Kılıçdaroğlu'nun kehaneti soğan kokusundan mı? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '11

 
Kategori
Siyaset
 

Kılıçdaroğlu'nun kehaneti soğan kokusundan mı?

Kılıçdaroğlu'nun kehaneti soğan kokusundan mı?
 

Aslı Aydıntaşbaş'ın yazdığına göre Kılıçdaroğlu kendilerine bir kehanette bulunmuş ve Hazıran sonrası için şunları demiş: 

Önce CHP'lileri, sonra bazı gazetecileri içeri atacaklar! 

Bu, Nuray Mert'in süreçte ilk olarak ortaya attığı "sivil dikta" iddiasının bir uzantısı ve onu destekleyen bir ifadeydi. 

Aşağıda kısa alıntılarla sunacağım yazılarımdan anlaşılacağı gibi ben de uzun bir zamandan beri benzer şeyleri yazıyordum. 

Ama benim söylediklerim kesinlikle bir kehanet değildi. Ben, demokrasi geçmişimizde yaşanan darbelerin anatomisine, hayatın olağan akışına ve de en önemlisi ortaya çıkan delillere bakarak öngörülerde bulunuyordum. Aslında yazı başlıklarım bile her şeyi çok güzel anlatmaktaydı. 

Yazdıklarımı kronolojik olarak görmek ister misiniz? İşte listesi: 

1- 26 08 2007 günlü, "Cömert Paşa'nın konuşması karşısında; darbeler gayri meşru çocuk mu acaba" başlıklı yazımın sonunda: 

"Tüm darbelerin ışığında diyebiliriz ki; darbeler sivil mutfakta pişıyor, askeri restaurantta servis ediliyor" demişim. 

2- 2 09 2007 günlü "Demokrasiden beslenenlerin demokrasiye ihanetleri" başlıklı yazımda, demokrasinin 4. kuvveti basınla, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan bazi partilerin darbelerle ilişkilerini irdelemişim. 

3- 3 02 2008 günlü "28 Şubat'ın sivil versiyonu milletimize hayırlı olsun" başlıklı yazımda, 20 Temmuz seçimlerinden sonra oluşan antidemokratik gelişmelerde sivil unsurların davranışlarına dikkat çekmişim. 

4- 11 07 2008 günlü "Baykal'ın 'beleş iktidar' özlemi suya mı düştü?"başlıklı yazımın sonunda: 

"Ayrıca ister misiniz Ergenekon'un zanlıları yarın mahkemede 'Bizleri Baykal yanılttı. Onun konuşmalarına inanarak tehlikedeki laik Cumhuriyet'i korumaya kalktık' deyiversinler... 

Zaten Ergenekon'un siyaset ayağı eksik gibi duruyor... 

Baykal'ın beleş iktidar özlemi suya düşüyor... 

Suya düşmekle de kalmıyor, galiba bu özlem Baykal'ın başını oldukça ağırtacak" demişim. 

5- 8 06 2008 günlü 'Menderes'in aziz ruhundan özür diliyorum" başlıklı yazımda; her iki dönemdeki benzerliklere ve sivil katkılara işaret etmişim. 

6- 8 01 2009 günlü "Ergenekon'da hariçten gazel okuyanlar" başlıklı yazımda: 

"Ama gözaltılar yapılır yapılmaz ortalığı karıştıranlar, yaygara çıkaranlar, olayı hükümet projesi olarak göstererek Ergenekon davasını siyaset platformuna çekmek isteyenler, ya kendileri de Ergenekoncudurlar ya da Ergenekonculardan bir "beleş iktidar" beklentisi içindedirler" diye yazmışım. 

7- 20 06 2009 günü "Emekli Koramiral Atilla Kıyat'ın atlanan açıklamaları" başlıklı yazımda Atilla Kıyat'ın 32. Gün programında Mehmet Ali Birand'a yaptığı açıklamalara yer vermişim . İşte Kıyat'ın bazı sözleri: 

"Rütbeniz büyüdükçe, 'Paşam daha ne bekliyorsunuz' diye kapınızı çalan o kadar çok olur ki! Bunun içinde siyasetçisi, bunun içinde basını, bunun içinde en çok da iş adamı! 

TSK içinde 'darbe yapalım' diye düşünenlerden çok daha fazlası dışarıda var!" 

8- 27 04 2009 günlü "Darbelerin anatomsine göre, darbelerin 'İş kazası' Ergenekon'da son dalga kime!!!" başlıklı yazımda da darbelerin unsurlarını anlatırken: 

"Siyaset: Peşinen belirtmek gerekir ki; siyasetin içinde yer almadığı bir darbe organizasyonu düşünülemez. Bu, eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü hareketin kendisi siyasidir. 

Maalesef meşru zeminde iktidar olmayı başaramayan bazı muhalefet partilerinin, bu beleş iktidar davetine balıklama icabet ettikleri tarihi bir gerçektir. 

Etkin medya: Darbelerin başarısında medya çok önemli rol oynar. Olabildiğince çok kamu oyu oluşturmak için uygulanan psikolojik harekatta en önemli araç medyadır. 

Darbelerin anatomisine uygun bir şekilde yürütülen Ergenekon soruşturmasında, siyaset dışındaki unsurlara mensup kişiler dalgalar halinde sorgulanıyorlar. Parlamento dışı marjinal bazı siyasiler de sorgulanmaktadırlar. Ama darbelerin siyaset unsuru için bu yeterli değildir. Ergenekon'un siyaset ayağı hala eksiktir. Unutulmamalıdır ki; İtalya'daki Temiz Eller Operasyunu'nda eski Cumhurbaşkanı, eski Başbakan ve 12 eski bakan tutuklanmıştı. 

Eğer dalgalar devam edecekse son dalganın siyasilere olacağı kuvvetle muhtemeldir. Şimdiye kadar "şok" anonslarıyla duyurulan dalgaları gölgede bırakacak gerçek şok da o zaman yaşanacaktır. Tabii ki bazıları için gözaltılar olamayacak, dokunulmazlıklar gündeme gelecektir. 

Bu konuda somut deliller bulunamaz ve son dalga siyasilere yönelik olmazsa eğer Ergenekon davasının en önemli ayağı olan darbe ayağı boşlukta kalacaktır. Darbe hazırlıklarıyla ilgili eylemler ve konuşmalar da bir fanteziden öteye gidemeyecektir. 

Darbelerin anatomisinden anlaşılacağı gibi muhalefetin desteklemediği bir darbenin başarısı neredeyse imkansızdır. Böyle bir şeye kalkışmak da maceraperestlikten başka bir şey değildir. Bu gerçeği de herkesten çok, eğer varsa, bu işe kalkışanlar bilir. 

9- 29 10 2009 günlü "Ergenekon CHP'nin kapısına kadar dayandı: Baykal'ın etekleri tutuştu" başlıklı yazımda da, İrticayla Mücadele Eylem Planı'yla ilgili meçhül bir subayın gönderdiği ihbar mektubu ve belgelerinde CHP'den bahsedilmekteydi. Bununla ilgili bu yazımda: 

Subayın gönderdiği belgelerin ve iddiaların ne kadar bağlayıcı olacağını bilemiyoruz. Ama hiç kimse bu günden sonra yeni tanıkların ve belgelerin de ortaya çıkmayacağını garanti edemez. 

Baykal'ın eteklerinin tutuşmasından Ergenekon'un CHP'nin kapısına kadar dayandığı anlaşılmaktadır. 

10- Ve 28 02 2010 günlü "Birilerinin 'beleş iktidar' özleminin faturası sadece askere mi çıkacak?" başlıklı yazımda: 

"Ya esas sorumlular, yanlış bilgi verip yanlış yönlendirenler, gizli ya da açık 'Ordu Göreve' diyenler, esas azmettiriciler, onlara ne olacaktır? Onlar keyif çatmaya devam mı edeceklerdir?" diye sormuşum. 

*** 

12 Eylül'ü saymazsak -ki onda CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'tir-, 27 Mayıs, 12 Mart, 28 Şubat ve 27 Nisan e- muhtırası olmak üzere CHP'nin bütün demokrasiye karşı müdahaleleri desteklediği tarihi gerçeklerdir. 

Baykal şu soruya mantıklı bir cevap veremediği sürece kamu oyunu tatmin etmesi mümkün görünmemektedir. 

Anayasa Mahkemesi'nin Ak Parti'yi kapatmama kararı verdiği 31 Temmuz 2008 tarihine kadar sabah akşam "Ak Parti laikliği aşındırıyor, adım adım şeriata gidiyoruz" diyen Baykal, AYM'nin Ak Parti'nin antilakliğin odağı olduğunu tesçillediği halde, neden bu tarihten sonra "laik" sözcüğünü bir daha ağzına almamıştır? 

Son günlerini geçirdiği hastahane odasından İlhan Selçuk'un, "yılbaşı gecesi tv'leri izledim, Türkiye'ye şeriatın geleceğine artık inanmıyorum" demesi gibi, Baykal da görüş mü değiştirmişti? 

Yoksa ta başından beri böyle bir tehlikenin olmadığını biliyorlardı da, 28 Şubat'taki gibi bir beleş iktidar için laiklik bir araç, bir bahane olarak mı kullanılmıştı? 

İddia edilen Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıklarının gönüllü avukatlığını üstlenmek sadece bir gönül birlikteliğinden mi ibarettir, yoksa bunun ötesinde başka şeyler de var mıdır? 

Sadece Balyoz davasında 50 bin belge olduğu söyleniyor... 

Kılıçdaroğlu bu belgeleri görmeden, okumadan, araştırmadan neden, "bu belgelerin sahte olduklarını zaten biliyoruz" diyebiliyor? 

Bir diğer muhalefet partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli hiç endişeli değilken, gayet rahatken ve de, "12 Hazıran'dan sonra hesap soracağız" diye Ak Parti'ye meydan okurken... 

Neden Kılıçdaroğlu sıranın kendilerine geleceğini söylüyor, neden peşinen teslim bayrağını dikiyor? 

Yoksa suyu baştan mı kesmeye çalışıyor? 

Suyu baştan kesmezseniz su taşar, sağdan soldan mutlaka bir yolunu bulur ve yoluna devam eder. 

Kılıçdaroğlu suyu baştan keserek bir şeyleri peşinen engellemeye mi çalışıyor? 

Neden Kılıçdaroğlu, "Soğan yemedik ki ağzımız koksun" demiyor da, "bizleri de tutuklayacaklar" diyor? 

 

 
Toplam blog
: 337
: 4184
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..