​ Kelebek / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '09

 
Kategori
Deneme
 

Kelebek

Kelebek
 

....


Sana bir şarkı söylemek isterdim, son kez söylediğim bir şarkı olmalıydı bu, bir daha kimseden dinleyemeyeceğin ve duymak istemeyeceğin, “jelibonu ve seni seviyorum” yazılı bir tişört giyip..

Oysa bu sabah bir anneye ihtiyacım var.. Ya da anne şefkatiyle beni sarabilecek sıkı bir dosta.. Başımı omzuna yaslayıp, hıçkırarak ağlayabileceğim bir dosta.. Göğsümün ortasına kanlı bir dövme yaptım; “acıyı seviyorum” yazıyor..

Dün gece ve bu sabah yürekleri hafiflesin diye insanların, gidiyorum sevdiğim adamın yüreğinden.. Çok görmüştü hayat seni bana belli, bir de herkesin dilinde olan o kelime “o seni hak etmiyor”.. Dizlerim titriyordu uzun zamandır.. Kırdım ayak bileklerimi.. Tanrı başka kadınlara ortalama sevdalar hediye etti.. Bize bu ortalama sevdaların mutsuz erkeklerini sevmek düştü.. Oysa ben hep mutlu ettiğimi sanırdım, yanılmışım ve yanıltılmışım..

Kara, mutsuz bir ağaç ne bilsin bahar olmayı, çaputlarla bezenmeyi.. O ağacı sökmesinler diye kökünden, bulut olmaya karar verdim.. Üstünde ağlayıp, yeşil dallar açtıracağım sandım.. Oysa gücü yok sevdiğimin, çok korkuyor.. Elleri titriyor, bedeni terliyor, yüreği çarpıyor.. Ve ben hiç dilek ağacına dilek tutup, çaput bağlamadım ki, onu kökten yaşatayım.. Üstelik o bu kadar kurumaya yüz tutmuş, bu kadar umutsuz iken..

Kıyamadığım anneciğim.. Ben onun yaralarını sararım sandım, mutlu eder, umudu olurum sandım, korkularını yok eder, beraber yeni baharlarda açarız sandım.. Olmadı annecim, başaramadım.. Bu defa farklı olacak derken, yine yarım, yarıda kaldım.. Daha çok eksildim, yıprandım..

Koca gözlerim ağlıyor, oysa yüreğimden kanlar süzülüyor.. Hangi yaram daha derin kanıyor?? Yokluğumu daha çok acıtıyor, yaşananlar mı, yoksa söylenen yalanlar, verilen ama tutulmayan sözler mi, yarı yolda bırakılmışlık mı, başaramam mı?? Hangisi daha çok yakıyordu canımı, kanatıyordu yüreğimi, ağlatıyordu gözlerimi??

Bu sabah yine seni düşünerek uyandım, sana uyandığım son sabahtır belki.. Senle geçen bu sensiz yolculuğumun bitişinin ilk sabahındayım.. En karanlık gecemi geçirdim dün gece.. Seni yolcu ettim içimde..

Ben acıyı sevmem biliyor musun?? Mutlu olmayı çok isterdim.. “Hoşça kal” yerine, “Jelibon, aşk ve sen” diye bitirmek isterdim son mesajı.. Alın terimden ayırmak istemiyorum onu.. Yazgım olsun istiyorum.. Kelebeğindim ben, “Bırak kanatların olayım” demiştin, yüksekten korkuyormuş, ne bileyim.. Bırak kanadım olmasını, oysa her şeyimle bırakmıştım ona kendimi.. Ben anladım ki gerçekten sevmişim anne.. Ama şimdi gitme vakti.. Bak şafak söktü, yine içimde fırtınalarla yeni bir gün doğdu.. Ben hala yoldayım ve yine yarım umutlarım, onca hayal ve umutla gittiğim yolda, koca bir yıkımla geri dönüş yolundayım.. Hiçbir yolculuğum uzun sürmemişti bu kadar ve ben hiçbir yolculuğumun bitmesini istememiştim bu kadar.. Nasıl bir terk edilişti, nasıl bir yüzleşmeydi bu, anlayamamıştım.. Gerçeğim artık hayalimdi..

Annenin tahtı kızının bahtı olurmuş.. Senin tahtın bu kadar acımasız değildi ki anne.. Ama ben yine gidebilme ihtimali olan bir adamı sevdim.. Senin gibi anne.. “Kelebek oldum ben” demiştim.. “Bir düş gördüm kelebekmişim, üç günmüş ömrüm ölecekmişim” diye yazan nickime inat, “kelebeğin kanatlarıyım ben, o asla ölmeyecek, hep benimle uçacak” derdin.. Kanatsız yaşayamazdı ki onlar, sen kanatlarımı alıp gidince, bu sabah öldü kelebekler.. Kurutup papatyalarla beraber, kirpiklerimin ucuna astım kelebeklerimi.. Oysa papatyalar bizim çiçeğimizdi.. Onlar da zamana yenik düşüp, kuruyup gitti..

“Bulut mu olsam, gemi mi yoksa, balık mı olsam, yosun mu yoksa??

Ne o, ne o, ne o..

Deniz olunmalı oğlum,

Bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla..” derdi Nazım Hikmet şiirinde.. Çocuğumuz olduğunda adı belliydi işte.. Ama olmadı gözüm oda olmadı.. Senin dalganda boğuldu hepsi.. Geride hiçbir şey kalmadı..

Bir çocuğum olursa adı belli artık..

Kanatları olan, özgür bir çocuk olacak.. Kanatsız kalan kelebeklere, kanat olup; kendi uçlarında korkmadan yaşayacak, hiçbir yaşanmışlığın arkasına sığınmayacak, yalanlardan kendine hayat kurmayacak..

Hani son dans şarkımızda diyordu ya:

“Yağmur, yağmur, yağmur, yağmur, geri verecek buharlaşan sevgimizi..

Yağmur, yağmur, yağmur, yağmur, sessizce silecek kibirimizi..”

Yağmurlarla yıkadım ben sevdamızı, yaptıklarına, yalanlarına inat; yaşadıklarımızı, sevgini ve seni kirletmedim içimde..

Şarkılarımız çalındıkça, türküler söylendikçe, bir ana çocuğuna sarıldıkça, yağmur yağdıkça Leyla olmaya gönüllüyüm.. Bana bıraktığı kalbi avuç içlerimde.. Allah'a avuç içimde bir kalp ile dua ediyorum artık.. Bil ki bu kız çocuğu yürek yarası ile çok güzel yollara yürüyecek ve sen yanımda olacaksın hep.. Belki içimde taa derinlerde, ama benimle..

Kadınlar hep daha cesur oluyormuş aşkta.. Daha çok şey göze alıyormuş ve tüm bir aşkı omuzlarına yükleyebiliyormuş, ne kadar ağır olsa da.. Kimi sevdiğin önemli değil, önemli olan sevme becerinmiş, diye sanırdım ama artık biliyorum ki, artık öğretildim ki “kimi sevdiğin” önemliymiş..

Uzun yolu göze almayana Kelebek olunmazmış, kanadın yapılmazmış.. Nefesi yetmeyenle dipte hazine aranmazmış.. Aşkın ibadetini bilmeyene bayram bağışlanmazmış.. Şimdi “Sen boş ver onları, uç kendin gibi, kelebek gibi, onların hiç kanatları olmadı ki, onların ruhu böyle rengarenk değil ki, saf ve tertemiz; Kelebek..” diyen bir şarkı dilimde.. Kendi kanatlarımla uçuyorum bundan böyle, özgürce.. Ben bir Kelebeğim, ve bir gün gelecek yine güleceğim..

Artık her şey su yüzüne çıktı..

Bende sevilmek için geldim bu dünyaya, sevme hakkım buraya kadar..

Hoşça kal gecemin karanlığı,

Günaydın bu sabahımın aydınlığı..

(Hayatımın ideolü olan, kalemine ve kendine hayran olduğum kadın, İclal Aydın'ın bir yazısından esinlenerek yazılmıştır.)

10.08.2009-pzts.

 
Toplam blog
: 24
: 1007
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

Kaleminden, yazmaktan hiç vazgeçmeyen, fotoğraf çekme ve çekilme hastası olan biri..  ..