- Kategori
- Spor
Kewell'ları gönderip Jo'ları getirmek

Futbolda bazı olaylar vardır ki konuşmak istersiniz ancak bir türlü ağzınızdan düşüncelerinizin kıvrımlarını işgal eden şeyler çıkamaz. Gönlünüzce ifade edemezsiniz. Sadece anlamaya çalışırsınız. Sessizce kabul edersiniz.
Geçtiğimiz senelerde Fenerbahçe’nin çok sevilen defans oyuncusu Luciano sakatlandığında bir ayrılık çanı çalıyordu, her vuruş ayrı bir sıkıntıya dönüşüyordu.
Sonra çok yakın zaman içinde aynı şey Luciano’nun formasını giyen Edu için yaşandı. Sakatlığı bir anda gözden düşmesine neden oldu.
Her iki futbolcudan kulüplerin vazgeçebilmelerini kolaylaştıransa alternatiflerini oluşturmuş olmalarıydı.
Bu sene hiç kuşkusuz ligimizin en istikrarlı ve istatistiksel olarak da takımına en çok puan kazandırmış futbolcusu Herry Kewell’dır.
Galatasaray’ın bulunduğu pozisyona tutunmasını sağlamakla kalmamış; bir ara dağılır hale gelen takım içi arkadaşlığı da sağlamıştı. Her ne kadar Arda bu takımın kaptanıysa da resmi ağızdan ifade edildiği gibi gizli ve efektif kaptanlık Kewell’ın üzerindedir.
Kewell, sadece ülkemizin değil, oynadığı dönemde İngiltere Premier Ligi’nin de çok sevilen futbolcusuydu.
Burada itiraf etmeliyim ki, Kewell’ın gol atmasını izlemekten de çok büyük keyif duyduğumu burada itiraf etmeliyim. Hele Ali Sami Yen’de onun her golünden sonra çalan Boney M’in parçası ile bütünleşen ambiyans da insanı bir an büyülüyü veriyor.
Kewell transfer edildiğinde en çok konuşlan konu onun sürekli tekrar eden sakatlıklarıydı. Hatta onunla ilgili bir iki yorumumda Galatasaray’ın en istikrarsız ve üzerine oyun kurulmayacak tek futbolcusunun Kewell olduğunu da yazdım.
Yalan da değildi bu şimdi bir kere daha doğrulandı. Kewell yine sakatlandı ve büyük bir ihtimalle de ligin ikinci yarısının ortalarına kadar forma şansı bulamayacak.
Galatasaray yönetimi İngiltere’de bir maden buldu ve oraya gidip çok uygun fiyata futbolcu alıyor ya da kiralıyor. Kewell’ın da alternatifi hemen hazırlanmış durumda ve gündeme Kewell’ın sözleşmesinin yenilenmeyeceği hatta feshedileceği haberi bomba gibi düştü.
Açıkçası Galatasaray yönetiminin gelecek kaygısını anlıyorum. Burada duygusallığa yer olmadığını da biliyorum. Ancak konu sadece futbolun değil, sporun içinde duruşu ile çok yakışan adamlar olduğunda insanın o duygusallığı isyan ediyor.
Ancak bu sadece sporda yok; endüstri haline gelmiş her alanda var.
Kendim bunu çok yakından yaşıyorum. İşveren’in sizin profesyonelliğinize ihtiyacı olduğu dönemde kolunuza girer dertlerini açar. Olmadık sözler ve vaatlerde bulunur. Geleceğe dönük öyle tablolar çizer ki etkilenir ve işinize daha büyük bir hevesle sarılır, bir an önce bitirmek için çalışırsınız. Sonra gün gelir bitirmeniz gereken projeyi tamamlarsınız. İşveren’in sizinle işi bittiği andan itibaren o sizin varlığınızın ne büyük bir yük olduğunu hissettirmeye başlar. Siz olmasanız bu işleri yapmayacaktır. Milyonlarca dolarlık bir projenin sonunda üç kuruşluk kıdeminiz hatta izin paranız dert olur. Ben bunu yakın dönemde yaşadığım için paylaşıyorum.
Aynen Tekel işçilerinin yaşadıkları gibi. Devlet onlara diyor ki "en büyük hatamız merhamet etmek!”
Kewell da isyan ediyor. İsyanında da haklıdır. Ancak düzen bu şekilde çalışıyor.
Belki de bunun daha derinden farkında olan futbolcular rakımı yüksek illerde, kar altında top oynamamak için sarı kart cezalısı olmayı tercih ediyor. “Ne kadar köfte o kadar ekmek” diyor.
Girişte dedim ya; yorum yapmak gönlünden geçeni ifade etmek kolay değil.
Ancak Kewell gibi futbolcuların futbolumuza yapacakları bir iki sene ile sınırlandırılmamalı. Olaya sadece efektif bir verim hesabı şeklinde bakmamalıyız. Kewell sadece Galatasaray için değil, bizim futbolumuz için çok büyük bir değerdir. Futbolculuğundan söz etmiyorum; sporculuğunun altını çiziyorum.
Kewell’ları gönderip Jo’ları getirerek ve günü kurtararak nereye kadar devam edeceğimizi hep beraber göreceğiz.
Uzay Gökerman