- Kategori
- Güncel
Kim haklı?

Aslında günümüzde yaşananlar film senaryolarından farksız. Bu tip sahneleri soğuk savaş dönemindeki casus filmlerinde, mafyanın veya terör örgütlerinin içine devlet görevlilerinin sızdığı filmlerde birçok kere görmüşüzdür.
Şimdi şöyle bir sahne gözönüne getirelim. Siz örgüt içine sızmış bir MİT ajanısınız. Bilmem nerenin sözde bölge sorumlusu sizi çağırıp bir görev veriyor.
"Git şuraya bomba koy"
Böyle bir talimata karşı gelemezsiniz. Ne yaparsınız? Ajan olduğunuza göre yeterli haberleşme araçlarınız olması gerekir ki, emniyet güçlerine bomba ihbarında bulunabilesiniz. Veya bir TIR dolusu patlayıcı maddenin sevkini öğrendiğinizde aynı şekilde bilgi verirsiniz.
Peki, "Şu polis aracını, yanındaki adamlarla birlikte kurşunla" diye bir talimat gelirse, ne yapmanız gerekir? Ya yanınızda bir an bile gözünüzü üzerinizden ayırmayan kimseler varsa? Bir de sizden şüpheleniliyorsa? Zor bir durum tabii ki.
Bulunan patlayıcılar, patlamadan önce haber alınıp etkisiz hale getirilen bombalar akla gelince bunları önlemek için belki de örgüt içindeki ajanların bilgi verdiği düşünülebilir. Peki PKK nın infaz ettiği kişiler arasında MİT ajanları var mıdır? Yoksa bile, örgüt bundan sonra herkesi yakın takibe alacaktır. Emniyetin son davranışıyla bu kişilerin hayatları riske girmiştir.
Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ'ın bugün bir açıklaması var. Ne diyor Bekir Bozdağ?
"Oraya girdiğiniz zaman o faaliyetlerin içinde olduğunuz zaman karşıdakilerin güvenini kazanmak için de bazı şeyler yapması gerekir. Ama burada önemli olan şu, bu yaptığı şeylerin ülkenin aleyhine sonuçlar doğurmaması,. Askerimize polisimize kurşun sıkılmaması , canlı bomba eylemlerinin yapılmaması."
Buna karşılık İstanbul Başsavcı vekili Fikret Seçen ise, bazı devlet görevlilerinin hükümet tarafından verilen görevin dışına çıktıklarına ilişkin deliller elde edildiğini ve soruşturmanın bu kişilerle ilgili olduğunu kaydediyor.
Savcılık hükümet tarafından MİT'e ne görev verildiğini nereden biliyor? Tabi ki Emniyet teşkilatından. Peki bu görevlerin sınırını kim çiziyor? MİT müsteşarı aracılığıyla hükümet mi? Yoksa emniyet teşkilatı mı?
Savcılık herhalde açıkça şunu demek istiyor. Bazı MİT ajanları çift taraflı casus. Veya şöyle diyelim, MİT'in de içinde örgütün adamları var.
Böyle bir şey mümkün müdür?
MİT eleman alırken, alacağı elemanların yedi sülalesini araştırır. Çocukluğundan beri yaşamını mercek altına alır. Sadece kendisinin değil ailesinin, yakın çevresinin de istihbaratını yapar, ondan sonra kadroya katar.
Bir bakımdan MİT haklı görünüyor.
Peki savcının haklı olduğu durumlar yok mu?
Susurluk olayını bugün herkes hatırlar. Devletin içinde özel olarak görev verilen güvenlik güçlerinin at oynattığı bir ortamdı o zamanlar. Devlet bazı kişilere görev vermiş, fakat onlar daha sonra görevlerinin dışına çıkarak, resmen birer haydut olmuşlar. Mafya gibi çalışarak, adam kaçırma, haraç alma, yargısız infaz gibi olaylar. Yakalananlar ve ifade verenler buzdağının su üzerinde görünen kısmı. Ya altı? Bugüne kadar Susurluk olayı yeterince aydınlandı mı? Bence hayır.
Komutanlar terör örgütü suçlamasıyla cezaevlerinde gün sayarlarken, Susurluk olayının esas kahramanları ellerini kollarını sallayarak dolaşmaktadırlar. Üstelik bugün için dokunulmazlıkları olmamasına rağmen.... Belki de onların durumları zamanaşımına uğramış veya uğrayacaktır.
Böyle bir durumu düşündüğünüzde Savcı haklı görünüyor.
Durum iki ucu gaitalı değnek.
Acaba kim haklı?