- Kategori
- Deneme
Kelebek hevesli aşklar tiyatrosu !

Öyle uzun zamandır uçuyordu ki. Aramadığı yer de kalmamıştı. Yorgunluktan kanadını kıpırdatacak hali yoktu. Bir ağacın yaprağına kondu. Nefes nefeseydi.
“Sen de kimsin?” dedi bir ses!
“Ben bir kelebeğim, ya sen kimsin?”
“Ben de bir sarmaşığım. Bu ağaçta yaşıyorum.”
“Ne mutlu sana. Ben de şu ilerideki gölün üzerinde uçarım. Yorulduğumda hep üzerine konup soluklandığım bir kayam vardı, bulamıyorum şimdi! Onu aramaya çıktım. Gerçi onun gibi daha birçok kaya var; ama gel gör ki alışkanlık işte. Benim kahrımı ondan başkası da çekmez zaten!”
“Belki de gidip gelmenden sıkılmıştır.” dedi bir başka ses.
“Sen de kimsin?” dedi kelebek.
“Boşver sen onu. İsyankâr bir dal o.” dedi sarmaşık.
“Ama belki de dediği doğrudur. Aslında göl kıyısındaki bütün kayalar onlara konmam için yalvarıyor. Benim ne kadar narin ve güzel olduğumu söylüyorlar. Bu ilgi de çok hoşuma gidiyor; ama onlara konarsam beni bırakmayabilirler. Oysa ben o güzel sözlerle ruhumu besleyip, yuvama dönmek isterim. Benim kayam tatlı dilli ve sevgi doluydu ve bir beklentisi de yoktu. Galiba sonunda onu bıktırdım. Aslında onun yerinde ben olsam çoktan kaybolmuştum ya, o çok bile dayandı.”
“Belli ki sen de bu şımarık sarmaşıktan farklı değilsin. Hep almak istiyorsun. Bütün o kayaların iltifatlarından hoşlanıyorsun; ama senden bir şey istendi mi de uçup gidiyorsun, değil mi?” dedi dal.
“Beni üzecek çok şey var bu söylediklerinde; ama her birini kenara itiyorum ve şu kayalarla ilgili düşüncende de yanılıyorsun. Sen benim ne yaşadığımı nereden bilebilirsin ki. Hiçbir fikrin yok. Benim duygularımı ya da kayalara bakışımı eleştirme. Kendi küçük dünyanda yaşadıkların benim yaşamıma bir örnek olamaz.” dedi kelebek.
Doğrular nedense kelebeğin canını acıtmıştı. Alışık değildi böyle sözler duymaya. Eleştirilmek değil, desteklenmek istiyordu. Ne aynaya bakıyor ne de çuvaldız batırıyordu!
Asi dalla beklenmedik misafir kelebek arasındaki söz düellosu arasında kalmıştı sarmaşık. Kelebek gerçekten de ona benziyordu. O da elinde olsa diğer ağaçlara dolanmak istemez miydi. Kelebeği kıskandı. Öyle ya, o özgürdü ve bütün kayalar onundu. Belki de onu şımartan aradığı kayaydı ve benzerini bulmakta zorlanıyordu.
“Geçen günleri geri getiremezsin. Kaybettiklerinin değerini de sonradan anlarsın; ama iş işten geçmiştir. Kendine konacak bir kaya değil, bir çiçek bul. Em nektarını doyasıya, sonra da dön yuvana. Senin istediğin de bu değil mi? Vermeden almak! İşte, bedenime dolanan bu sarmaşığın da senden farkı yok. O da bedenimi emiyor; ama en kötüsü, hiç gitmiyor.” dedi dal.
Bütün bu konuşmaları sessizce dinleyen ağaç, sarmaşığının ondan hiç ayrılamayacak oluşuna sevindi. Hep onun kalacaktı. İçin için kuruyor da olsa umrunda değildi !