- Kategori
- Edebiyat
Kelimeler nasıl doğdu
Eskiden ne zorluklarla anlaşmıştı insanoğlu. Hep aynı ses hep aynı nesneyi düşündürsün. Soyut ya da somut her varlığın bir adı olsun. Bülbülün çektiği dili belası olsun diye…
İlk kelimeler doğadaki seslerin taklidiydi. Hala şıngır şıngır paralar, şırıl şırıl sular, çın çın öten kahkahalar yok mu? Elle tutulan gözle görülen somut varlıkları anlatmak kolaydı da nasıl denecekti “sinemin sol yanı ağrıyor” ? Böylece yüz bin yıllar içinde gelişen soyut kavramlar için, duygu, düşünce istek ve hayalleri için insanoğlu, sözcük avına düştü. Ortak seslere aynı anlamları yükledi, anlamları seslere dönüştürdü. Düşlerini anlatabilmek için düşünmeye başladı. Varlık adlarının adına kelime (sözcük) dedi. Kelimelere aşık olanlar oldu. Nazım ve nesir doğdu büyüdü, Sözlü yazın (edebiyat) oyunlar oynar oldu. Adları dil konuldu, diller ailelere bölündü. E beş kardeşin beşi bir olmaz, “Anamın ak sütü gibi temiz” Türkçe’ deniz biz.
Kelimeler yaramaz, kelimeler oyunbaz, insanlar kurallarla bağladılar onları. Yan yana gelip cümle (tümce) oldular. “Ben okuma yazma biliyorum” ya da “ben biliyorum okuma yazma” diyebilmesi için insanların. Ama illa da ben, önce ben yani bilmeyi bilen eylemi gerçekleştiren özne geçti her şeyin başına. Bir de sona eylem, cümle tamam. Yalnız, bu eylem işi karışık. Bazen cümlenin ortasına koyar insanlar onu, devirirler cümleyi. Bir türlü sıraya dizemediler vesselam muzır kelimeleri. İlk paylaşımdı belki. Herkes kendince kurdu tümcelerini. Belki bu yüzdendir, anlamlar sağa sola dağıldı kifayetsiz oldu sözcükler. Kimse anlaşamadı, birbirlerinden uzaklaştı. Zaman ve mekan girdikçe araya “sevgi” nin saklanması gerekti. Unutmamak, hatırlamak ki ikisi aynı şey değildir özleyenler bilir, saklamak için yazmak gerekti. İşte o zaman yeni bir macera başladı sözcük avcılarıyla anlamlar arasında.
Uzun soluklu serüvende önce düşler vardı, düşünceye dönüşen. Düşünce seslere, sesler kelimelere, sözcükler cümlelere, tümceler yeni anlamlara, düşlere…Önce hayal etti insanoğlu.