- Kategori
- Siyaset
Kimse “Mahkûm” değil, “Diz çökmeye” de mecbur değil…

Önceki gün yazdığım yazıda, Selahattin Demirtaş’ın “Herkesin bir hikâyesi var” sözünü “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin” de bir hikâyesi olduğunu söyleyerek yorum yapmıştım.
Aynı Selahattin Demirtaş, aynı gün bu kere şöyle diyor: “Karşılıklı eller tetikten çekilsin, ateşkes sağlansın. O zaman BDP'nin neler yapabileceğini hükümet görecektir. Bu kışkırtma diline teslim olmayacağız. Başbakan'ın elindeki çözüm önerilerini açıklamak yerine bizi tehdit etmesi durumu daha iyiye götürmeyecektir. Durumu daha kötüye götürecektir. Bütün süreçlerde yol almaya hazırız diyoruz. Biz savaşa mahkûm değiliz.”
Bu söylemde iki yanlış var.
Birincisi; “…eller tetikten çekilsin…” sözünün muhatabı, Türk Silahlı Kuvvetleri değildir. Onun adı üstünde “Silahlı kuvvetler” ve her an elleri tetikte olmak zorundadır. Ayrıca, “…ateşkes sağlansın…” dediniz mi, PKK terör örgütü olmaktan çıkar, “Muhatap” olur, bu da kabul edilemez…
İkinci yanlışlık, daha doğrusu yanlışlıklar konuşmanın şu bölümünde…
“Tek çözüm olarak savaş görmüyoruz. Devlet bizi tutuklayabilir, idam edebilir, infaz edebilir. Bütün bunları yapmaya gücü vardır, ama bütün bunları yapacak haklılığı yoktur. Tehditlerle bu iş çözülseydi bugüne kadar 50 kere çözülürdü. Tehditlere biz cevap vermeyeceğiz ama tehditlere de boyun eğecek halimiz yok, diz çökecek halimiz yok. Kim ne derse desin kardeşlik gelecek. Vicdanı olan herkesi BDP'nin değil barışın yanında durmaya çağırıyoruz. Medyayı barışın yanında durmaya çağırıyoruz. Bugünler kritik günlerdir. Toplum çılgınlaşmadan toplumun sağduyusunu koruduğu yerde barışın yanında olmalıyız.”
Elbette ki “Çözüm savaş” değil, ama devletin de yaptığı zaten “Savaş” değil, terörle mücadeledir. Savaş devletlerarası olur, bir de maazallah “İç savaş” olur…
Eğer meram “İç savaş” çıkartmaksa ki söylemleriniz o yönde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “Vatandaşı” olarak kendisini gören herkes bu savaşa dünden hazır.
Elbette ki “… Devlet bizi (sizi) tutuklayabilir…” ama dediğiniz gibi “İnfaz” etmez “İdam” da etmez. Edeceği, yargının karşısına çıkarmaktır. Her ne kadar ağır aksak da olsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yani sizin kısaca “TC” diyerek sözüm ona aşağıladığınızı sandığınız devlet, sonunda bir “Hukuk devleti” niteliğindedir. Aşiretin “Töreleri” ile yönetilmiyor.
Elbette “Tehdit” ile bir yere varmak mümkün değildir. Ancak, hem BDP olarak, hem BDP milletvekilleri olarak, PKK olarak ve de “İmralı tutuklusu” olarak siz günlük “Tehdit” savurmuyor musunuz? Dahası, bugüne kadar yaptığınız tüm tehditlere cevap vermeyen AKP hükümetidir, siz değil…
Sizin “Tehditlere boyun eğmeyeceğiz” demek gibi bir lüksünüz yok, her gün “Tehdit” ediyorken… Bilmediğiniz şey, nasıl siz “Boyun eğmeyeceğiz” diyorsanız ki devletin kurallarına, yasalarına boyun eğmek herkesin görevi, devlet hiç boyun eğmez, buna aklınız ermiyor bir türlü…
Elbette “Diz çökmek” onurlu bir insana yaraşmaz…
Yine bu konuda aklınızın almadığı şey “…tehdit ederek…” hayal ettiğiniz şeylere ulaşamazsınız ve bu konuda devlet hiç diz çökmez, kaldı ki TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLET olarak dünyaya diz çökmemiş bir ulus iken…
Sizin söylemlerinde geçen “Barış” savaş içinde olanlar içindir. Oysa bizler “Savaş” içinde değiliz.
Diyor ki Demirtaş; “… Kim ne derse desin kardeşlik gelecek…”
“Kardeşlik” gitmedi ki gelsin… En az sana burada 200 veya daha da fazla “Kürt asıllı” kardeşlerimin adını yazarım, hiç biri de sizin kafadan değil…
Gelelim “…toplum çılgınlaşmadan…” sözünün özüne…
Bak yine “Barış” içinde “Tehdit” savuruyorsunuz…
Siz ve sizin gibi düşünenler var ya hani… Hani 15 Ağustos gününü "ilk kurşun günü" ve "diriliş bayramı" olarak kutlama gafletinde olanlar var ya… İşte onlar, taaa o gün “Çıldırmışlar” hatta “Kudurmuşlar” dı…
O gün ne oldu hatırlatayım mı?
O gün, yani 15 Ağustos 1984 tarihinde İmralı’daki caninin emri ve talimatıyla saat 21:30 sularında Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerine PKK mensuplarınca baskın yapılmadı mı? Örgüt mensupları karakollara ve askeri lojmanlara bombalı ve silahlı saldırı düzenlemedi mi? Bu saldırılar sonucu nöbetçi er Süleyman Aydın Şehit Oldu. Ayrıca saldırı sonucunda 3 sivil ve 9 asker yaralanmadı mı? Jandarma birliğine ait çok sayıda silah, mühimmat, malzeme gasp edilmedi mi?. PKK elemanları her iki ilçeyi de bir süre ellerinde tutarak ilçe meydanında ve cami minarelerinden propaganda yapmadı mı?. Aynı zamanda saldırganlar Ziraat Bankası'nı soymak amacıyla banka personelinin evlerini basmadılar mı?
İşte sizler, “Barış” ve “Kardeşlikten” söz edenler, siz daha geçen gün BDP, DTK ve PKK olarak 15 Ağustos gününü "ilk kurşun günü" ve "diriliş bayramı" olarak kutlamadınız mı?
Cesur ve dürüst olanın, “Cesur ve dürüst” olmalarını kanıtlamaları için yapmaları gereken şey, eylemleri ile söylemleri bir olmalı.
İpin bir altında, bir üstünde oynarsanız, kimse size inanmaz, bugün olduğu gibi…
19 AĞUSTOS 2011
İBRAHİM PEKBAY
Dip Not: Bu yazı Pazartesi gün girecekti, dayanamadım, bugün girdi...