Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mayıs '11

 
Kategori
Kültür Turizmi
Okunma Sayısı
921
 

Kıbrıs gezisi

Kıbrıs gezisi
 

TÜRK GAZETECİLER RAUF DENKTAŞ'IN EVİNDE...


Kıbrıs’a Don Kişot gerek  

Kıbrıs’ta “Girit Oyunu”mu oynanıyor? 

Sağlığı bozularak hastaneye kaldırılan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ınKoloni İdaresinde Kıbrıs Türkleri” kitabında yer alan bazı tarihi ve siyasal tespitler, ada üzerindeki oynanan oyunların, özellikle “Girit oyunu”nun sonuçları ile yakın tarihe tanıklık ediyor. Bu kitabı yeniden okumanın tam zamanı... Tüm kirli oyunları bozmanın yolu, Don Kişot olmaktan mı geçer? Magosa Zindanı’nda “Don Kişot” kitabını yazan Cervantez, “Kuvayı Milliye’nin bir neferi olarak Gazi Mustafa Kemal’in emrine uyup, bu kez Kıbrıs’taki kirliliklerle savaşmaya geliyor... Yel değirmenlerine, hayaletlere, var olan ve açılacak üslere, uydulara, şeytanlara, ölüm makinalarına ve “kağıttan kaplan” emperyalizme karşı savaşmak üzere atını denize süren Don Kişot, komutanı Gazi Kemal’in emrinde... “Ya İstiklal, Ya Ölüm!” 

“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!..” 

Kalemini, kitabını ve yüreğini silah olarak kullanan “Olgun ve nurlu bilgeler ordusu” görev başına... 

Haydi, Don Kişot gibi kuşanalım zırhımızı. Atlayalım Düldüle, Küheylana. Yoldaşımız Sanço Panço ile birlikte, sürelim atımızı Akdeniz’e... 

Anadolu ateşi yandı. İçimizdeki fener ışıdı. Evliyalar ve Düş yoldaşları görev başında... 

Savulun gavurlar, Kıbrıs’ı kurtarmaya Firariler ve Don Kişotlar geliyor... Barış, hemen şimdi... 

Yaşadığı toprakları özleyen Kahraman Don Kişot ve Yoleri Gezgin Derviş ile Kıbrıs’ı fethetmeye var mısınız? 

“Turizm barışın sigortası” gerçeğinden hareketle, Kuzey Kıbrıs gezimiz sürüyor... 

Kıbrıs-Cyprus-Zypern olarak bilinen adanın kuzeyinde, 1571’den beri Türklerin egemenliği sürmektedir. Kıbrıs’ta tarihi, kültürel ve ekonomik doku bakımından Ortadoğu’da yaşamış tüm uygarlıkların izine rastlanır. Çok memeli Kibela’nın dudak izi gibi… 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ınKoloni İdaresinde Kıbrıs Türkleri” kitabında yer alan bazı tarihi ve siyasal tesbitler, ada üzerindeki oynanan oyunların, özellikle “Girit oyunu”nun sonuçları ile yakın tarihe tanıklık ediyor. Bu kitabı yeniden okumanın tam zamanı... 

Adada, sirtaki ve harmandalı oyunlarının yanı sıra; “Girit oyunu” ve tüm dinler için Kıbrıs’ın tarih boyunca stratejik özelliğinden ötürü başka kirli oyunlar da oynanmaktadır. Şimdi ise ABD, AB ve İsrail’in başını çektiği; Anadolu, Akdeniz, Ortadoğu ve tüm Anakara(Kıta)’larda “Barış”ı tehdit eden yeni oyunlar oynanıyor. Tarih boyunca “Türk” sözcüğünün gücü ve içeriğinden rahatsız olanlar, yüz yıl önce hazırladıkları projeleri uygulamaya koyuyor. Başta “Kutsal Anadolu” toprakları olmak üzere, “Avrasya” coğrafyasında yeni “böl-parçala-yönet” oyunları için, halkları “evet-hayır” dansına zorluyorlar. Oysa Kıbrıs’ta ve tüm bölgede halklar, “Yumuşama ve Barış” içinde kardeşçe yaşamak istiyor. Çünkü halkların dostça yaşaması için o kadar çok ortak paydası var ki, anlatmakla bitmez... 

Koca ve çok memeli anatanrıça Kibela’nın bereketi ve konukseverliği, Piyale Paşa zamanında (1571); Niğde, Ulukışla, Bor, Ereğli, Aksaray, Karaman, Konya ve Nevşehir başta olmak üzere, Kıbrıs’a getirilen öteki İçanadolu Türkleri’nin geleneği ile zenginleşmiş. Folklor, mutfak ve pek çok gelenekleriyle adaya gelen Türk halkı, yerli yaşam tarzı ile hemen kaynaşmış. Pek çok zenginliklerinin yanı sıra, Kalakas molihiya adı verilen sebzeli yemekleri, ceviz ezmesi tatlısı ve Safa Afrodit şarabı ikram eden güzel kızların esprileri bu gerçeği çağrıştırıyor. 

Gazeteci Azmi Koçak ile birlikte Girne’nin ara sokaklarından birinde konaklıyoruz. Mor çiçekli yakoranda ağacı gölgesinde balık yiyor ve beyaz şarabımızı “barış ve halkların kardeşliği şerefine” kaldırıyoruz. İşletmeci Kamil Tuncay ve ressam eşi Limasollu Pınar’ın Kıbrıs lehçesi ile konuşmalarına ve ağız dolusu gülüşlerine tanık oluyoruz: 

“Bir baktım ki karşınızdan ben eşkerdim...” 

Adalet Bakanı olamayan tek ülke belki de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Bu günkü Millet Meclisinin %60’nın doktor olduğunu öğrenmemiz, bizi biraz olsun şaşırttı. Kendi kendimize şu yorumu yapmamıza neden oldu: “KKTC Meclisi’nin bir poliklinik gibi çalıştığı ve hasta ülkeyi kurtarmak için tanı ve iyileştirmedeki ustalıklarını, hipograt yemini ederek gösteriyor olmalılar.” 

M.Ö. 150 yılında Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, Kıbrıslı kadınların “gözyaşı şişeleri”nin sergilendiği St. Barnabas İkon ve Arkeoloji Müzesi, bir başka mitolojiye tanıklık ediyordu. Gurbete, işe ve askere giden erkeğini bekleyen kadınların, hasret, hüzün ve umut dolu göz pınarlarından akan yaşları biriktirdikleri bu şişeler, aslında sadakat ve yıllarca beklenen kara sevdanın ölçütü. Erkeği döndüğünde de: “Senin için bu kadar gözyaşı döktüm” diyen sevdalı güzellerin aşk iksiri olmuş bu şişeler. Tıpkı, Beşparmak dağları’nın eteğinde bulunan Bellapaıs (Barış) Manastırı’nda Gotik sutunlara sinmiş yasaklı kutsal rahibelerin tesbih çekerek doyuma ulaşmalarındaki sevi yüklü ve gizemli yaşamları gibi… 

Mitolojileri günümüze taşıyan bir başka turizm ceneti var adada. Magosa’ya 8 km. uzaklıkta bulunan beş yıldızlı Salamis Bay Tesisleri, altın kumsalı, mavi bayraklı denizi, çağdaş ve sevecen hizmet anlayışı ile farklılık gösteriyor. Yılın 12 ayında her tür turizm dalında hizmet veren bu güzide yer; güven, temizlik, sağlık, eğlence, dinlence, alış veriş, doğa ve soft turizm olanakları sunuyor. 

Kutsal ve büyülü ada Kıbrıs’ın en ilginç yerlerinden olan Magosa Kalesi. Magosa Zindanı’nın karşısında bulunan tarihi kilise ve üzerindeki cami minaresi, görkemli bir inanç turizm abidesi olarak duruyor. Mayorka’dan Kıbrıs’a selam!... 

İspanya’nın Akdeniz’deki incisi Mayorka Adası’nda Barbaros Kalesi’ni gezdikten sonra, bir Katalon ailenin konuğu olduğum sırada, araştırmacı-yazar yaşlı aile büyüğünün anlattıkları karşısında büyülendim. Bilmediğim bir gerçekle başbaşaydım. Duyduklarım beni çok heyecanlandırdı... Türkiyeli olduğumu öğrenince bana teşekkür eden Katalon yazara, neden teşekkür ettiğini sorduğumda, yanıtı ilginçti: “Cervantez’in kolunu kestiğiniz için” dedi. Ben de kendisine: “Eğer biz Cervantez’in kolunu kesmiş isek, bize kızmanız gerekirdi” deyince adam, eski bir kitaptan Cervantez’in şu sözünü okudu: 

“Ben 50 yaşındaydım ve yayınlanmış hiç eserim yoktu. İyi ki beni Türkler esir alıp Kıbrıs’ta zindana attılar. Banka soyguncusu, paralı asker, korsan ve savaş suçlusu olduğum için sol kolumu kestiler. Türklere teşekkür ederim. Çünkü, ben bir suçlu olarak İspanya’da engizisyon tarafından aranıyordum. Eğer onların eline geçseydim, beni yargılamadan ölüme mahküm edeceklerdi. Oysa benim sağlam kalan sağ kolumla dünyanın en büyük eserleri arasına giren “Don Kişot” kitabını yazdım. Kolumun kesilmesine karşın, bana bu olanağı sağlayan Kızıl Sakal (Barboros) Hayrettin’e ve Türklere minettarım...” diyen, Dünya klasikleri içinde en çok okunan ünlü “Don Kişot” kitabının yazarı Cervantez’i (1575) ağırlayan Magosa Zindanı, 300 yıl sonra bir başka büyük edebiyatçıya da esin kaynağı olmuştu. 

“ Zalim olsa ne rütbe bi-perva 

Yine bünyad-ı zülmü biz yıkarız!.. 

Merkez-i make atsalar da bizi 

Küre-i arzı patlatır çıkarız!…” 

Diyen Vatan Şairi Namık Kemal’e de (1873); 3 yıl zindan olan Magosa Kalesi ve Kıbrıs, şu anda bile görkemini, stratejik önemini ve gizemini koruyor.. 

Kuzey Kıbrıs ön bahçemiz  

Cervantez ve Namık Kemal başta olmak üzere, pek çok edebiyatçıya-sanatçıya esin kaynağı olan Kuzey Kıbrıs gezimiz sürüyor... 

Anadolu’nun ön bahçesi olan Kıbrıs; tarihi, kültürü, edebiyatı, turizmi, iklimi, bereketli toprakları, doğal zenginlikleri ve stratejik önemi ile yeniden gündemde... 

Adada bulunan Ulukışla Kasabası’nın Adanalı ve Kozanlı halkı, 1974’den sonra gelip Magosa-Karpaz arasındaki, eski bir köye yerleşmişler. Köydeki eski tarihi kilise-müze ve yeni yapılan cami yanyana duruyor. Tıp kı, Magosa, Karpaz ve adanın öteki yerleşimlerinde olduğu gibi, dinlerin ve halkların kardeşliğini simgeliyor. Acaba, Niğde’nin Ulukışla ilçesi ile bu köyün arasında bir bağ var mı? Memleketim Ulukışla olması nedeniyle, bu benzerlik beni oldukça ilgilendirdi. Çünkü Osmanlı Salnameleri’nden öğrendiğimiz kadarıyla, 1571’de Osmanlı egemenliğine geçen Kıbrıs’a İçanadolu’dan pek çok aile göç etmişti. O zaman Ulukışla’dan da 35 Türkmen aile adaya yerleşmiş. 1974 sonrası da, benzeri bir göç ve buna bağlı ortak köy isimlerine tanıklık ediyoruz. 

Geziler sırasında bir başka gerçeği de gözlemliyoruz. 1974 savaşında bomba ve silah seslerinden ürken adanın eşekleri, Kuzey Kıbrıs’ın en sivri burnunda bulunanKarpaz ormanlık ve dağlık bölgelerine kaçmışlar. O zamandan beri, yabanıl olarak yaşayan Kıbrıs eşekleri, özgürlüğün tadını çıkarıyor. 

Dipkarpaz Köyü’nde yaşayan Rumlar(%30) ve Türkler(%70); cami, kilise, kahve, tarla ve evlerinde, birlikte gül gibi yaşayıp gidiyorlar. Annan Planı’ndan ve yapılan referandumdan hoşnut değiller. 30 yıldır sorunsuz yaşıyorlar. Birlikte tavla oynuyor ve düğünlerde halay çekiyorlar. Bayramlarda birbirlerine, Paskalya çöreği ve kurban eti ikram ediyorlar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında, adanın en uç noktası olan Zafer Burnu’na yakın yerde bulunan Apostolos Andreas Kilisesi’nde, kedileri ve domuzlarıyla birlikte huzur içinde yaşayan Rahibe Erika(86) ile Rumcadan başka dil bilmediği için anlaşamıyoruz. Karpaz Yarımadası, zengin tarihi dokusuyla, Doğu Akdeniz’e kurulmuş bir açıkhava müzesidir. Buradaki her yapı ve burada yaşayan herkes, adada var olan uygarlık tarihinin sahibi gibi. Büyülü doğası, lüks otelleri, kumarhaneleri, dinlence ve eğlence merkezleri, çağdaş tesisleri, sıcak insanları, zengin bitki örtüsü, bakire doğası, altın kumsalları, nice uygarlıkların izlerini taşıyan kültürü ve tarihi dokusuyla bir yeryüzü cenneti özelliğini taşıyan Kuzey Kıbrıs, şimdi yeni geleceğini bekliyor. 

Kıbrıslı siyah ve turkuvaz gözlü güzellerin dudak izine yansıyan Akdeniz mavisi, size göz kırpıyor. Maviş maviş bir el sallanıyor ardınızdan. Turunç kokulu bir öpücük gülümsüyor, Ercan Hava Limanı’nda. Gençlik ilacı harnup balı tadında, bir gezi sonrası ardınızda kalanlar, dudak izli mektupların içinde yaşıyor. İş toplantılarınız, felekten gün çalarak hafta sonu yada yıllık kaçamaklarınız için Mersin Taşucu’ndan feribotla ya da KTHY ile Kuzey Kıbrıs’a uçun. Kendi evinizde ve dostlarınızın arasında olmanın güven ve mutluluğu içinde, özgürlüğün tadını çıkarın. Akdeniz’in sarı sıcağını, Mersin kokulu Bolkar Dağları’nın serin yelleri ile aralayın. Kurak mevsimde yaşama dokunun, sırılsıklam. Uçuk, aykırı ve çocukca düşler kurun… Düşlerinizde yaşayın. Düşe düşen düşlerinizle… Mutlu ve özgürce... Sevi yüklü şiirlere esin kaynağı olan Kıbrıs’ta ikinci baharı yaşayın... Yarın geç olabilir... Sevmek bize yakışıyor... Çünkü sevgi, barışın ilacıdır... Barış, hemen şimdi... 

Çok memeli Anatanrıça Kibela gibi Kıbrıslı güzellerin “gözyaşı şişesi”ne dolan ve yüzünüze ya da dudağınıza dokunan kırmızı dudak izi, Ada’ya (Cennet’e) yeniden gelmenizin vizesi ya da mührü gibi, yüreğinize ve belleğinize kazınacak. Anadolu’nun ön bahçesi Kuzey Kıbrıs’a yeniden gelmenizin mutlaka “yaşamsal” nedenleri olmalı. Sevdiklerinizle birlikte, yaşam kaynağı “güneşi içenlerin türküsü”nü söyleyeceksiniz. Don Kişot ve Namık Kemal size eşlik edecek... 

Toros Dağları bize el sallıyor. Anadolu ateşini öpüp, barış gölü Akdeniz’in mavi sularını yalayarak uçan göçmen kuşlar ve turunç kokularına bezenmiş zeytin gözlü-sevdalı kızlarla birlikte, Beşparmak Dağları’nda bir türkü tutturmuşuz yeniden, turnalar zamanı... 

“Özgürlük ve Barış tüm insanlara!…”  

www.dursunozden.com.tr 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 155
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 347
Kayıt tarihi
: 29.03.11
 
 

ÖZDEN, Dursun; (d: 21.10.1950, Niğde, Türkiye). Gazeteci, Gezi Yazarı, Şair, Belgesel Dursun Özde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster