​ Kaybedecek nelerimiz var? / Çevre Bilinci / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '06

 
Kategori
Çevre Bilinci
 

Kaybedecek nelerimiz var?

Kaybedecek nelerimiz var?
 

Şimdi bu ilk kelimeyi yazmadan öncesine kadar önümde beyaz bir sayfa vardı... Beyaz sayfaları severim. Bilgisayarımın başındayken, her ne yapıyor olursam olayım aşağıda beyaz sayfam daima açık olur. Okurken, çalışırken, düşünürken yada bir arkadaşım veya misafirimle sohbet ederken daima ekranın altında o beyaz sayfa durur.

Zaman zaman bir an da gelen bir seziş, bana uzanıp dokunan bir bakış, uzaklarda kalan hatıralardan bu güne doğru esipte aniden zihnime misafir olan bir anı veya penceremin önünden geçerken gözümün takıldığı bir gülüş ansızın bu beyaz kağıda düşüverir.

Bu gün de işte böyle bir gün...

Sabah otobüs durağında bir film afişi gözüme ilişti. Aslında afişden önce bir çift göz gördüm. Ve o an ürktüm, afiş olduğunu anlamadım önce sadece gözler vardı...

Öfke ve hırs dolu gözler...Biraz uzaklaşarak baktığımda, bu gözlerin korku dolu bir yüze ait olduğunu gördüm.

Sonra anladım ki bu bir film afişiymiş. "Firewall" isimli filme aitti...

Bu yüzün Harrison Ford’a ait olduğunu ise neden sonra fark ettim. Daha doğrusu bu korku dolu gözler, bu film de oynadığı karaktere aitti.

Biraz daha incelerken bundan daha da ilginç bir şeyi fark ettim. Afişte şöyle bir cümle yer alıyordu: "Kaybedecek çok şeyi olan bir adamdan daha tehlikeli bir şey yoktur.."...

Bu cümle üzerinde düşünmeye başladım...
Doğru muydu?, Ben de, bu düşünceye katılıyor muyum acaba ? diye. önce kazanmak için deliler gibi çabaladığımız onca şey. Onları biriktirirken harcanan zaman, emek ve özveri. Belki haksız kazanımlar söz konusuysa; yenen onca hak, kırılan onca kalp, alınan onca vebal...


Hırs ve yoğun istek ve ciddi anlamda ihtiras...
Söz konusu olan maddi değerlerse hele, edinilen bir dolu düşman da cabası...

Ve sonrasında da bu birikimi korumak uğruna düşülen çaba yüreği ve aklı saran korkular, bunun uğrunda harcananlar...

Evet, sanırım ben de aynı fikirdeyim...
"Kaybedecek çok şeyi olan bir adamdan, daha tehlikeli bir şey yoktur.."

Ve bu Dünya da ki en zengin insan ise, kaybedecek hiç bir şeyi olmayan adamdır...
Varlık ve yokluk arasında ki farkı; "hiç "denecek hale kadar geri çekmiş kişiler yok mu dur? Vardır elbette...

"Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim. Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni..." diyen Yunus mislali...

Belki bu aşamaya varmış olan, bu boyutta varlıklar olabilmek hayal edilse bile;
Günümüz de mevcut olan şartlar ve modern yaşam zorlanımları içerisinde dahi;
buna yakın yaşamlar sürmeyi ideal edinmiş yürekler, beyinler çok şükür ki var...

Kendi serveti söz konusu olduğunda dahi; var olanı harcamaktan hicap duyan, hakkı olmadığını düşündüğü için kişisel servetinden kendine yaptığı harcama limiti; barınma, örtünme ve yeme-içme giderleriyle sınırlı olan Hayrettin Karaca gibi.

Tema Vakfı kurucusu Hayrettin Bey’i üzerinde ki kırmızı süetteri ile bir çoğumuz görmüşüzdür. Kendisiyle yapılan bir röportaj da bu süeterinin yirmi senelik olduğunu söylemişti...

Param var ama tüketmeye hakkım yok, dünyada bunca aç bunca barınmaya muhtaç olduğunu bile bile bunu şahsım için harcıyamayacağını dile getiriyor, Karaca...

Akşam Gazetesi’nde Hülya Ünlü'nün kendisi ile yapıtığı röportajın da verilen bazı değerler ise, varlık ve yokluk arasında ki uçurumun nasıl olupta bu denli büyüyebildiğini iyice gözler önüne seriyor.

Sizlere bu ibret tablosundan bazı veriler aktarmayı istiyorum.Dünya'nın durumunu değerlendiren Karaca şu yorumlarda bulunuyor: "Birleşmiş Milletler 2004 Kalkınma Raporu'na göre; Afrika'da 323 milyon insan günde 1 dolardan az bir gelirle geçimini sağlıyor. Temiz su kaynağından mahrum 273 milyon kişi bulunmakta.

İlkokul çağında okula gidemeyen 44 milyon çocuk var. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan ölüm riski altında yaşayan Afrikalıların sayısı 185 milyon.

Her yıl beş yaşının altında ortalama beş milyon çocuk ölüyor. Zengin ülkeler yıllık gelirlerinden yüzde 0.7'sini kurtarma amaçlı projelere yönlendirseler bu sorunların hepsi ortadan kalkabilir."

TEMA Vakfı Yayınları'ndan çıkan "Dünyanın Durumu 2004" raporlarını yorumlayan Karaca şu tespitleri aktarıyor:

Dünyada makyaj malzemesi için yapılan harcama 18 milyar dolar. Dünya da ki tüm kadınların üreme sağlığı ve bakımı için gerekli para 12 milyar dolar.

Avrupa ve ABD'de evde beslenen hayvanların mamasına harcanan para 17 milyar dolar. Dünyada açlığın ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için gerekli para 19 milyar dolar.

Parfüme harcanan para 15 milyar dolar. Evrensel okur yazarlığın sağlanması için gereken yıllık ek yatırım 5 milyar dolar.

Deniz seyahatlerine harcanan para 14 milyar dolar. Dünyada herkese temiz içme suyu sağlaması için gerekli miktar 10 milyar dolar.

Avrupa'da dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar. Her çocuğun aşılanması için gerekli miktar 1.3 milyar dolar.

Satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300 bin ton atık üretilir. Başka bir deyişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3 tondur. Bu atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddeler içerir.

Ve ekliyor: "Benim de vardı 40 tane kravatım. O zaman 30 yaşındaydım. Ben de tükettim, ama bilerek yapmadım bunu' diyen Karaca, 'Artık farkına vardım bunu. Ne zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum, kendime sadece kitap alıyorum. Nedir benim ihtiyacım; doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam; bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok.

Gömleklerim var yakası çevrilmiştir, ayakkabılarıma bakarsanız altı yamalıdır. Dokuz senedir bu pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. Param var ama tüketmeye hakkım yok. Bunu herkes yapabilir. 'Bir' çok güçlüdür. Atatürk bir kişiydi. Her şey bir ile başlar.Bir yoksa iki olmaz. Ben de yakınlarıma örnek olmaya çalışıyorum" diyor...

Kaybedecek çok şeyimiz olmamalı. Sadece benim olan, şahsımıza ait, kişisel, özel...
Sadece "yetecek "kadar...Neyimize yetmez ki?

Ne bir mal, ne bir mülk, ne de bir yürek. "Sadece benim olsun" dememeyi içinize sinderek, aklen ve kalben bunun en doğrusu olduğunu bilerek ve hissederek...
Ve aksinden ise, böylesine hicap duyduğumuz da, belki bu yolda bir küçük adım atabilmiş olacağız...

O halde, bundan sonra, biraz daha az "Benim için" biraz daha çok "Bizim için"... diyelim mi ne dersiniz?

 
Toplam blog
: 268
: 1969
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..