- Kategori
- Siyaset
Tuzlayın da kokmasın (Et kokarsa bir şey değil, ya tuz kokarsa...)
Rahmetli annemden iki cümle aklımdan hiç çıkmaz;
Birincisi “seni doğuracağıma bir kalıp sabun doğursaydım daha iyi olurdu”
İkincisi ise “tuzlayım da kokma emi…”
***
Şu memlekette son on buçuk yılda “olmaz” dediğimiz o kadar çok şey oldu ki? Zaman zaman kendime hata nerede veya kimlerde diye sorsam da “adam gibi” bir cevabı bulamam…
Toplum mu değişti yoksa şartlar mı değişti anlayamadım. Toplum eski toplum değil buna hiç itirazım yok.
Örneğin ülke sorunlarına duyarlı ve tepkili Türk toplumu bugüne kadar ya olan bitenin farkında değil ya da umursamıyor…
Şartlar da değişti elbet başlar ayak ayaklar ise baş oldu diye bir laf etti Başbakan ondan iyi mi bileceğiz…
Şu meşhur “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları senelerdir sürdü, ne belgelerden ne delillerden “savcılardan” başka hiç kimse hiçbir şey anlayamadı gitti…
Anlayanlar da varsa olan biteni kurulan tezgâhları yeterince değerlendiremedi. Evler iş yerleri hatta üniversiteler basıldı, yasalar çiğnendi, olmadı tezgâhlara uygun yasalar kararnameler çıkarıldı…
Ne oldu? Toplumca seyretmedik mi “öküzün trene baktığı gibi…”
***
Artık “Ergenekon” balyoz, şike davaları milleti kesmiyor diyorduk ki AKP devleti “barış süreci” diye bir iş ortaya attı “akil insanlar” diye de bir oluşumu yarattı…
Milletin ağzına bir sakız verdi aylarca çiğnedikçe çiğnedik ne tadı kaldı ne tuzu…
Bu “Barış Süreci” denilen şeyi de Başbakanın dışında hiç kimse bilmiyordu ama “barış sürecinin” taraflarından birisi “PKK militanlarına” yarasın diye vekil yani oy çoğunluğuyla “yasalar” çıkarıldı ve Çankaya noteri tarafından da “şak diye” onaylanarak yürürlüğe girdi…
Yani kanunsuzluk kanunsuzlar için kanun çıkardılar, bir Allah’ın kulu da ağzını açıp itiraz bile edemedi. Edenlerin de başına gelmedik kalmadı, bir dakika da ağzı kapatıldı kalemi kırıldı…
Memlekette bir “babayiğit” ilanla aranır hale geldi ama bugüne kadar bir tek “babayiğit” ortaya çıkmadı…
***
“Müslüman” bir ülkede “Müslüman” bir Cumhurbaşkanın olduğu bir ülkede “şike” davaları bile açıldı, varın gerisini siz tasavvur edin.
Ve anladık ki her pisliğin içinde olduğu gibi şikenin içinde de “devlet” varmış. Yani utanç kapısı yasa dışı “şike ve devlet” el ele kol kola, hiç aklınıza gelir miydi? Ama oldu…
Dürüst ilkeli, yasalara saygılı vatansever insanlar şok oldular. Bu güzelim ülkenin altını üstüne getiren, ikilik yaratan, bölen parçalayan, sömürülerin temelini teşkil eden iki konu; “türban ve PKK” konusunda iktidar o kadar hızlı yasalar çıkardı ki, eli ayağına dolandı milletin, çarşafa dolanan da var…
Hâkim ve savcılar “yemyeşil oldular”
Yasalar ise artık çağdaş falan değil şahsa münhasıran çoğu da dini referans alan yasalar…
Hükümet “devlet” eliyle “amacına ulaşmak için hem hukuk hem de yasaları kılını bile kıpırdatmadan çiğnemeye başladı, hâkim ve savcılara da teyit ettirdi…
***
Onlarca yüzlerce olay oldu, bir kısım her zaman olduğu gibi alkışladı, diğer bir kısım ise “Taksim ve Gezi Parkı” eylemlerine kadar seyretti de seyretti…
Bununla birlikte de ülkedeki haksızlıklara yolsuzluklara hırsızlıklara dayatmalara itiraz edenler için ısrarla yasalar çiğnendi, eylemci vatandaşlar polisin yasa dışı şiddetine müdahalelerine düzenlemeler yapıldı, en ufacık “muhalefet” edilmemesi için yasalar çıkarıldı…
Toplumun bir kesimi tepki gösterirken bir kesim ise tepki gösterenlere tepki göstermeye başladı…
Eli palalı olanlar devletin askerine silah sıkanlar kendi halkına eziyet işkence edenler “iktidarın kahramanları” oluverdiler…
Eylemlere, eylemcilere karşılık “dincilerin mitingleri” türedi…
Bizimkiler evlerinde tencere tava çalan sizinkiler sokakta teraneleri aldı başını gitti…
“Müslümanları” katletsinler diye davet edilen ABD’ni hiç gündeme almayacağım, utanıyorum…
***
Ne oldu bu topluma bu kadar tepkisiz, ne oldu bu Türk kadınlarına ana babalara derken gerçek kendiliğinden ortaya çıktı; “toplum cemaatleştirilmiş…”
Nasıl olmuş derken okyanus ötesinden anladık ki cemaatte “özgürlük” olamazmış…
Demokrasinin “laikliğin” lafını edenin vay halineymiş…
Bir nevi din sömürüsü desem de ben, uluslararası adı; din hiyerarşisi imiş…
Diyeceksiniz ki insanın olduğu her yerde “din” var, haklısınız ama dünya insanları çağdaşlığı insanca yaşama ancak “din hiyerarşisinden” kurtulunca kavuşmuşlar. Bir tek “Müslümanlar” başaramamış…
Biz iktidar tarafından çıkarılan yasalar, hacı hoca takımınca yıkanan gencecik beyinler özellikle kullanılan sömürülen kadınlar yüzünden hala bir düzlüğe çıkamadık, çıkacağımız da yok…
***
Vatandaş olarak yasalara uymak, devlete saygı duymak istiyorsunuz da; kuşatılan yargı ve keyfe keder yönetilen hukuk sitemine bakıp gördükleriniz, duyduklarınız yaşadıklarınız yüzünden bir türlü duyamıyorsunuz.
O zaman da adınız “eylemciye” solcu CHP li militana çıkıyor…
Tepenizde “din” ve “terör” olguları dikilip duruyor birilerinin elinde “türban” denilen bir bomba diğerinin elinde “barış süreci” diye bir başka bomba var artık…
Aleyhte konuşanların, iktidara muhalif olanların tepesinde patlatıyorlar…
Hangisini dilinize dolasanız “hükümet” karşınızda, yandaşları dört bir koldan saldırıda, bir tarafta ülkeniz bir tarafta kendi vatandaşlarınız, yani aşağı tükürseniz “sakal” yukarı tükürseniz bıyık…
Ve tam ben “balık baştan kokmuş” diye düşünürken aklıma rahmetli babamın dediği geldi: Bu ülkede “et kokarsa bir şey olmaz asıl sorun tuz kokarsa ortaya çıkar…”
Et kim tuz kim demeyin sakın görünen köy kılavuz ister mi?
***
Başbakan, Bakanlar ve AKP’li Milletvekillerinden tekmili alarak bazen tekmil bile almadan halkın gelmiş geçmiş tek Müslüman Cumhurbaşkanına “tekmil” veriyor…
Gerçi şu ana kadar Cumhurbaşkanı mı Başbakana, Başbakan mı Cumhurbaşkanınıza tekmil veriyor anlaşılmış değil ama neyse…
Türkiye Büyük Millet Meclisi de halkın meclisi olmaktan çıkınca, hâkim savcı vali kaymakam devletin hakimi savcısı valisi kaymakamı olmayınca,
Yasalar halk için değil de iktidarı güçlendirmek için çıkarılınca,
Yani yasaları çıkaranlar “yasaları” çiğnerse, bence bu ülkede artık “tuz kokmaya” başlamış demektir…
***
O yüzden diyorum ki bundan sonra “Taksim meydanı Gezi Parkı ve muhteşem halk hareketini yapan eylemcilerin ve ülkenin işi çok zordur, çok zor…
Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar başında veya sonunda “benim savcımın” sonra da “benim hâkimimin” karşısına çıkacaklar…
Her şey kitabına uygun, uygun olmasa da ne yazar, Müslüman Cumhurbaşkanınız sağolsun…
***
Hadi buyurun bakalım; “Etin koktuğuna mı yanarsınız tuzun koktuğuna mı?”
Nereden nereye; “Sonunda tuz da koktu” ya helal olsun.
Rahmetli canım annemin benim için söylediği birinci cümleyi Başbakan için, ikinci cümleyi de “Müslüman Cumhurbaşkanınız” için uyarlayınca inanın ben çok güldüm, siz de bir deneyin derim…
Değerli dostlar;
Daha fazla kokuşmadan elden ayaktan düşmeden kimseye yalakalık yapmadan, el etek öpmeden bir PAZAR yazsının daha sonuna geldik, şükürler olsun.
En candan en samimi sevgi ve saygılarımla; “İyi pazarlar…”
Erdoğan ÖZGENÇ