​ Kehanet adı altında sizleri sömürenlerden kurtulun lütfen… / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Kehanet adı altında sizleri sömürenlerden kurtulun lütfen…

Kehanet adı altında sizleri sömürenlerden kurtulun lütfen…
 

büyücü


 Kehanet adı altında sizleri sömürenlerden kurtulun lütfen…

*

Kehanet; insan aklının anlayabilme, kavrayabilme, tahmin edebilme sınırlarının ötesinde bir şuur faaliyetidir.

*

Son zamanlarda özellikle kadınlar arasında falcılara gitmek moda filan değil nerede ise mecburiyet haline gelmiş. Kiminle konuşsam, kime nasılsın desem hangi falcıya gittiğini yâda hangi medyumdan randevu almak için beklediğini söylüyor ki inanın ki şaşkınlık içindeyim. Böyle şeylerin bu kadar değerlenmesinin altında insanların çaresizliği yatıyor olmalı, umutlarının tükendiğini bir umut arayışı içinde bir ışık bulma çabasında yanlışlara sürüklendiklerini düşünmekteyim. Hani denilir ya etek dolusu para işte aynen öyle etek dolusu paraları boşuna savuruyorlar. Bu ne kadar günah ayrıca bunu kimsenin bildiği yok. Bu yapılanların bir şirk olduğundan da habersizler. Kuran-ı Kerim:

"Gaybın anahtarı O’nun yanındadır. O’ndan başkası onları bilmez"
(el-En’âm, 6/59).

"Deki, Allah’tan başka, yerde ve gökte hiç kimse gaybı bilmez" (en-Neml, 27/65). 

*

Rasûlüllah (s.a.s):

"Kim bir kâhine gider de dediklerini tasdik ederse, şüphesiz Muhammed’e indirilmiş olanı inkâr etmiş olur" (Ebû Dâvud, Tıb, 21).

Geleceği merak etmekten günü yaşayamıyoruz ve bunun farkında değiliz. Derdimiz sonumuzun nereye varacağı, ne olacağı? İstediklerimizin olup olmayacağı merakı? Zengin olup olmayacağımız ki bu ne kadar enteresan bir düşüncedir! Herkesin bir milli piyangodan çıkacak para ve o para ile yapacaklarının listesi zaten vardır. Sevgilimiz ya da eşimiz veya sevgilimizin, eşimizin ne yaptığı!

Daha iyi bir işe geçip geçmeyeceğimiz! Yani patron olma düşlerimiz.

Ruhanı olayları çoktan terk etmiş, aklımızı şeytani planlarımız sarmış. Ne yazık ki!

Oysa; felsefi ve bilimsel çalışmalar – olaylar -  sebep – sonuç ilişkisi, bütün her şeye rağmen sebep – sonuç yasasının işleyişidir…

Oysa asl olan ‘anı yaşamak’ değil midir!

Bir yerde yazılan yazıyı sizlere aynen aktarmak istiyorum.

Rasûlüllah (s.a.s)’in, henüz peygamber olmadan önce bile kâhinlerden nefret ettiğini görüyoruz. Nitekim Cibrîl (a.s.), kendisine peygamberlik görevini tebliğ ettiği zaman çok korkmuş eve dönünce, durumu Hz. Hatice (r.an.)’ye anlatmış ve:

"Nefret ettiğim, şu gâipten haber veren kâhinlerden mi oldum acaba? Bundan korkuyorum." diyerek endişesini dile getirmiştir (bk. M. Hamidullah, Rasûlüllah Muhammed, 49). (alıntı)

Bütün bunların yanı sıra; bazılarımızın sezgileri çok kuvvetlidir.

Olacakları sezer, hisseder…

Tabi bu her zaman hoş olmaz böyle insanlardan rahatsız olunur, sevilmez ama merak edilir. Ürkülür ama onun yanına gitmek ondan bir şeyler öğrenilmek istenir.

İnsanoğlu gariptir, neyi ne zaman yapacağı belli olmadığı gibi neyi ne kadar urzular oda bilinmez. Neden korkar, korkusunun gerçekten korku denilen acaip duygunun verdiği ürküntüye değip değmeyeceğide tartışılır.

Duyulardışı denilen bu olayı iyice anlamakda gereklidir. Geleceği bilme! Bu anlamda bilme konusu yenilerde ortaya çıkan bir şey değildir. Hatta çok eski zamanlarda oldukça varsayılan müneccimler, büyücüler ve sihirbazlarla ilk çağlardan itibaren süregelmiştir. Kehanet olgusu o zamandan beri özel insanlarda görülür. Bu özel bir yetenektir.

Kâhinler veya kahineler yani onlara önbili’de deniliyor tarihe imzalarını koyu mürekkeplere atmışlardır. Medyumlara gelince onlar duyular dışı yeteneklere sahip kişilerdir. Yâda öyle söylenir, bizler öyle biliriz…

İslam’dan önce Arap’lar arasında kâhinler çokmuş. Bunların bir kısmının emrinde cinler oldukları söylenirmiş. Onlardan her şeyi öğrendiklerini yâda her şeyi yaptırabileceklerini de iddia ederlermiş. Karışık bir dille konuşurlarmış, yeminler edip, güneş, ay, yıldızlar, ışık, karanlık, akşam ve sabah bazı bitki isimleri bazı hayvanlardan söz ederler, korkutular bazende onların üzerine yemin ederlermiş.

İnsanlar ürkerlermiş, onların her şeyi bildiklerine inanırlarmış.

(İnanılırmış çünkü üstünde israrla durduğum konuda bu zaten bu dediklerim eski zamanlarda, bilimin, ilmin insan felsefesinin daha bu günlerdeki kadar gelişmediği dönemlerde…)

Kâhinler veya müneccimler sadece mahalle aralarında, yâda evlerinde insanlara ahkâm kesmekle kalmazlarmış. Asıl devletin başındakilerin yanında olurlarmış ve onlara neler yapmaları neleri yapmamaları gerektiğini söylerlermiş. Bunuda kendi fikirleri olmadığını yıldızlardan öğrendiklerini de ilave ederlermiş. Ekseri savaş öncesi onlara krallar, imparatorlar, sultanlar danışırlarmış. Böyle olduğundan bu hükümdarların özel kâhinleri olurmuş. Bu herşeyi bilen adamlar yâda kadınlar hekimlikte yaparlarmış. Bilinmeyenleri bilirlermiş! Öyle ya herşeyi biliyorlarsa tıbbı da bilmeleri gerekmezmi? Hastalıkları iyileştirmeleri de gerekir. Vah o zamanda yaşayanların haline!

Kehanetler ikiye ayrılıyormuş:

Akılsal,

Sevgisel…

Akılsal; astroloji, el falı (şiromansi), i-ching, kahve falı, numeroloji, tarot, yazıyı inceleme (grafoloji) ya da yüz hatlarını incelemeymiş. (fizyonomansi).

Sezgisel;Sezgisel olanlar, asıl kehanetleri teşkil ederlermiş. Bunlar duygu olarak, fikir ve zihni aniden aydınlatan 'önceden biliş'(prekognisyon) şeklindeymiş.

Sezgi ve durugörü, kehanetin esasını oluşturmaktadır. Haberci rüyalar, vizyonlar, gelecekte olacakları bilme (premonisyon) bu gruba giriyorlarmış.

Akılsal yöntemlerle kehanette bulunanların çoğunda, kullandıkları yöntemlerin de etkisiyle sezgiler açılabilir, durugörü yeteneği gelişebilirmiş. (alıntı)

*

Kehanet duyular dışı bir sezgi yolu ise! Bu olgu insan şuuruna özgü bir yetenekse! Okuduklarımızdan ve öğrendiklerimizden öyle anlıyoruz ve diyoruz ki,

Kehanet; insan aklının anlayabilme, kavrayabilme, tahmin edebilme sınırlarının ötesinde bir şuur faaliyeti…

Önemli bulduğum bir yazıyı daha aktarmak istiyorum:

1800'lü yılların sonlarına doğru Batı'nın önde gelen bilim, adamlarının yapmış oldukları çalışmalarla şekillenen  Spiritüalizm (Ruhçuluk) 

1900'lüyıllarda ülkemizde Dr. Bedri Ruhselman'ın yaptığı araştırma ve çalışmalar sonucunda ortaya koymuş olduğu Neo Spiritüalizm (Yeni Ruhçuluk) disiplini içerisinde, duyular dışı yeteneklere sahip olan ye ruhsal varlıklarla iletişim kurabilen kişilere genel anlamda "medyom"adı verilmiştir. 

Metapsişik araştırmalarda ve parapsikoloji çalışmalarında da duyular dışı yeteneklere sahip kişilere "psychic" (hassas süje, psişik insan anlamında) veya medyom denilmektedir. (alıntı)

Bütün bunlardan sonra kehanetlere inanmadığım asla anlaşılmasın.

Elbetteki inanıyorum. Benim inanmadığım kendini medyum gibi gösterenler, falcılar ve bu konularda her şeyi bilirim havasına girenler.

Yine üzüldüğüm bu insanlara para akıtanlar, onların ekmeğine yağ sürenler.

Yoksa elbetteki kehanetlere inanıyorum.

Sizlere Peygamber Efendimizin kehanetlerini yazacağım bir dahaki yazımda…

Ben diyorum ki, siz siz olun yarının merakı içinde hem zamanınızı hem paranızı boşa harcamayın…

Bu işin ilmini yapanlar, gerçekten altıncı hisleri kuvvetli olan, vicdanlı olanlar ve Allah’ın kendilerine verdiği bu ayrı yeteneği insanlık için kullananlara inanın, para için sizleri kandıranlardanda uzak durun…

Sağlıklı günler diliyorum…

Nazan Şara Şatana

 
Toplam blog
: 1731
: 4678
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....