- Kategori
- Edebiyat
Kepaze bir yaşam serzenişleri1
“pişmanlık sızı gibi yayılmıştı bedenine. Belki bu adamın hazin bir hikayesi vardı. Öğrenmek istemiyordu. Kimsenin kaderini merak etmiyordu.”
Elif Şafak – İskender
Kimsenin kaderini merak etmemek: umursamazlıkla umutsuzluk arasındaki o ince çizgi. Aslında insanların hikayelerini sadece ‘umarım benim hikayemden daha dertlidir ve umarım benim daha iyi bir hayatım vardır’ kaygısı ile dinliyoruz. Hikaye bir noktadan sonra başarı hikayesine dönüyorsa -ki bence bu kaçınılmazdır, çünkü her insan kendi hayatının kahramanı olmak ister- işte o zaman hikayeden kopuşumuz başlıyor demektir. Bu kopuşumuzun ardından ise yavaş yavaş açık aramaya seanslarına geçiyoruz. Çünkü biliyoruz ki veyahut da bildiğimizi sanıyoruz ki bizim geçtiğimiz yollar onunkinden katbekat daha dikenli daha engebeli. Eğer karşıdakinin hikayesi açık aramaya bile değmeyecek kadar kötü ise de konuyu değiştirmeye çalışıyoruz. Başarabilenler bence çok şanslılar.
Kimsenin kaderi umurumda değil mesela benim, tabi ki herkes zorluk çekiyor bu hayatta, herkes bazı şeyleri aşıyor veya aşamıyor ama bu gerçekten benim hayatımı etkilemiyorsa dinlemek bile istemiyorum. Hikaye dinleyecek olsam romanlarda en güzelleri, en ihtiraslıları, en şatafatlıları anlatılıyor, açar onları okurum. Şimdi diyeceksiniz ki ‘gerçek hayatla romanlar da bir olur mu canım, onlar kanlı canlı hikayeler’. Külliyen yalan. Kimse gerçek hikayesini anlatmıyor, çünkü gerçeğin mide bulandıracak kadar sıkıcı olduğunu herkes biliyor. O yüzden bütün insanlar kafalarında yarattıkları hikayeleri anlatıyorlar. Ee o zaman en yaratıcı hikaye anlatıcıları yazarlardır sonuçta, ne diye gidip dinleyeyim vasattan öte geçememiş hayal gücü hikayelerini de vakit kaybedeyim.