- Kategori
- Mizah
Kendimin Kedisi Olsaydım

Hep kedilerim oldu benim hayat boyunca.
İlk kedimi, ben iki üç yaşlarında filan iken eve almışlar. Hatırlamam bile. Ama onun yüzünden az daha bir gözümü kaybediyormuşum. Nasıl mı? Bu kedicik, bir gün annemin beni oturttuğu sandalyenin altına girivermiş. Ben durur muyum, okşamaya kalkmışım kediyi. Popom havada, kollar aşağıda, kediye uzanmaya çalışıyorum. Sandalye durur mu? Devrilmiş tabii. Hem de üzerime. Ve tahta sandalyenin sivri köşelerinden biri anında yüzüme batmış. Yüzüm kanlar içinde, ben feryat figan. O sıralar aklı bir karış havada yeni yetme bir delikanlı olan ve annemin mutfağa giderken, bana göz kulak olması için başımda bıraktığı- ve tam o esnada pencereden görünen, dışarıdaki herhangi başka bir şeye göz kulak olmakla meşgul- dayım şoklarda. Kedicik bu hengamede çoktan toz olmuş. Deli gibi odaya dalan annemin eli ayağına karışmış, çünkü göz hizamdan başlayıp aşağıya doğru akan kan, tüm yüzümü kapladığından, nereme ne olduğu henüz tam belli değil. Annem çığlık çığlığa: “Gitti çocuğun gözü!!” Ayni anda, başka bir odada yaptığı, hobisi olan saat tamiratı işini elinden fırlatıp, çığlıkların yükseldiği oturma odasına koşan dedem. İlk panik anından sonra aklını ilk başına toplayan da o. Beni kaptığı gibi, merdivenlerden aşağıya ve evden dışarı. Ev halkı peşinde. Böylece beni en yakındaki doktora koşturduklarında, mesele anlaşılıyor ve sandalyenin köşesinin, gözüm ve kaşım arasında, sağ gözüme bir santim mesafede bir noktaya battığı ve orada bir delik açtığı ortaya çıkıyor. Büyük rahatlama, şükran duaları. Anneciğimin sevinç gözyaşları. İlaçlanmış, bantlanmış, paketlenmiş olarak eve dönüş.
Bilmem belki de, kedilere duyduğum o isimsiz ilgi işte o andan itibaren, onulmaz, deva bulmaz ve bir ömür boyu sürecek olan bir aşk haline dönüştü.
Belki çok küçük yaşta, çok hassas bir bölgede oluştuğundan dolayı, o yaranın küçük izini hala taşırım. Ve sanki o yarayla, tüm kedi nesli, beni bir ömür boyu damgalamış gibidir: “İşte bu insan bizimdir.” diye.
Kimse de bana o yüzden hayat boyu “gözünün üstünde kaşın var” diyememiştir. Çünkü gözümün üstünde, bu yara izim bulunmaktadır.
O kedicik o olaydan sonra, belki başka ailelerde vuku bulabileceği gibi evden gönderilmemiştir. Tam tersine, o kediciği daha sonra başka pek çok kedicikler, kediler takibetmiştir. Ne isimlerini, ne de cisimlerini unuttuğum, unutabildiğim; her biri başka özelliklere sahip olmuş olan, her renkten, her cinsiyetten ve cinsten, her yaştan; her biri ayrı birer şahsiyet olmuş olan kediler.
Tabii şu anda da var kedilerim.
Ve bazen düşünürüm.
Ben, kendi kendimin kedisi olsaydım.
Kışın sıcacık bir evim, her katta, her odada uzanıp yatmam için yumuşacık minderlerim; tırmanabilmem, tırnaklarımı bileyebilmem için çeşitli kedi ağaçlarım, onlara rağmen tırnaklarımı mobilyalarda bileyebilme şansım; günde birkaç defa doldurulan mama tabaklarıma rağmen, beğenmediğim mamaları burnumu kıvırıp bırakabilme olanağım olurdu örneğin. Sonra çeşitli oyuncaklarımla oynarken ortalığı altüst ettiğimden, beni azarlamak için kovalayan, ama yakalayınca azarlamak yerine, kucaklayıp öpmeye başlayan bir insanım olurdu. Sonra yaz kış canım isteyince çıkabileceğim; trafik kazasına uğrama veya kaybolma tehlikesi karşısında özel yaptırılmış, her tarafı telle çevrili özel bahçem olurdu. Sonra ne bileyim, yarın ne bulup ne yiyeceğim, nasıl para kazanacağım şeklinde sorunlarım olmazdı. Ben, bana en iyi şekilde baktığımdan, ufacık bir hastalık veya normal dışı bir belirti dolayısiyle derhal doktora koşturduğumdan ve hiçbir masraftan çekinmediğimden; sağlığım konusunda en küçük bir endişem olmazdı. – Biliyorum, en geç bu noktadan sonra, anlatımı takibetmek, dilbilgisi açısından kusursuz olsa da, anlam kargaşası yönünden gitgide zorlaşmaktadır. Yazarca, okuyucunun anlayışına ve dikkatine sığınılır.- Ben beni her fırsatta okşadığımdan, en güzel sözlerle övdüğümden, kulaklarıma en tatlı sevgi ve aşk sözleri fısıldadığımdan; sevgisizlik veya ilgisizlikten doğacak hiçbir ruhsal sorunum olmazdı. Ben bana karşı; canı olan, nefes alan, özerkliği bulunan her varlığa karşı olduğu gibi, saygılı olduğumdan ve kedi olmama izin vereceğimden; kedilik yaşamıma, herhangi bir kısıtlama getirilmeden, dolu dizgin devam edebilirdim. Ben, benim ayaklarımın ucuna, balkonda avladığım küçücük kuşu yatırdığımda, avlanmanın her türlüsüne karşı olduğum ve bu küçük cansız beden karşısında gözyaşlarına boğulduğum halde, kendi kendimin başını okşayabilirdim. Ben gezmeyi ve seyahati çok sevdiğim halde; beni- her ne kadar çok güvenilir bir başka insana emanet edebiliyorsam da- evde bırakıp gitmeyi bir türlü beceremediğimden, hep yanıbaşımda olan bir oyun arkadaşım ve yarenim olurdu. Ben geceleri bir türlü sakin yatamayıp devamlı dönüp durma adetime rağmen; tüm geceyi sırtımın ortasında veya karnımın üstünde geçirerek yatağı kendime zindan ettiğim halde; kaza ile yatağa gelmediğim gecelerde tüm evi arayıp, beni bulup yatağıma getiren bir gönüllü hizmetçim olurdu.
Saymakla bitmez. Örneğin faturaları vaktinde ödemek diye bir kaygım olmadığı gibi, nereden geliyor bu değirmenin suyu filan gibi bir merakım da bulunmazdı tabii.
Ya da, ne olacak bu dünyanın hali, nereye kadar gidecek bu iklim ısınması, buzulların azalması, denizlerin yükselmesi olayı vesaire gibi düşünceler, bıyığımın ucundan bile geçmezdi.
Etnik kavgalar, Ortadoğu’daki çatışmalar, Afrika’daki savaşlar ve açlık, Kuzey Kore’deki despot, Rusya’daki insan hakları ihlalleri, ABD’nin ihtirasları ve tüm dünyada sahneye koyduğu siyasi oyunları, dünyadaki ekonomik kriz; hiçbiri, hiçbiri kuyruğumun bir kılını bile kıpırdatmazdı.
İnsanların ne diye demokrasi dedikleri bir idare şeklinde, oylarını gidip gidip kendilerine en fazla yalan söyleyen siyasi partilere verdikleri de, inanın asla küçük beyinciğimi yormazdı. Hatta oy verenle, oy alanın benzer özellikleri filan gibi konularla hiçbir zaman güzel kafacığımı doldurmazdım. Eğitim herşeyin başıymış, insanlar okumazsa, okutulmazsa, birey olamazlarmış, doğru ile eğriyi ayıramazlarmış filan gibi konular karşısında, bende tık yok. Hele demokrasi dedikleri şeyde, herşeyden önce kişilerin eşitliği söz konusuymuş; seçen ve seçilen ayni hizadaymış, kimsenin kimseye biat etmesi gerekmezmiş; seçilen aslında seçene hizmet etmeliymiş, sandıktan çıkan kişi ne sultan ne padişahmış vesaire, bana ne yahu. Kediyim ben kedi, minik, sevimli, oyuncu, kendi halinde bir kedi. İnsanların acaipliklerine akıl erdirmeye çalışmaya hiç niyetim yok.
Beni ilgilendiren şeyler;dolu mama tabağım, oyuncaklarım, özgürlüğüm, sıcak uyku köşelerim, gönlümce gezinip, gönlümce avlanıp, gönlümce hayal kurmam, gerisi vız.
Ah, kendi kendimin, kedisi olmak varmış.....