​ Kaygılar ve anti-depresanlar / Ruh Sağlığı / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '07

 
Kategori
Ruh Sağlığı
 

Kaygılar ve anti-depresanlar

Kaygılar ve anti-depresanlar
 

Geçenlerde eczacı bir arkadaşımla bir akşam yemeği davetinde bir araya geldik ve konuşma fırsatı bulduk...

Malum; konu piyasaların, işlerin durumundan açıldı. Bu sırada konuşma ilginç bir yere geldi.

Arkadaşım; işlerinin iyi olmadığını, fakat anti depresanlarda çok fazla artık olduğunu söyledi.

Çok şaşırdım ve ‘’neden’’diye sordum.

Piyasalardaki belirsizlik, ekonomik koşulların kötüye gidiyor olması şirketlerde, bilhassa büyük şirketlerde ve holdinglerde çalışan üst düzey yöneticilerin işsiz kalma ve bir daha aynı koşullarda ve konumlarda iş bulamaması kaygısını doğuruyormuş haklı olarak. Bu durumda da bu tür insanlar, kaygı ve korkularına karşı haklı olarak anti-depresan kullanıyorlar.

Sıradan vasıfsız bir işçi ya da çalışan işsiz kalsa bile, iş bulma şansı üst düzey yöneticilere göre daha kolaydır. Bir iş yerinden çıkar ve diğerine girebilir, yaptığı işin aynısı olmasa bile başka bir iş yapabilir, karnını doyurmak için...

İnsanlar bilinçlendikçe, eğitim düzeyleri arttıkça, bir şeylerin farkına vardıkça, yaşadığı ülke ile ilgili gelecek kaygıları da artıyor ve bu durum bireyleri mutsuz ve kaygılı yapıyor bunu anlayabiliyorum.

Ama insanlar, çok daha fazlasını kazandıkça, iyi ve lüks koşullarda yaşamaya alıştıkça da kaygıları artıyor.

Çünkü fakir, yoksul, yiyecek ekmeği, herhangi bir sosyal güvencesi olmayan, geleceğini göremeyen insanlar çok daha mutlu ve kaygısızlar...

Kişi zenginleştikçe, hayat standardı yükseldikçe şükredeceğine hep kaygılı ve daha fazlasını istiyor ve aç gözlü oluyor..

Çünkü insan oğlu mevkii, parayı, gücü seviyor. Hep güçlü olmak ve hükmetmek istiyor.

Zenginlemek, zenginleştikçe çevresine hava atmak, gücünü, saltanatını göstermek istiyor.

Bu sebeplerden dolayı da konumunu, işini ve yaşadığı lüksü kaybedeceğinden ve insanların onu ezeceğinden, dışlayacağından korkuyor. Hep kendisi hükmetmek ve ezmek istiyor.

At’tan inip eşşeğe binmekten korkuyor.. Nasrettin Hocan’nın ‘’ye kürküm ye’’ misali,

İtibarın sırtında kürkü olduğu sürece devam edeceğini ve o kürkün hep sırtında kalması gerektiğini biliyor ve tüm bunlar kaygılarını daha fazla artırıyor.

Yine bütün mesele insanın ruhumda düğümleniyor. İnsan oğlunun ruhu rahatsız ve aç.

Midenin bir kapasitesi var ve onu doyurmak kolay.

Ruh ise doymak bilmeyen, sonsuz bir evren ve önemli olan ruh açlığını doyurmak...

 
Toplam blog
: 147
: 1030
Kayıt tarihi
: 01.07.07
 
 

14/02/1973 İstanbul doğumluyum.İstanbul Üniversitesi Turizm İşletme mezunuyum.İngiltere ye gittiğim ..