- Kategori
- Güncel
Kime inanacağız (Sağlık Bakanlığı ayrı telden, doktorlar ayrı telden çalıyor)
Dün gece Antakya da gencecik bir delikanlı daha öldü mü; Öldü…
Neden ya da başka ifade ile niçin öldü?
Gazetelerin ana başlığındaki açıklama aynen şöyle;
“Antakya'da dün gece ODTÜ protestolarına destek vermek ve ‘Gezi Parkı’ eylemlerinde vurularak hayatını kaybeden Abdullah Cömert’in faillerinin bulunması için düzenlenen gösteriye polis müdahale etti…”
Yok, polisin attığı biber gazı kapsülüyle öldü, yok yüksekten düşerek öldü…
Beyler bayanlar gencecik bir vatandaş ölüyor ve eften püften nedenlerle; barışçıl eylem yaptı diye…
Barışçıl diyorum: Polisin müdahalesine kadar orada toplanan gençlerin, insanların bir tekinin elinde belinde çantasında silah bile yok…
Silahın olmadığı, sopanın kesici aletin olmadığı yerde yapılan eylemin “barışçıl” olmadığını söyleyecek bir tek babayiğit var mı?
Ya da başka bir ifade ile ağız yoluyla bağırarak pankart taşıyarak slogan atarak yapılan eylemler ne zamandan beri “savaş” ve “isyan” yanlısı “darbe özentisi” eylemler oldu da bizim haberimiz yok…
Ve gazetelerde korkarak yapılan, yandaş televizyon kanallarında ve gazetelerde manşetten verilen habere göre de;
“Sağlık Bakanlığı Başdanışmanı Adnan Boynukara dikkat edin “twetter’dan” cevap vermiş;
“Ahmet Atakan'ın otopsi işlemi tamamlanmış ve şu anki verilere göre ölüm sebebi "yüksekten düşmeye bağlı ölüm" olarak açıklanmıştır…”
Antakya da otopsiye bizzat giren bir doktor var Dr. Selim Matkap, o da diyor ki;
“Atakan’ın vücudunda yüksek bir binanın üzerinden düştüğünü ispatlayan bir bulguya rastlamadık.
En önemli iki bulgu var: Birisi akciğerlerde kanama, diğer kafa travması.
''Bizim yaptığımız otopside yüksekten düşme belirtisi yok. Başında kırık var. Ama kırığa neyin neden olduğunu söylemek mümkün değil. Akciğerlerinde kanama var. Bu kanamaya da neyin neden olduğunu bilemiyoruz…”
***
Kadere inanır mısınız inanmaz mısınız bilemem ama böyle kader mi, böyle uyduruk sebepten ölüm mü olur Allah’ınızı severseniz.
Bir olayı protesto etmek, yapılan yanlışlara ya da dayatmalara dikkat çekmek için bir meydan da toplanan ve bugüne kadar aksi kanıtlanamayacak şekilde bariz: barışçıl eylemlere hangi akıl “müdahale edin” diyorsa polisler acımazsızca müdahale ediyorlar.
İnanın o zamana kadar sakin ve kavgasız geçen eylemler bir anda karışıyor, öyle veya böyle masum insanlarımız ya öldürülüyor ya da sakat kalıyorlar…
Elbette bu emri “yukarıdan” gelen talimatla ya emniyet müdürü ya da vali veriyordur. Polis emir kulu ne yapsın, müdahale etmese herkes bağırdığı çağırdığıyla kalacak gecenin karanlığında kuyruğunu bacağının arasına kıstıran kediler gibi sakince dağılıp evlerine gidecekler…
Bakın ben dahil halkın arasında artık kesin bir kanı oluştu; bu olayların bu şekilde bitmesi için kargaşayı “devlet” kendi eliyle yapıyor, “iktidar” bizzat bu olaylar bitmesini istemiyor…
Gördüğünüz gibi bir olayda bir biriyle alakası olmayan iki açıklama var, çıkın sokağa kime sorarsanız sorun “devletin” açıklamasına bir tek inanan var mıdır acaba?
Söyler misiniz bu ülkede kime inanacak kime güveneceğiz biz?
Ne oluyor bu ülkeye ne oluyor bu devlete? Daha da acısı ne oldu bu ülkenin vatandaşlarına ne oldu insanlığımıza ne oldu hoş görümüze ne oldu vicdana inanca dostluğa kardeşliğe…
Kimse bana bu kader falan demesin böyle kadar de olmaz bu sebeplerden de ölüm olmaz…
Bunun adı “katliamdır” bunun adı açıkça “recm” dir…
Kim yaparsa kimden gelirse gelsin eğer “lanetleyemiyorsak” da bizlere yazıklar olsun adam diye insan diye gezmeyelim sokaklarda…
Hele hele lütfen “Müslümanım” diye hiç düşünmeyelim, çünkü bunları ne hayvanlar yapar ne de göğsünü gere gere “Ben Müslümanım” diyenler…
Nedir bu bizden olanlar sizden olanlar kavgası, paylaşamadığınız nedir beyler bayanlar?
***
Daha kaç kişi ölecek kaç kişi yaralanacak ve kaç kişi sakat kalacak bilmiyorum ama görünen o ki; İktidar eylemcileri dinlememekte ve onlara şiddet uygulamakta kararlı, eylemciler de ne olursa olsun barışçıl eylemlerinden ve haklı taleplerinden “vazgeçmemeye” kararlı…
Olimpiyat oyunlarını kaybettikten sonra “muhalefet” kına yaksın diyen zihniyetler buna ne demeli?
Dün gecenin karanlığında yandaş basın ve medyadan sevinç çığlıkları yükseldi;
“Oh bugün de “Bizden” kimse ölmedi…” diye.
Ölen kim; bu vatanın evladı, onlar dediğiniz kim sizinkiler kim?
Ve bu ülkede bundan sonra ölen gençlerin çoğunun ölüm nedeni kader olmayacağı da açıkça belli oldu böylece;
Nedeni açıklamak için uzatmaya gerek de yok açıkçası; Ne şehittir ne gazi…
Yazık sabahtan beri tüm televizyonlarda hala Olimpiyat tartışması hala ODTÜ deki “türban” tartışmaları var,
Diğer tarafta ise “çıktı” denilen ama “çıkmayan” PKK örgütünün geri dönüyoruz tehditleri…
Ülkenin en büyük televizyon kanalında ise “Bugün ne giysem” programı!..
***
Az evvel Fransa daki çok değerli güzeller güzeli hanımefendi: kadim ve çok eski dostumdan bir mesaj aldım, bölgemizdeki ve ülkemizdeki olayları yakından takip eder, mesajı aynen şöyle; Sen hala yaşıyor musun?
Ne cevap yazayım bilemedim? Evet, şimdilik yaşıyorum tabi buna yaşamak denirse diye mi yazayım?
Yoksa hiç belli olmaz; hakkını helal et mi, diye yazayım…
Çünkü artık bu ülkede hiç kimse yarınından emin değil, kaderinle kimselere muhtaç olmadan ölmek mucize: ölümün kimin elinden(?) ne zaman nasıl geleceği ise hiç bilinmiyor…
Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete, hakkımızda hayırlısı ne diyelim…
Bu ölen altınca masum vatandaş, hem çok üzgünüm hem de çok şaşkınım; inşallah bu son olur.
Atakan ailesine ve ülkeye başsağlığı ve sabırlar diliyorum, ruhu şad mekanı cennet olsun….
Yüksek saygılarım, içten sevgilerimle esen kalınız…
Erdoğan ÖZGENÇ