​ Rakı, Roka, Balık ve Ben / Antalya / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '10

 
Kategori
Antalya
 

Rakı, Roka, Balık ve Ben

Rakı, Roka, Balık ve Ben
 

Soğuk havaların ne demek olduğunu unutalı olmuştu bir onaltı sene. İstanbul’dan ayrılışım ve Antalya’nın yolunu tutuşum, Antalya’da kök salmaya başlamamla beraber soğuk hava “out”, sıcak hava “in” oldu ve mücadelemiz soğuktan korunmak adına değilde “Sıcaktan nasıl korunuruz?” sorusunun yanıtını aramaya dönüştü. Yaz aylarının Akdeniz’e özgü olan nem ve rutubet halleri ile mücadele, Akdeniz kıyılarını bilmeyenlerin anlayabileceği bir şey değildir. Lakin şu son günlerde Antalya kıyı bandında soğuk havanın ne anlama geldiğini öğrenmek durumunda kaldım. Çok kış geçirdim Antalya’da ama şu son haftanın kışı gibi bir soğuk hava ile Antalya havalisinde tanışmak şahsıma nasip olmamıştı. Eh, artık gözüm açık öbür tarafa gitmeyeceğim. Antalya’da da insanın iliklerini dondurmak suretiyle ortaya çıkmış olan soğuk havanın ne demek olduğunu öğrendim. Zira Antalya’nın en büyük derdi olan ısıtma ve soğutma sistemlerindeki çarpıklık tümü ile klimalandırma ekseni üzerine oturtulmuştur ve malumunuz odurki klimanın ne soğutucu yanı, nede ısıtıcı yanı şahsımı ve Antalya sakinlerini mutlu kılmaktadır. Ve bütün mesele bir zorunluluğun, yaşamımın bir parçası haline dönüşmesidir. Elden bir şey gelmiyor.

Bu girişin ardından eminimki lafı nereye getireceğimi anlamışsınızdır.

Lafı fazla döndermeyeyim. Havalar soğuk sayın muhteremler Antalya havalisinde. Amma ve lakin bu gün, yani günlerin en güzeli olan Cumartesi günü, Antalya’da nefis bir güneş var. O güneş, soğuk hava ile temasa dalmış durumda ve içimi, ruhumu, zihnimi ve bilcümle vücudumun her yanını etkisi altına almış, illede diyorki “ Şu aralar iş vaziyetlerini şekle şemaile sok ve doğruca balıkçı barınağındaki balıkçının yolunu tutup, denize nazır demlenmeye başla, soğuk hafif tarafından yüzüne vursun, ben senin içini ısıtırım”.

Güneşi mi kırayım?

Güneşi kırmayayım kırmasınada, demem oki böyle havalarda yetmişliğin dibini görmeden masadan kalkarsam, kendimi günah işlemişler kervanına sokuyorum.

Rakı, Roka, Balık ve Ben!

En sevdiğim üçlü forvetin arasında kendimi görmek boyumun birkaç santim daha uzamasına neden oluyor. Ben bu üçlü forveti severim. Hele hele bu havalarda tadları daha bir başka oluyor canım. O şişenin dibini görmek şerefine nail oluyorsunuz ve hafif tarafından çakırlık baş gösterince yüz hatlarında, aheste aheste evin yolunu tutup, keyifli bir uyku ile Pazar sabahını karşılıyorsunuz. Yani ben, ben karşılıyorum Pazar sabahını, hemde keyifli bir uykunun ardından.

Rakı, Roka, Balık ama balığın cinsi beis konusu olmadı. Ben bu havalarda en çokda çinekop’u yemeyi severim. Hani hamside olursa hayır demem ama illede padişah balığı çinekop olacak. Kolestrol için bire birdir. Yanaklarındaki o mini minnacık etten bir porsiyon çıkarmak adına padişahlar, Marmara’da çinekop’un kökünü kuruturlarmış. Tonlarca çinekop yakalanır, yüzlerce çalışan o mini minnacık yanak etini çıkarıp zat-ı şahanenin gönlünü hoş edermiş. Neylersiniz işte, padişahlık böyle bir şey. “Gak” dedin mi önünde, “Guk” dedin mi ardında.

Yanlış anlamayın, padişah olmaya niyetlenmiş gibi bir halim yok amma, padişah balığını tatmak gibi buram buram bir derdim var şu Cumartesi gününün öğleden sonrasında. Ve karşımda Akdeniz’in o büyüleyici güzelliği, yosun kokusu ve barınak teknelerinin karşısında, camın kenarında yudum yudum hayatın güzelliğine dair düşünceleri film şeridi gibi zihnimden geçireceğim. Yüzümü Bey Dağlarının o heybetli görüntüsüne dikeceğim, Bey Dağlarının o taç giymiş haline kadeh kaldıracağım. Kâh yüzüm kızaracak soğuktan, kâh içim ısınacak alkolün etkisinden. Hafif tarafından çakır keyif halimle günlerin en güzeli bir Cumartesi gününü daha yetmişliğin dibi göründüğünde geride bırakmaya doğru ağır ağır ilerleyeceğim.

 
Toplam blog
: 1509
: 1145
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..