- Kategori
- Siyaset
Kayıp Çocuklar ve Ailelerin Dramı

“Sokakların dili başkadır”
diye bir laf ederdi yıllar öncesinden bir arkadaşım. Neden böyle bir ifade kullandığını hep merak etmişimdir. Sokakların dili neden başkaydı? Arkadaşımın bu ifadeden kastı, şüphesizki sokaklarda yaşayan çocukların yaşamlarına yönelik bir konuyu gündeme getirmek isteyişindendi ama, konuya girişi hep böyle olurdu. Çünkü sekiz kardeşlerdi. Çünkü o sekiz kardeşin en büyüğü kendisiydi ve eve gelir getiren tek kişiydi. O sekiz kardeşin en büyüğü kendisiydi ama, yaşı henüz onsekizdi. Kardeşlerini izlemekte, takip etmekte bir hayli zorlanıyordu bu arkadaşım. O sekiz çocuğun hayatı sokaklarda geçiyordu çünkü.
Geçtiğimiz yıl Oscar ödülünü alan “Milyoner” filmini tık nefes izlemiştim. Jamal Malik’in olağanüstü mücadelesi bir hayli ilgi çekiciydi. Hindistan gerçeğini görmüştük bu filmde. Filmde birçok can alıcı sahne vardı ama, benim zihnimdeki en müstesna yeri alan sahne Jamal’ın tuvalette kapalı kalması ve kendisini foseptiğin içerisine bırakmasıydı. O ünlü şarkıcının fotoğrafını foseptiğe sokmamak adına elini havada tutması ve buna karşın bütün bir vücudunun dışkıya bezenmesi benim için filmin en ilginç gelen sahnelerinden birisiydi.
O ünlü şarkıcıya o fotoğrafı imzalatmak için böyle bir şeye katlanılır mıydı, bilemiyorum.
Ve yine o ünlü şarkıcının, çocukların karnını doyurmak adına, o çocukları etrafında toplaması ve birçok yoksul mahalle çocuğunun idolü haline gelmesi “Neden?” sorusunu sormamıza neden olmuştu. Filmin ilerleyen bölümlerindeki o feci sahne, insanın yüreğini paramparça etmişti.. O küçük çocukların gözlerini oymaları ve köşebaşlarında o çocuklara şarkı söyletmeleri Hindistan’ın somut bir gerçeğiydi.
Hindistan’da durum böyleyken, başka yerlerde durum farklı mıydı? Tabiki hayır. Özellikle az gelişmiş ülkelerde, çocukların başlarına gelen tam bir felaket haline dönüşmüş durumda. Türkiye’de kaybolan çocukların durumu ise daha bir vahim noktada. Geçen hafta televizyonların haber kanalları, hangi dağda kurt öldüyse, gözlerini kaybolan çocuklara çevirmişlerdi. Son günlerde kaybolan çocukların sayısında bir hayli artış olması, lütfen gözlerin bu yana çevrilmesine neden oldu. Ne varki hiç kimse bu hususta bir şey bilmiyordu. Çocuklar nasıl kayboluyordu? Kim, neden çocukları kaçırıyordu? İçişleri Bakanlığı neden hiçbir tedbir alamıyordu? Neden günden güne çocuk kaybolmaları veya kaçırılmaları düzenli bir şekilde artış halinde seyrediyordu?
Her şey bir yana!...
Ülkemizde kaybolan çocuklar gerçeği tam anlamı ile drama doğru hızla ilerliyor ve ilginç olan ise bu gelişmeler karşısında hiçbir ailenin kendisini güvende hissedemediğidir. Tek sığınılacak dal dua oluyor ve bu yola baş koymuş her kimse veyahut kimselerin hedefine düşmemek insanların yegâne temennisi oluyordu. Yani “Hırsıza kilit fayda etmez” lafı tamda gerçek ifadesini bu noktada buluyordu. Geçtiğimiz yıl kaybolan çocuk sayısını ben dörtbin gibi bir rakam olarak telaffuz etmiştim. Kuşkusuzki bu resmi olmayan bir rakamdı ve okuduğum kimi kaynaklardan ulaşmış olduğum bir sonuçtu. Ne varki geçen hafta içerisinde İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklama 1661 çocuğun 2009 yılı içerisinde kaybolduğuna yönelikti. Hiçde azımsanmayacak bir sayı. Hani o ünlü “münferit” kelimesinin karşılığının çok çok üzerinde telaffuz edilen bir sayı 1661 çocuğun kaybı.
Bu çocukların bulunma ihtimali var mıdır? Bilemiyoruz. Nasıl bir akıl yürütmek gerekiyor kaybolan çocukların akıbetini öğrenmek için? Bilemiyoruz. Kaybolma veyahut kaçırılma vakalarının önüne nasıl geçilecek? Doğrusunu isterseniz bu hususta hiçbir şey bilmediğimiz gibi İçişleri Bakanlığı vatandaşın yüreğine su serpecek tek kelam laf etmiyor. Ortada ciddi anlamda ifade edebileceğimiz bir hükümet beceriksizliği olduğu açık. Demokratikleşmeydi dedi hükümet, eyvallah dedik. AB hedefimizdir dedi hükümet, onada okey dedik. Darbelerin önünde duralım dediler, hem fikir olduğumuzu beyan ettik. Ama “Vatandaşın hayatında güven var mı?” sorusu karşısında hükümet tık nefes olmuş durumda. Vatandaşı tatmin edebilecek tek bir eylemi söz konusu değil. Vatandaş kendisini güvende hissetmiyorsa ki varsa kendisini bu gibi olaylar karşısında güvende hisseden birileri, çıksın ortaya, hükümete bizde güven beyanımızı işte bu satırların en üst köşelerine tumturaklı bir şekilde yazalım. Münferit bir hadise dahi olsa, kendisini güvende hisseden hükümet ve başbakan sevdalısı bir memleket evladı, biz o memleket evladının yaklaşımını münferit olarak addetmeyip bu sayfanın en üs köşesine, yaldızlı bir şekilde çakalım. Durum vaziyet böyleyken hükümetin başarılı olduğunu ileri sürmek evlamıdır?
Ortada bu denli feci bir trajedi yaşanırken tek kelime ile ayıptır hükümeti başarılı bulmak.