- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Kendimi tüm Bloga ihbar ediyorum!

Bilen biliyor. Editörler biliyor, karım biliyor. Kedim biliyor, yüreğim biliyor. Siz de bilin. Kendimi size ihbar ediyorum. Siz uyurken, uyanırken çayınızı içerken. Güzel bir haber almışken, canınız sıkılmışken. Bu sitenin editörleri benden neler çekiyor! Yüzyılda bir gelen deliyim itiraf ediyorum , bunu bilin. Başka yerlerde ; Öykü yazsam öykülerim, hikaye yazsam hikayelerim, şiir yazsam şiirlerim kabul edilmez muhtemelen. Ama bu site beni kabul etti bir kere. Hata böyle bir şey işte. En başta sağlam duracaksın.
Blog dediğin ne? Günlük. Günlük dediğin ne? Hayatının içinden kesitler. Eve aldığın kedi, almadığın kedi, yazıver. Açan çiçek, gelen bahar mis gibi, dök duygularını. Sinemaya gelen güzel film, yediğin soslu eriştenin tarifi, Venedik'te gondolda nasıl oturulur? yaz yaz dök içini rahatla. Allah insana kelimeleri verdi, insan o günden beri şaşırdı kendini ;ne dediği belli ne yazdığı. Kendim gibileri kastediyorum ; yoksa üstad diye bir laf var onlar teşbih dışı.
Padişah devrin en ünlü Hattat'ının yanına gitmiş. ''İyi güzel de demiş; yaz ,yaz yaz sonra ne ola ki?'' Hattat yavaşca eğildiği masadan doğrulmuş'' koskoca Padişah hokkamızı tutmuş daha ne olsun Hünkarım?'' Yaz, yaz, yaz. Bizim hokkamızı tutan Padişah'da olmayacağına göre ne ola ki böyle; yaz, yaz ?
Ben tuhafım size söylemiştim. Part- time anormalim ya da . Hayatımdan kesitler yazamıyorum her zaman. Ben de çıkmadım mı denizden tepede güneş varken? çıktım. Denizin damlaları burnumdan aşağı akmadı mı hiç? hem de kaç kere. Yanımda uzanmış , gözlerini kapamış, ellerimi arayan biri olmadı mı sanıyorsunuz? oldu vallahi.
Tuhafım. Yazamıyorum böyle şeyleri her zaman. Gittiğim film, yediğim yemek, komşunun çocukları. Kalemimim ucu yok olup gidiyor bazen.Ağzımda kelimeler, aklımda cümleler. Kendi kendime diyorum ki: ''sende çocuktun bir zamanlar hatırla. Kıbrıs'ta İlkokuldaydın. Askeri servisle bir köyden bir köye giderdiniz. Camlar yarıya kadar açık olurdu. Başak tarlaları yemyeşildi hani, rüzgarda deniz gibi olurdu. senin için bir hoş olurdu. rüzgar saçlarını tarardı. En önde sevdiğin bir kız vardı, onun senden haberi yoktu. Sen birgün bir hikaye anlatmaya başlamıştın uyduruk; servisteki tüm çocuklar üşüşmüştü başına, pür dikkat dinliyorlardı. O da gelmişti, sana bakmıştı, sen ona bakmıştın. yazsana hadi diyorum . Olmuyor , aklımda bin türlü hışırtı, karıncalar geliyor pat pat..
Kendimi Bloga ihbar ediyorum. Aranızda bir deliyim. Sulandırıyorum hayatı. Unutulup gidecek fikirlerim, hatırlanmayacak yazılarım var. Bir kum tanesi bile daha kalıcı, ben yok olup gideceğim. İçinizi karartıyorum, editörleri çıldırtıyorum gece yarısı bir vakit. Kasvetli kasvetli memleket meseleleri. Ne taş gibi hayata dair felsefe yazıları. Ne güzel , gülümsetici moral yazıları.
Son zamanlarda kelimelerim gülmüyor. Ağız dolusu kahkaha yok. Dünya ile memleket ile meselem var. Yazılarım günlük olmuyor, başka birşey oluyor. Çöpten çıkan kedi deli gibi yola koşuyor, yolda ezilip ölüyor. Çıktığı çöpün işi boş. Kaçımız şu hayvan kadar onurluyuz diyorum ? Başka bir şey yazamıyorum.
Kafamda bazen hayal kurarım. Ankara Gata'da ki Gazi askerlere altın saat takarım mesela. Kiminin ayağı yok, kiminin bacağı, gizlice ağlarım. Yanıma Müsteşarı çağırırım'' Her birine aslana yakışır maaş. Her birine kıpkırmızı bir Pasaport.'' Dinlerim ne dertleri varsa. Bir bakarım ellerime. Yavaşça ağlamışım.
Değersizim bunu iyi bilirim. Kendimi övdüğümü sanmayın yazılarımda. Canını on dokuzunda bir dağ karakolunda vermiş askerin yanında ben neyim? Habersizce ölen, habersizce gömülen Türk İstihbaratçılarının ardından ne yazılır? Çocuğunu götürdüğü hastaneye on milyon veremediği içn çocuğu kucağında ölen babalar varken! yemek tarifi bana ne desin? Uğur Mumcu'dan sonra kim? ne yazsa, ne yazabilir onun gibi?
Atatürk'ün Bursa Nutku geliyor aklıma , sık sık.
Şöyle der'' Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.''
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek"
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!
Sayın Editör beni affet. Ben birazda bundan dolayı sinirliyim ara sıra. Misal , dün Belediye otobüsünde beline kadar sakalı olan bir şoför gördüm, aklımdan geçenleri yazsam , kesin red gelir.