- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Kendimize karşı talepkar olmalıyız

YAPTIĞIM İLK YAĞLI BOYALI ÇALIŞMASI
İnsanın yazması kolay iş değil: Nasıl yapmalı da kendini beğenmiş görünmemeli, okuru sıkmamalı?
Türkçe yazmak! Bunu bir yıl öncesine kadar hiç denememiştim, düşünmemiştim bile. Hayatımda birkaç mektup ve edebiyat derslerindeki zorunlu kompozisyonlar dışında hiç yazı yazmadım, onlar da Türkçe değildi. Yıllarca yönetici olarak çalıştığım firmada, bölümler arasındaki iç yazışmalarımı dahi sekreterim yazıyordu. Bazen keşke o kadar yetenekli sekreterim olmasaydı şakasını yapıyorum. Yazmaktan bu kadar çok korkuyordum. Türkçe'yi iyi bilmediğim için bunu yapmaktan çekiniyordum aslında, hata yapmaktansa, yazmamak daha iyi olduğunu düşünmüştüm.
Yazabilmek gibi bir iddam yok, fakat kelimelerle cümleler kurabilmenin ve kendimle sohbet etmenin bir yolunu bulmanın mutluluğunu yaşıyorum. Değişik bir sohbet bu, üzüntülerimi, kaygılarımı, sevinçlerimi, hatıralarımı kendi içimde zaten yaşıyorum, ancak bu sayede kalıcı kılmalarını sağlıyorum.
Bu yeni bir hobim haline geldi.
Bir kaç sanat dalınla yakından ilgileniyorum (hobi olarak). Bir tane daha eklendi. Müzik, hayatımda hep vardı, yetiştiğim ülkenin olumlu yönlerinden bir tanesi.
Kendim yaptığım on dört yağlı boya tablom var, asla bir iddam yok, ancak renklerle uğraşmak, çok keyifli bir iş. En azından bana öyle geliyor.
Van Gogh hayranıyım ve genelde onun tablolarının taklitlerini yapıyorum.
Bazen, Van Gogh bir şekilde onları görse çok üzülür, ancak onun tablosunu alabilecek kadar para biriktiremedim henüz (şaka yaptım, olamayacak da maalesef. İsviçre bankası mı soymalı?) fotoğraflı reprodüksiyonları da sevmediğim için, böyle bir yola baş vurdum. Eve gelenlen arkadaşlarım beğeniyorlar, orijinalleri tanımadıkları için.
Van Gogh’un eserleri inanılmaz güzel, en ufak detayına kadar inceledim ve onlarda tutuklu kaldım. Hayatını da okumuştum, çok trajik ve dokunaklı ('Yaşam için susamak ' idi biyografinin adı. Çok güzeldi.)
Diyeceğim şu ki, ufak tefek denemeler, birkaç satır yazabilmek beni rahatlatıyor ve mutlu ediyor. Kimseye bir zararım yok ve bu işten para kazanmıyorum. Adı üstünde hobi.
Anlatmak istediğim, resim yapabilmek için (bu her sanat dalı için geçerli) illa Van Gogh, Gogen veya Picasso olmamız gerekmiyor. İçimizden resim yapmak geliyorsa yapabilirsiniz, kendimiz için. Eğer bu bizi mutlu edebilecekse yapabiliriz bunu. Benim düşüncelerim böyle.
Eve gelen arkadaşlarım bir çoğu benden esinlenerek ve benim verdiğim cesaretle evlerinde denediler ve tablolar yaptılar, benden çok daha güzel yapanları da oldu, hep çekinmişler bunu yapmaya
Farklı bir dünya; boyalar, fırçalar, palet ve beyaz tual. Tual renklendikçe bir sevinç doğuyor insanın içinde, bir güzellik yaratabilmenin sevinci. Bunu denemeyen anlayamaz, ancak denemeye değer.
O kadar dinlendirici ve zevkli bir uğraş ki! Kopuyorsunuz dünyadan, stresli geçen günden ve olumsuz her şeyden. O an sade siz ve renkler.
***
Anne olmaya hazırlanırken, içinizde başka bir hayat oluştuğunu hissettikçe, içinizdeki küçücük kıpırtılarını duydukça, içgüdüsel bağlanıveriyorsunuz. Anlatılamaz bir duygu bu. İçinizdeki yeni hayatı hayal etmeye çalışıyorsunuz ve çelimsizce, acemice sevmeye. Onun için bir şeyler yapmak istiyorsunuz, belki duygularınızı anlatan bir mektup belki başka bir şey.
Ben Türkçe yazabilmenin hayalini kuramazken, kalıcı olmak şartıyla başka bir şekilde duygularımı ifade etmenin yolunun arayışındaydım.
Ama ne ve nasıl?
İşte o zaman bir çocuk kitabında bir resim gördüm. Bir aileyi andıran kompozisyon. Ağaç kütüğün, üzerinde sepetten bir ev, ağıcın dibinde harikulade güzel mantar ve birkaç sevilimi hayvan. Sevgi, Arkadaşlık, Dayanışma, Huzur, saçıyordu bu resim. İçimden bunu büyüterek, resim etmek geldi. Duygularımı bu tabloyla anlatmalıydım. Eve en yakın kırtasiyeden bir kutu yağlı boya, bir tual ve iki üç fırça aldım ve işe koyuldum. Orijinali görmezseniz, sevimli bir tablo ortaya çıktı.
Bu bana inanılmaz büyük mutluluk yaşatmıştı.
Oğlumun odasındaki duvarda hâlâ asılıdır bu tablo ve oğlum bana bu tablo çocukluğunu hatırlattığını söylüyor.
Bundan cesaret alarak zamanım oldukça yağlı boya çalışmalarımın sayısı arttı.
Bu işin maliyeti inanılmaz ucuz. İsteyen herkes deneyebilir.
Diyeceğim şu ki insanlar başkalarına zarar vermedikçe istediklerini yapmakta özgürdürler. Beğenmek veya beğenmemek çok göreceli bir kavramdır, önemli olan bu işten duyduğunuz duygulardır.
Hangi hanım istemez mutfağının duvarına bir natürmort. Bir de üstelik bunu o yapmışsa….
***
Van Gogh ’ un çok uzun yıllar hayranıyım. Tabloları bana göre gerçekten çok güzel, güneşin ışığını ve sıcaklığını gerçekten yansıtabilmiş, tarzını ben çok beğeniyorum, çok samimi geliyor. Reprodüksiyonları sevmiyorum çok cansız buluyorum, parmaklarım tablonun üzerinde kabartıları hissetmesi gerekiyor. Orijinal tabloya sahip olamayacağım için, pek doğru olmasa da KENDİM için taklitlerini yapmak fikri ortaya çıktı. Tıpkı şu an bu satırları yazdığım gibi. Kendim için bir şeyler yapmaktan hoşlanıyorum.
***
Zevkler ve renkler tartışılmaz, kimi sever, kimi sevmez.
Ben mesela Picasso ’ yu sevmem. Onun hayranlarından özür dileyerek yazıyorum, tabloları bana çok soğuk ve hırçın geliyor. Kışkırtıcı bir yanları var, tabii bana göre.
***
Asıl varmak istediğim noktaya geldim. Kendinizi geliştirtmek ve mutlu edebilecek her şeyi yapabilirsiniz, ANCAK başkasına zarar vermemek şartıyla.
***
Eğer siz birinin emeğini çalıyorsanız ve haksız bir şekilde kazanç elde ediyorsanız, eğer siz bir gıda üreticiyseniz ve bilincinde olup insan sağlına zararlı gıdalar üretiyorsanız, eğer siz bilincinde olup ta denizi kirletmeyi göz ardı edip balık üretim çiftlikleri kuruyorsanız, eğer tekstil üretici olup ta bütün uyarılara rağmen zehirli boya maddeleri toprağa arıtmadan geri veriyorsanız, eğer bir çiftçi olup ta aşırı miktarda zehirli gübre kullanıyorsanız, eğer müteahhit olup ta inşaat ettiğiniz binanın malzemelerinden çalıyorsanız, eğer kurallara uymayıp trafikte canavar kesiliyorsanız işte bunlara ve bir çok şeye daha tahammülüm yok.
Eğer işinizi gerektiği gibi yapmazsanız her dal için geçerli, başta devlet bürokratları, öğretmenler, doktorlar, sanayiciler, avukatlar, mühendisler, muhabirler, tercümanlar, şoförler, sigortacılar, işçiler vs. herkes için geçerli, gelecekte sonuçları geriye dönüşü olmayan hatalar ile dolu olabilir.
Başka birisi için üretiyorsanız bunun en iyi şekilde yapmak zorundasınız.
Benim ideallerim böyle.
Aksi takdirde ülke olarak bir geleceğimiz olamaz, sürekli başka birilerine boyun eğmek zorunda kalırız ve bir çok buruk günlerimiz olabilir.
İnsanın kendisini sevmek, önündeki çıtayı yüksek tutmak demek bana göre.
Bireysel başarılar sonuçta bir ülkenin başarısı getirmektir beraberinde.