Kim demokrat kim değil / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mayıs '09

 
Kategori
Güncel
 

Kim demokrat kim değil

Kim demokrat kim değil
 

Dikkat! Yanlışlıkla mayın döşedik, temizleyemiyoruz.


Bilinç başka odaklardan yönlendirildiğinde bilinçaltı beklenmedik çıkıntılıklar yaparak tozu dumana katar. Kendin olamadığın bu durumda, sap samana karışır, birbirinin zıddı ne varsa, kontrolsuz bir şekilde dağarcıkta dökülüverir ortaya.

Ne anlatmak istediğin anlaşılır hedef kitlen tarafından, ne de, kendin farkındasındır olup bitenin. Bir gün taşa vurduğun bir balta, ertesi gün bir bakmışsın kafana saplanmış vs.

Psikoloji biliminde bir adlandırmasının olabileceğini düşündüğüm bu sayrılığın kanıtlayıcı septomlarına son zamanlarda siyaset dünyasında tanık olmaktayız.

Başbakan, kendilerini “ulusalcı” diye nitelendiren kesimin hışmıyla karşı karşıya kalmasına neden olan bir gerçeği dillendirdi geçtiğimiz günlerde.

Bazı faşizan eğilimler yüzünden Ermenilerin Rumların ve diğer etnik yapıların bu topraklardan kovulduğunu söyledi. Başta CHP, sonrasında MHP ve bağlantıları ile Ergenekon geçitlerinden çıkış arayan her soydan ve boydan kafatasçı; gazete ve TV kanallarında başbakana veryansın ettiler.

Başbakan’ın bu değerlendirmesini çok hafif, ürkek, zorlama ve manipülasyon kokan bir çıkış olarak değerlendirmeme rağmen, tamamen değersiz bulmak veya tümden yok saymak niyetinde olmadığımı peşinen söylemek istiyorum.

Değersiz bulmam çünkü, TC Başbakanı söylemiştir. Yok saymam, çünkü söylenmiştir.

Sayesinde, bir zamanlar ‘ülkeyi terk et!’ komutuyla huzursuz ettiği gazeteci Bekir Coşkun’un babaannesinin de Ermeni, öz veya üvey fark etmez, olduğunu öğrenmiş olduk. İkinci bir, “Anneannem Heranuş”, Fethiye Çetin’in romanı, sendromu. Daha niceleri var kim bilir.

Biraz daha gerilere gidip hafızayı az biraz zorladığımızda, aynı Başbakan’ın, bilinçaltını tutsak alan “ulusalcıların” dümeninde olduğu şeytan arabasına binip; “kafamızı bozarlarsa 40 bin gizli Ermeni’yi açıklarız” gibisinden naralar attığını görürüz.

ABD hegemonyasının önündeki çakıl taşlarını temizlemenin adı “çözüm” olduğunda, halkların sefaletine rağmen “demokrat”, bu terimi de hiç sevmem ya, kafatasçıların kelle savaşına çıktığı durumda ise, onlarla birlikte, onlardan ırkçı!

Bilincin merkezden kontrolü durumunda uluslara saygı, bilinçaltının tozuttuğu durumda elde pala sürek avına!

Başbakan bunu hep yapıyor.

Gitti Davos’ta moderatörün gırtlağını sıktı, Perez’e kafa attı, geldi ülkeye, canım cicim ayları. Güneydoğu sınırındaki mayınların temizleme işini İsrailli bir firmaya, Kıbrıs adası büyüklüğündeki bir toprak karşılığında, Davos’un özrü olmalı, vermeye kalktı. Savunması da oldukça ilginçti: “Burada İzhak değil, Mehmet çalışacak!”

Sordular; neden TSK bu işi yapmıyor diye. El cevap; TSK nın mayın döşeme kabiliyeti(!) var ama mayın temizleme kabiliyeti yok “muş”! Başka bir soru sordular; “Eeeee, bu SAT, SAS, Denizkurdu, hava harekatı, yüksek muharebe gücü vs? El cevap; o iş başka.

Bir soru da ben sorayım o halde: A be kardeşim, madem temizleyemeyeceksin, bu topraklara neden karpuz eker gibi mayın ektin? Suriye sınırından kaçak geçişleri engellemek, kapalı feodal yapının etrafını tahkim etmek için, öyle mi? Başka ne olabilir. Suriye ordularının sınır geçişini engellemek gibi komik bir gerekçe olamazdı her halde.

Yüzlerce insanı o mayınlar paramparça etti. Romanlara konu oldu, filmler yapıldı.

Anlatırlar; konvoyun geçiş güvenliği genelde önden gönderilen bir eşek sayesinde sağlanırmış. Eşek bulunamazsa bir maraba bu iş için yeterliymiş vs.

Bu işin siyasal ve sosyal boyutları vardır: Ağalık ve Şeyhliğe dayalı feodal sistemi ne pahasına olursa olsun korumak, sistemin ekonomik yapısını yoğun emek gücünü sömürülmesiyle güçlendirmek. Başka bir yazı konusu olacağından detaylandırmadan geçiyorum.

İttihat ve Terakki’den , daha da öncesinden hatta, 1890 lardan bu yana, Anadolu’nun tarihi, bir bakıma etnik temizlik tarihidir de. Osmanlı'nın son zamanlarında yapılan nufüs sayımının ortaya koyduğu tablodaki demografik ve etnik nicelikle sonrasında ve bugün yapılanı karşılaştırdığımızda bunu kolayca anlayabiliriz.

Sayfamda, “Ermeni Meselesi” başlıklı yazımda bu temizliğin bir boyutunu vermeye çalışmıştım.

Yılışık özürler, yaranmacı politikalar ve faşizan saldırganlıkların tümü egemen sınıfların değirmenine su akıtmaktan öteye geçmemiştir.

Çözüm, demografik niceliğine bakmadan tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkına samimiyetle inanmak ve bu çerçevede politikalar üreterek hayata geçirilmelerini sağlamaktır.

Öyle, şaplağı yediğinde Ermeni savunucusu kesilmekle, postal sesi duyunca kapıp baltayı sokağa dökülerek köşe bucak "öteki" ni aramakla politika yapılmaz.

Yapılır yapılmasına da, bir gün “demokrat" olursun, devrisi gün.....

 
Toplam blog
: 36
: 668
Kayıt tarihi
: 25.01.07
 
 

54 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanıyla ilgileniyorum. Çünkü düşünen ve yaşayan bir adamım. Esm..