah onları aldatan pırasalara göz yumup karnıbaharları cezalı alana gönderiyorlar. Pırasalar kıs kıs gülerken karnıbahar kafalar her sabah aynı ızdıraba kafa tutuyorlar. Ve diyorlar ki: "Sizin kalıplarınıza girmeyeceğiz. Çünkü biz böyleyiz."

Ve girmediler de. O karnıbahar kafaların her biri şu an en iyi yerlerdeler. "Sizden bir halt olmaz" diyen patates-tavuğu hayalkırıklığına uğrattılar. Kimi öğretmen, kimi doktor, kimi de ressam oldu. Ve pırasalara dair hiç birşey duymadılar.

Fotoğraf: http://jillbill.deviantart.com/art/my-poodle-1-23060232

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayatın hiç bir yerinde ne öğrenci iken ne sonrasında kimse kimseyi kalıba oturtmamalı yad a saçma sapan dayatmalara sebebiyet vermemeli. Bunun farkına varılsa eğitim sistemi daha güzelleşir değişir belki herşey biz de medeni bir toplum olabiliriz. Yüreğine sağlık Fulya'cığım...

Özlem Akaydın 
 14.03.2008 12:53
Cevap :
Aynı fikirdeyim Özlem'ciğim... Kalıpları kırdığımızı ve insanları kalıplara sokmaya çalışmadığımız zamanların gelmesi umuduyla... Sevgimle sana...  14.03.2008 13:15
 

Geçen kış resim kursuna başlamıştım. Bir kaç ders sonraydı, yaptığım bir deniz manzarasına elinde fırçası ile gelip müdahale etmişti ressam hanım. "Orası o renk olmaz, bu olmalı" deyip resmimi bir anda "benim" olmaktan çıkarmıştı. O kursa bir daha gitmedim, kendi renklerimle kendi resimlerimi yapmaya devam ettim. Öğreticiler yöntem öğretip seçimi kişiye bırakmayı bilseler keşke.

Nilgün Akad 
 13.03.2008 12:26
Cevap :
Sanıyorum bir noktayı göz ardı ediyorlar: Onlar sahip oldukları bilgileri insanlara aktarmakla görevliler, insanları kendilerine benzetmek, onları bildikleri kalıbın içine tıkıştırmakla değil. İyi ki bu tavır yüzünden resim yapmaktan vazgeçmemişsiniz Sevgili Nilgün Hanım. Çünkü öyle insanlar tanıyorum ki bu tip tavırlar yüzünden öğrenmekten, sanattan soğuyor ve bir daha ellerine fırça, kalem almıyorlar...  13.03.2008 13:15
 

amannn ne çektik ellerinden... ellerinde makasları, beliklerimizi sayarlardı... dört belikten aşşağısı kurtarmazdı... budayıverirlerdi... insan yetiştirmiyorlar da, koyun güdüyorlar sanki... sevgiler...

vi/dan 
 13.03.2008 12:04
Cevap :
Hem de neler neler? Saçımızdan fularımıza kadar istedikleri kalıba sokana kadar uğraşıp durdular hepimizle. Eğitim anlayışlarına bugün bile şaşıyorum...  13.03.2008 12:39
 

Kimbilir pırasanın üzerine bolca limon sıkılmış afiyetle yenmiştir belki:) sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 13.03.2008 10:19
Cevap :
Kim bilir belki de :))) Sevgimle size her zaman...  13.03.2008 10:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1086
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster