​ Kav - çakmak / Kültürler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '11

 
Kategori
Kültürler
 

Kav - çakmak

Dedemin ve babaannemin yaşadığı, kocaman, toprak damlı, kerpiç, iki katlı evi nasıl unuturum?! O evde, çok sevgili günlerim, çok sevgili gecelerim geçti. Alevden dilini kocaman çıkararak patırtılarla yanan eski, delik ördek sobanın karşısı, yüklüğün heme önü benim yerimdi. Sağımda da amcam otururdu. Dedem, benim sağımda, yan gelip dirseği üzerine dayanıp uzanırdı. Babaannem hep dışarılarda olurdu. Ya yemek yapar, ya bulaşık yıkar, ya ahırda hayvanlara bakardı. Sabahları, odun ateşinde pişmiş tarhananın o mest eden kokusu ile uyanırdım. Yer sofrasına oturur, yufka ekmeklerimizi çorbamıza banar yerdik. Her sabah, mutlaka tarhana çorbası ve pekmez olurdu soframızda. Ben, sadece tatillerde gidebildiğim için, özlerdim bu hayatı. O tarhanayı, pekmezi, buzağıları, kuzuları... Her şeyi...

Şimdi de özlüyorum. O günlerimi hatırlayınca, içimde bir yerledre birşeyler kabarıyor, boğazıma çıkıp düğümleniyor, bir süre sonra geçiyor. Gerçekten özlüyorum o evi, o hayatı, o tarhanayı, o sevgili insanları...

Dedem de, babaannem de bu dünyadan yıllar önce göçüp gittiler. O koca, han gibi ev yıkıldı, yerine iki katlı, modern, güzel bir ev yapıldı. Küçük, rahat, tuvaleti içinde, temizlemesi kolay, vernikli taban tahtaları ile güzel bir ev... Ama... Ama, o ev değil bu ev... O evdeki o koku bu evde yok !! O ruh, o tarhana çorbası, o sabahlar... Yok... Zaman, o evi ve içindekileri alıp götürdü... O evden arta kalan doğru dürüst eşya bile kalmadı elimizde. Dört kardeş bölüştüler, kardeşlerden ikisi de gitti... Bizde, bize kalan, bir pirinç havan, iki kanat çul ve dedemin yatağının başucundaki, demirci işi eski bir çivide asılı duran eski zaman çakmağı kaldı...

Dedemle çok iyi arkadaştık. İstiklal savaşımızın her evresinde bulunmuş, savaşmış, memleketin kurtuluşu için canını ortaya koymuş bir İstiklal Savaşı Gazisi idi dedem. Onunla hep o savaş yıllarını, hep çekilenleri, açlıkları, yoksullukları, yüce insan onurunu ve bu yüceliğin edim gücünü konuşurduk. Bana, bıkmadan, usanmadan aklında kalmış bütün ayrıntıları anlatırdı. Duygularını, düşüncelerini, yaşadıklarını anlatırdı. O savaş yıllarında bir özbe ispirtenin bile altın gibi kıymetli olduğunu, bulunamadığını, ateşlerini kav- çakmakla yaktıklarını anlatırdı. Başucundaki koca çivide, uzunca bir halı ipinin ucunda sallanan çakmağı istedi benden bir gün. Bu, bildiğimiz kara çelikten, örs üzerinde kızdırılıp dövülerek şekillendirilmiş, eşitkenar üçgen bir demir parçası idi. " Al bunu, sende kalsın. Bunun kıymetini ancak sen bilirsin. İşgal zamanı, İzmir'de yaptırdıydım bunu. Bütün İstiklal Harbimiz boyuna cebimde idi." Bugün gibi hatırlıyorum. Erken sonbahardı. Akşamüstü saatleri. Evde hiç kimse yoktu, dışarısı günlük güneşlikti. Neşeli bir akşamüstü idi. Kırkbir senelik yaşamımda, en çok değer verdiğim hediye, işte bu demir parçası olmuştur.

Daha sonraları, aynı çakmaktan gerek yaptırdıklarım, gerekse kendi yaptırdıklarım oldu. Hatta, kumaş, deri muhafazaları içinde, yanında çakmak taşı ve külde kaynatılıp kurutulmuş kavı ile çakmaklarımı çok taşıdım, hatta sigaralarımı hep onlarla yaktım. Hala, bazan alır, cebima koyarım, kullanırım.

Geçmişle bağlarımızın koparılmaması gerekir mi, gerekmez me? Geçmişle bütün köprüleri yakmalı mıdır, yakmamalı mıdır? Geçmişi olmayanın, bence, ne bugünü, ne de geleceği olamaz. O İstiklal Savaşı Gazisi Çakmak, o dedemin bana verdiği hediye, elime her aldığımda, beni İnönü'lere, Sakarla'lara, Dumlupınar'lara götürür. Oralarda gezdirir, ağlatır, güldürür...

Milletlerin de, geleceklerini kurarken, geçmişlerinden edindikleri deneyimlerden vazgeçmemeleri gerekir. Bugün, Dünyanın Emperyalist kan emicileri, bizi, köklerimizden uzaklaştırabilmek için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar. Yakın tarihimizi, HER NE OLURSA OLSUN unutmamak, unutturmamak, yeni kuşaklara, yaşayan, gözle görülen, elle tutulan bir değer olarak aktarmak zorundayız. İstiklalimizi, tırnaklarımızla, zorla edindik biz. Eserimizi, yine tırnaklarımızla koruruz !

 
Toplam blog
: 5
: 194
Kayıt tarihi
: 21.11.11
 
 

31 Mayıs 1970 günü, Sivas- Yıldızeli'nde, iki öğretmenin çocuğu olarak dünyaya geldim. 5 yaşıma k..