Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '14

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
212
 

Kendimiz olabilir miyiz?

Kendimiz olabilir miyiz?
 

Bu dünyada gerçekleştirilmesi en zor olan şeylerin başında kişinin kendisi olmayı başarması geliyor sanıyorum. Her birimiz ayrı bir bireyiz, bunun korkulacak yanı yok. Kendi düşüncelerimiz, kararlarımız, davranış biçimlerimiz var. Diğer bireylerden bir şekilde az ya da çok farklılıklarımız var, olmalı da. Kendimize güvenmek, ayaklarımızın üzerinde durabilmek, özgürlüğü ve gerekirse yalnızlığı yaşayabilmek ve taşıyabilmek birey olarak kaçamayacağımız gerçekler.

Başkalarıyla bir arada olmak, sevmek, iş arkadaşlığı yapmak, hatta aynı ailenin bireyleri olmak illa ki onlara benzememizi, onlara öykünmemizi  ya da onların istediği gibi olmamızı gerektirmiyor.

Kendimiz olabilmek için ilk adımlar  çocukluktan başlayacaktır kuşkusuz. Küçük yaşlardan itibaren aile içinde olsun, okul yaşamında olsun her bir kişinin birey olmasına gerçekten fırsat tanırsak, düşünmeyi, düşündüğünü ifade etmeyi, farklı düşünceleri dinlemeyi , gerektiğinde uygun bir biçimde itiraz etmeyi, sorgulamayı olanaklı hale getirebilsek, özgür bir birey olmanın yolunu açmış oluruz.

**

Günümüz dünyasında düşünmeyi unuttuk sanki. Neredeyse çaba gerektiren her şeye sırtımızı döndüğümüz gibi, düşünmeyi, tartışmayı, okumayı, öğrenmeyi de devre dışı bıraktık sanki. İnsanlar artık konuşmuyor bağırıyor, bilmeden konuşuyor, başkalarının söylediklerini mantık süzgecinden bile geçirmeden kabulleniyor, birkaç kez duyduğu, izlediği şeyleri kendi fikriymiş gibi kaydetmeye başlıyor. Ve sonunda öyle davranmaya, yaşamının en önemli kararlarını bile bu çerçevede- çoğu zaman farkında bile olmadan- vermeye başlıyor.  Televizyon programlarında sunulanlar, gazetelere atılan manşetler, sosyal medyada paylaşılanlar büyük çoğunluğun beynini bombardımana tabi tutarken buna biraz da tembelliği ve umursamazlığı eklediniz mi, buyurun düşünceniz hazır.

Gazeteler  zaten ülkemizde yeterince okunmazken, okuyanların büyük bir bölümünün ilk sayfada manşetlere, üçüncü sayfaya  ve spor sayfasına baktıklarına, aynı gazetenin hiç değilse bir iki yazarının yorumlarını ya da makalelerini okumadıklarına inanıyorum. Bir haberi, bir olayı birkaç değişik bakış açısıyla okumadığımız, farklı kaynaklardan izlemediğimiz sürece  nasıl o konuda gerçeği öğrenebiliriz ki. Aynı şeyler hep aynı TV kanalını izlediğinde de geçerlidir kuşkusuz.

Okul yaşamı apayrı bir konu . Ezbere dayalı olmayan,  öğrenmeyi, bilimi, yaratıcılığı esas alan bir eğitim  sistemi yoksa eğer ister ilk okulda olun ister üniversitede sonuç baştan belli. Herkes lise, üniversite mezunu. O kadar. Mezun.

**

Bütün bunların sonunda kendimiz mi oluyoruz yoksa olmamızı istedikleri mi? İşin acı tarafı, ailesi ya da okuduğu okul sayesinde istisna olarak kendini bu çarkın dışına çıkarmayı başaran azınlık da ne yazık ki kendisi olabilmenin tadını çıkaramıyor. Karşısında illa ki mücadele etmesi gereken bir çoğunluğun olması nedeniyle, derdini anlatabilmek için akla karayı seçiyor. Karamsarlığa düşüyor bazen, yeri geliyor pes ediyor. Çekiliyor kendi kabuğuna, benzerleriyle konuşarak ara ara derdine derman arıyor. Düşünüyorum,  haksız da değiller  hani. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 649
Kayıt tarihi
: 06.12.10
 
 

Bornova Anadolu Lisesi ve Sbf mezunuyum. Üniversite yıllarımda başlayan çalışma yaşamım kısa bir sür..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster