- Kategori
- Şiir
Kasketini önüne almış adamın öyküsü

Erhan SOYSAL, "Kelebek Kanadında Bir Gelincik" Şiir kitabını okurlarına imzaladı.
Erhan SOYSAL’ın uzunca, “KASKETİNİ ÖNÜNE ALMIŞ
ADAMIN ÖYKÜSÜ” şiiri Hakkında birkaç söz söylemek istedim.
Sevgili dostlarım, şiir sevenler, duygu ve sevginin mimarları,
Her insanın hayatında sevdikleri ve sevmedikleri,
Acıları ve tatlıları, acı ya da tatlı muştuları vardır.
Kimileri analı babalı ve kardeşli iken, kimilerinin böyle bir sevda durakları vardır yada yoktur.
Kimileri çok şanslı iken, kimilerine talih kuşunun, yere düşen tüyü bile denk düşmez.
Ben, aşağıdaki,
Erhan SOYSAL’ın uzunca, “KASKETİNİ ÖNÜNE ALMIŞ
ADAMIN ÖYKÜSÜ” şiirinden çok etkilendim.
Tabiri caiz ise, kendimi buldum sanki.
Sanki ulu bir çınar ağacının altında ezilip buharlaşarak göklere savruldum.
Belki sizlerde beğenirsiniz diye paylaşmak istedim.
Belki beğenmezsiniz.
Ama okumakta, yarar var. Yoğun bir duygunun seli gibi.
Kim bilir..?
Zevklerin ve renklerin durağı farklı farklı yönlerde öyle değil mi..?
ÖNER SAMANLI
İŞTE BENİM ÇOK BEĞENEREK OKUDUĞUM O ŞİİR -
KASKETİNİ ÖNÜNE ALMIŞ
ADAMIN ÖYKÜSÜ
Bir annen oldu senin,
Bir anneciğin yavru,
Sevincinde bir ilkbaharın,
Annen oldu,
Koruyanın meleğin,
Sevincinde gözlerin,
Gözlerinde sevincin,
Yaşam ereğin,
Can eriğin,
Bir annen oldu senin…
Benim,
Ne annem,
Ne babam,
Ne de kardeşlerim,
Olamadı inan,
İnan ki böyle sevgim…
Sen bir Ankara soğuğunda,
Sen bir Akdeniz sıcağında,
Tutunuvermişsin yaşama,
Kavgası sevdasında,
Sevginin okuluna,
Gidememişim,
Sözde ben ise,
İskele de bir baba…
Yalın,
Yalnız,
Yarınları ona,
O,
Yarınlara dargın,
Yüreği doğarken san ki,
Kramplara vurgun…
Sanki bir durağın,
Gelmeyen otobüsü,
İskelede,
Şehir hatları vapurunun….
Belirli belirsiz,
Anlı ansız,
Tamamen yansız,
Sevgisizliklerin çöplüğünde,
Bırakılmış,
Yapayalnız…
Kelebek ömrünü bilirsin,
Gelincik çiçeği gibidir,
Narin,
Yaşam denilen sürecin,
Tanıdığı tek dostudur,
Zalim…
Bir annen oldu senin,
Bir anneciğin yavru,
Sevincindeki bahar kokunla,
Sevincinde,
Yeni bir yılın muştusu
Annen oldu,
Koruyanın meleğin,
Sevincinde gözlerin,
Gözlerinde sevincin,
Yaşam ereğin,
Can eriğin,
Bir annen oldu senin…
Benim,
Ne annem,
Ne babam,
Ne de kardeşlerim,
Olamadı inan,
İnan ki böyle sevgim…
Gidememişim,
Sevginin okuluna,
Sözde ben,
İskele de bir baba…
Öğretebilmek için,
Öğrenmek gerekiyor,
Öğrenebilmenin yolu yavru,
İnan,
Sevgiden geçiyor…
En çok,
İsterdim yapayalnız,
Olmayı,
Bir köyün çobanı,
Bir abamla,
Bir sopam,
Bir de kavalımla,
Sormayı,
Gelene geçene,
Hancıya yolcuya,
Sevginin konakladığı,
Han nerededir, diye…
Deseler ki,
Rüzgarın sesini ver,
Veririm,
Deseler ki,
Denizin en azgın dalgasının,
Dalga kıranı olurum,
Sensizliğin kaderini,
Kim yazdır dı,
Bu yıllara yorgun,
Solgun alına,
İnan ki masumum..!
Hani bir türkü çağırılır,
Çağırıldıkça ağlatır,
Bir yeri de şöyle,
Bir yeri her yeri gibi,
Her yeri beni de acıtır,
“Al tut ellerimi bebek,
Okşa biraz…”
Unuttukça yeniden,
Ağladıkça ağlatır…
Yalnızlık ve sessizlik,
Yalnızlık ve sensizlik,
Anneli babasız,
Babasız,
İki ayakların olsa da,
Tek ayakkabılı…
Olsa yada,
Olmasa da,
Sevginin krallığında,
Keşke müebbete ben de,
Mahkum olsaydım,
Katlanırdım annesizliğe belki,
Bir baba bulsaydım….
Kimliğimde oysa,
Hem annemin,
Hem babamın adı var,
Tıpkı,
Mezar taşlarında,
Yazılı olduğu gibi…
Benim,
Ne annem,
Ne babam,
Ne de kardeşlerim,
Olamadı inan,
İnan ki böyle sevgim…
Gidememişim,
Sevginin okuluna,
Sözde ben,
İskele de bir baba…
Üzülsen de şanslısın,
Ağlasan da kimi zaman,
Bir anneciğin var yakın da,
Seni üstelik,
Çok da seven,
Bir de baban,
Olsa da biraz,
Karlı dağın arkasında…
Yani sen,
Ben gibi,
Seğirtmeç kuşu,
Üstelik şahin yuvasında…
Yabancı hiç de,
Değilsin..
Uçurtmaları çok severim,
Uçtuklarından,
Birde kafa tuttuklarından rüzgara,
Rüzgara dik durduğundan yani,
Kartal kanatlı,
Gökyüzünde her daim,
Bakışları sanki…
Anneler,
Anneler daha tez,
Kavrıyorlar,
Tanrısal döngüde,
Anne olmayı,
Babalar,
Baba olmaya,
Yabancıl,
Yaban gülünde,
Dolu dallarda,
Sanki diken gibi…
Uç uç böceklerini bilirsin,
Uğur böceği dedikleri,
Her açtığımda avucumu onlara,
Kaçtılar bir fırtınanın,
Karakışı,
Savurduğu gibi…
Ben aklıma geldiğimde,
Seninle,
Sen aklıma geldiğinde benimle,
Bir de türkü gelir aklıma,
Ey güzel gözlü yavru,
“Bir göründün,
Bir yok oldun misali”
Çıkmayan piyangolar,
Açılmayan fallar gibilikte,
Gelmeyen talih kuşunun,
Sanki ben,
Her zaman,
Ölümsüz üstelik,
Öz evladıyım…
Benim saçlarımı keşke,
Senin saçlarını tarayanlar gibi,
Bir tarayan olsaydı,
Olsaydı yavru inan,
Yakınmazdım asla,
Yüreğime koca,
Çukurova sığsaydı…
Çorbamda sevgisi,
Çamaşırımda kokusu,
Rüyamda resmi,
Olsaydı,
Keşke annemin, …
Kaşık kaşık içirirken,
Üfleyerek sıcağını babam,
Kokusuna karışınca kokum,
Yürek evime dolsaydı,
Üstelik o evde yüreğimin,
Bir ceviz çuvalında,
Çetin bir ceviz kadar,
Her daim olacak,
Bir yuvası,
Olsaydı…
Benim,
Ne annem,
Ne babam,
Ne de kardeşlerim,
Olamadı inan,
İnan ki böyle sevgim…
Gidememişim,
Sevginin okuluna,
Sözde ben,
İskele de bir baba…
Beni kadınlar sevdi,
Keşke o kadınlar,
Annelerim olsaydı,
Beni sevdi adamlar,
Keşke o adamlar,
Babalarım olsaydı…
Beni sevdiler gençler,
Keşke o gençler,
Keşke,
Karındaşlarım olsaydı,
Beni böyle ezip ezip de geçen,
Kader denilen kalleş,
Hiç değilse yavrucuk,
Bende benimle,
Var olmasaydı…
Hesabı iyi bilmeyen,
Bir bakkalın bakkalcıbaşıyım,
Kötü yemekleri olan mutfağın,
Aşçıbaşıyım,
Bir bakarım aynaya,
Bir fotoğraflara,
Bir de,
Fotoğraflarına,
Sanki yüreğimin mangalında ben,
Onları yakarım…
Benim,
Ne annem,
Ne babam,
Ne de kardeşlerim,
Olamadı inan,
İnan ki böyle sevgim…
Gidememişim,
Sevginin okuluna,
Sözde ben,
İskele de bir baba…
Uzak yerlere gittiğimde,
Sürekli biblo dükkanları gezerim,
Bilirsin değil mi yavru sen,
İnsanların yaptığı,
Kimisi hayvan,
Kimi insanca geçinen,
Canda cansız onlar,
Her birinde başka bir,
Nurhayatlar var…
Kimisi ağlıyorken,
Kimisi aslan yeleli,
Kimi gülerken,
Kimi yırtıcı,
Üstelik de pençeli,
Kimi köşkün zengini,
Kimi şandan öte biçare,
Zavallı kimi,
Şairane,
Kimisi umut taciri,
Kimi sevgi yoksunu,
Kimi perişan,
Kimi aynı ben,
Bir tutsak efendi,
Tutsak ve derinde…
Benim,
Ne annem,
Ne babam,
Ne de kardeşlerim,
Olamadı inan,
İnan ki böyle sevgim…
Gidememişim,
Sevginin okuluna,
Sözde ben,
İskele de bir baba…
Sen bir Ankara soğuğunda,
Sen bir Akdeniz sıcağında,
Tutunuvermişsin de yaşama,
Kavgası sevdasında,
Sevincin gök kubbenin,
En yücesinde,
Mutların makamında,
Oysa ben
Sevginin okuluna,
Gidememiş bir baba,
Yalın,
Yalnız,
Yarınlarından şüpheli,
Yarınlarından korkak,
Yalın ve çıplak,
Sevgiye dair yavrucuk,
Budur yapabileceğim,
Gerçeklerde itiraf…
Yarınlar benim,
Dargın sevgilim,
Bugünlerimse,
Acıların durağı,
Muştuları ötelemişim,
Bir keşke olabilsem,
Sevdaların çobanı,
Hırsla ve tutkulu…
Ayak altlarında savrulan,
Yerde yırtık ve eski bir,
Gazetenin,
Sayfasının birinde,
Bir yalnız adamın,
Yüreğinin doğarken san ki,
Kramplara durduğu,
Sanki bir durağın,
Gelmeyen otobüsü,
Yani kaçırılmış olduğu,
Ve iskeledeki ilanda,
Fırtınasız bir günde,
Şehir hatları vapuru,
Talih Kuşuymuş adı,
Yazıyor du,
Kaybolduğu….
Kaf dağı kadar uzakları,
Anlatıyordu sanki,
Sanki sevgisizlik yoksunu,
Sanki kadir kıymet bilmez,
Hiç nasip olmamış,
Bir fotoğrafın gerçeği,
Şaşkın bir ördek gibi…
Bir de resmi basılmış,
Faili meçhul bir adam,
İşte o adam,
Senin baban,
Çok ama çok,
Benziyor,
Şahidim olsun ki,
Yaradan…
Resminin altında ise;
Yavrucuk,
Benim,
Ne annem,
Ne babam,
Ne de kardeşlerim,
Olamadı inan,
İnan ki böyle sevgim…
Gidememişim,
Sevginin okuluna,
Sözde ben,
İskele de bir baba…
Yazıyor,
Devamı da,
Yırtılmış,
Öylesi işte bir düş gibi,
Savrulup da kayboluyor...
ERHAN SOYSAL