Kayıp Hayat / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '12

 
Kategori
Öykü
 

Kayıp Hayat

Kayıp Hayat
 

Yola çıktığında nereye gittiğini bilmiyordu bile..... Sadece bir istekle, güçsüz bacakları onu evin kapısına kadar getirmişti. Kapıyı yavaşca, suç işleyen bir çocuk gibi sessizce,  titreyen elleriyle iteledi ve birkaç adım atıp, dışarı çıktı. Kapı ağırlığıyla, ilerledi ve kilidin dili, yuvasına girip, kapanıverdi. Artık etrafında onu koruyan duvarları geride bırakmış, yapayalnızdı. Derin bir iç çekerek, sabahın o insanın içine yalnızlık ve hüzün hissi veren ilk soğuk havasını doyasıya içine çekti. Soğuk hava ile kollarını göğsüne doğru birleştirip, bedenine sardı, adeta kendine sarılarak güç verir gibi, merdivenleri adımlamaya başladı.

Ayağında terlikleri, saçı başı dağınık, ağzında akşamdan kalma pas kokusu, yavaş adımlarla, bahçe kapısına ulaştı. Demir kapının gıcırtısı ve kendisiyle birlikte, Sarman kedinin kapıdan çıkışıyla artık sokaktaydı. Attığı her adımla sanki, beyninde kapalı kapılar açılıyordu.  Biryerlerden tanıyordu, önünden geçtiği, şu an henüz açılmamış olan mahalle bakkalını, yanındaki eczaneyi, derinlemesine upuzun beyaz eşya satan mağazayı. Arnavut kaldırımlı dar, yavaşca eğim kazanan yoldan ilerliyor ve aşağıda sahil yolu, ardında da denize doğru iniyordu. Arkadan gelen arabanın Arnavut kaldırımında ilerlerken, giderek ona doğru yaklaşan sesini duyduğunda zihninde bir görüntü canlandı aniden. Beyaz bir araba, içinde kendisi, direksiyonda kocası ve arkada küçük iki kız çocuğu. Ama isimlerini hatırlamadı, nerede olduğunu, kim olduğunu, nereye gitmek istediğini hatırlamadığı gibi.. İçini bir korku kapladı ve adımlarını yaşlı vücudunun elverdiği ölçüde hızlandırarak. Henüz çok erken olmasından dolayı, henüz araç olmayan geniş sahil yolundan geçerek, kenardaki kırmızı banka oturdu. Birşeyler düşünüp, ip ucu aramaya çalışmak üzere. Kafasını ellerini arasına alarak, duyduğu korkuyla oturduğu yerde vücudu öne arkaya doğru sallanmaya başladı. O sırada, ellerini yukarı kafasına doğru kaldırırken, yaka cebinden bir hışırtı duydu.  Bu arada uzaktan üzerinde yanıp sönen ışıklı beyaz bir arabanın kendisine doğru yaklaştığını farketti. Diğer taraftan da, ellerindeki kese kağıdını koklayarak gelmekte olan, pek de tekin görünmeye iki genç çocuğu. Kağıdı cebinden çıkarıp, özenle katlanmış kıvrımlarını açtığında, üzeri ışıklı arabadan inen bir polisin yanına gelerek,  ' Teyze ne yapıyorsun bu saatte burada başına birşey mi geldi? demesiyle, okuyamadığı elindeki kağıdı polise doğru uzattı. ' Lütfen bu kağıdı üzerinde bulduğunuz yaşlı kadını, hemen en yakın polis karakoluna ya da aşağıdaki adrese teslim ediniz, kendisi ileri derecede Alzheimer hastası olup, ailesi panik halinde onu aramaktadır. Polis, kağıdı yeniden katlayıp, 'Nebahat Teyze gel evine gidelim, seni çok merak etmişlerdir' diyerek elini uzattı ve, başına dikkat ederek, arabaya yerleştirip, evine doğru yola çıktılar. Polislerin gelişiyle birlikte, yaklaşmakta olan iki çocuk yok oluvermişti.

Polis arabası evin önüne geldiğinde, Belma yataktan fırladı telaşla. 'Eyvah, akşam alarmı kurmayı unuttum.' 'Annee anneeee' diye bağararak odasına doğru koştururken, kapı çaldı. Belma odada bulamadığı annesinin kapıdan geldiğini ümit ederek, kapıyı açtı telaşla ve annesinin gülen yüzüyle karşılaştı. ' Çocuklar, beni arada alıp, gezdirin ışıklı ve sesli arabanızla çok eğlendim. Sonra Belma'ya döndü, sevinçle 'Anne bak yeni arkadaşlarım. Çok yoruldum ve acıktım, süt var mı?' Belma'nın sinirleri boşaldı aniden, korku, endişe, kızgınlık ve azarlama isteğiyle dolu olduğu annesine sarılıp, hıçkırıklarla ağlamaya başladı. 

 

  

 
Toplam blog
: 46
: 826
Kayıt tarihi
: 07.08.12
 
 

Küçük bir gülümseyiş ya da farkındalıklar yaratacak atıştırmalık öyküler yazmayı planlıyorum, bun..