- Kategori
- Sinema
Kirli Sırlar

Çoğu zaman hayatımız kirli sırlarla örtülüdür.
Bu sırların bazıları bize, çoğu yabancılara aittir elbette.
İnsan kendine ait temizliği, benliğinin desenini, beyaz bir kumaş olarak görür çünkü.
"Ben haklıyım"dır, "sen yanlış biliyorsun"dur.
"Ben iyiyim"dir, ben iyi, parlak, doğruyumdur. Başkaları kötü, art düşünceli, ikiyüzlüdür.
Üstüne toz kondurulmayan kristaller gibiyiz... Tek farkla: Tozu kondurmayan da kendimiziz!...
Geçenlerde vizyona giren The Good Shepherd, "Kirli Sırlar" ismiyle sinemalarımızda oynamaya başladı ve ben de izledim.
Robert De Niro’nun yönettiği, Eric Roth’un da kaleme aldığı "Kirli Sırlar", hem CIA’nin kuruluşunu ve gelişimini, hem de örgütün bütün aşamalarında yer alan bir ajanın öyküsünü, paralel biçimde anlatıyor.
Başroldeki Matt Damon’ı, Edward Wilson rolünde bir operasyona başlarken görüyoruz.
1961’de, Amerika’nın Küba’yı işgal projesi olarak özetleyebileceğimiz "Domuzlar Körfezi" fiyaskosuyla açılan film, geriye dönüşlerle yoluna devam ediyor.
Ayrıcalıklı ve trajik çocukluk çağlarından beri içine yer etmiş sağduyu ve bağlılığa hürmet eden, sır tutmanın değerine inanan Edward Wilson hevesli ve duyarlı, genç bir vatanseverdir. Yale’in parlak öğrencilerinden olan Wilson, masonik bir örgütlenme olan "Skull & Bones"a (Kurukafa ve Kemikler) katılıp "Beyaz Amerikalılar" arasında yer kaparken, bir yandan da arkadaşının kız kardeşi ve bir senatör kızı olan, Angelina Jolie’nin canlandırdığı Clover’la da evlenir.
Yeni üyeleri de izleyen haber alma örgütü açısından, Wilson'ın keskin zekâsı, lekesiz adı ve Amerikan değerlerine olan içten inancı kendisini haber alma işi için başlıca adaylardan biri haline getirir.
Düğün günü gelen bir askeri yetkiliyle, CIA’in kurucularından General Bill Sullivan’ın görevlendirmesi ve kimseye güvenmemesi uyarısıyla, kendisini servisin sağlam elemanlarından biri olarak Nazi bombardımanı altındaki Londra’da bulur. Strateji Servis Ofisinde (CIA'in öncüsü) çalışmaya başlar, ardından da Berlin’e geçer.
Bu arada oğlu doğar ama Wilson, eşini ve de ailenin yeni üyesini ancak altı yıl sonra görebilir.
Gençlik döneminde zor işiten (sonra ajan olduğu anlaşılan) bir kızla ilişkisi olan ajan Wilson, her zaman serinkanlı duruşunu ve sinir edici sessizliğini korur. Siyaset sahnesinde Hitler yıkılır, yerine Sovyet İmparatorluğu yükseliyor, CIA’nin de yeni görev alanları belirir.
Ancak CIA’e sığınan bir Rus ajanın dediği gibi, "Sovyetler hiçbir zaman dünya için, Amerika için bir tehdit oluşturmadı."
Böylece Amerika, Sovyetleri ve komünizmi işaret ederek, gizli hedeflerini gerçekleştirme olanağına kavuşmuştur.
Filmde anlatılan Edward Wilson karakteri, gerçek hayatta CIA’nin "counterintelligence" bölümünü kurup, 1954’ten 1974’e kadar başkanlığını yürüten James Jesus Angelton’dan esinlenilmiş...
Uğur Vardan, filmle ilgili “My Name İs A, CİA” adlı eleştirisinde, şöyle diyor: "Dünyanın siyasi konjonktüründe Amerika’yla Sovyetler cirit atsın ama yine de puanları 'Majestelerinin Ajanı' Bond toplasın. İnandırıcı mı? Değil tabii ki. Ama 'deli gönül' böyle istiyor. Öğretmişler bir kere, ajan demek aksiyon demektir diye... Oysa John Le Carre, başta 'Köstebek' olmak üzere, ne 'Rus Evi'nde, ne de 'Soğuktan Gelen Adam'da işlerin öyle olmadığını göstermeye çalıştı durdu. Hatta bir ara sahne alan Jack Ryan bile uyardı ama nafile, seyirci ille de aksiyon diyordu. Şimdi de Robert De Niro, 'Bir de beni dinleyin, işin aslı böyledir' demeye çalışıyor. (…) Kaynaklar da De Niro'yu doğruluyor açıkçası. İşler, 'Kirli Sırlar'da olduğu gibi işliyor. Durmadan telefonlar geliyor, durmadan emirler yağdırılıyor, durmadan yeni durumlara göre yeni planlar geliştiriliyor ve savaş, açık alanda değil sanki bir satranç tahtasında veriliyor." [1]
İlişkiler ve kimlikler de öyle…
Her şey birbirine karışıyor zamanla... Sırlar aldatmaya, aldatışlar ölüme, ölümler güçlenmeye doğru akıyor.
Filmin temposu gibi sırlar da uzun süreli ve ağırdır. Bu ağır uykuda günün birinde aniden uyanıverirler.
Filmdeki gibi bir adamın 20’li yaşlarda olduğu gibi 50’lerinde gözükmesi ne kadar hatalıysa, sırların da genç görünmesi zehri o derece arttırır.
Sırlar artıp, ömürleri uzadıkça bizi de zehirlerler.
Belki Edward Wilson’ın rakipleri tarafından konan lakabı "mother" yani "anne"... Sırlar yüzünü güzel göster.
Halının altına çok şey atarsanız, bir gün halının altından sırların taştığını görürsünüz...
İncil’de "Good Shepherd"ın anlatıldığı kısım şöyledir:
11. Ben iyi çobanım; iyi çoban koyunlar için canını verir.
12. Ama çoban olmayıp, koyunlar kendisinin olmayan ücretli adam, kurdun geldiğini görünce koyunları bırakıp kaçar, kurt da onları kapar ve koyunları dağıtır.
13. Ücretli adam kaçar, çünkü ücretlidir ve koyunlar için kaygı çekmez.
14. Ben iyi çobanım ve benimkileri tanırım, benimkiler de beni tanırlar.
15. Baba beni tanıdığı gibi, ben de Baba’yı tanırım; ve koyunlar için
canımı veririm.
16. Ve bu ağıldan olmayan başka koyunlarım var, onları da getirmeliyim,
ve benim sesimi işitecekler; ve tek sürü, tek çoban olacak.
17. Babam beni bunun için sever, çünkü canımı veririm, öyle ki, onu
yeniden alayım.
18. Onu benden kimse almaz ama onu ben kendiliğimden veririm. Onu vermeye ve yeniden almaya yetkim vardır. Bu buyruğu Babam’dan aldım.
Filmdeki en güzel repliklerden biri şöyle:
Joseph Palmi: Biz İtalyanlar’ın aileleri ve yemekleri var. İrlandalılar’ın vatanı ve zencilerin müziği var. Peki siz? Sizin neyiniz var?
Edward Wilson: Amerika Birleşik Devletleri.
Sadece devletinden başka olmayan insanlar kadar, sırları olan insanların da çok tehlikeli olduğu bir gerçek.
Ve bazen en büyük düşmanınız, filmdeki gibi sizin oğlunuzu koruyarak en yakın dostunuz oluverir.
Yakın dostunuz gördüğünüz o sırların ajanıysa, bir başkasının kimliğine bürünmüş bir Rus’tur belki...
Sırlarda bu film gibi, hayatınızı ve anlamını karmakarışık hale getirir.
Ve bir gün Edward Wilson gibi herkesten sakladığınız babanızın intihar mektubunu, yıllar sonra açarsanız, o en büyük gerçekle karşılaşabilirsiniz.
...Çünkü o mektuptaki gibi her ne kadar kendinizi ailenize adamış olduğunuza inansanız da, "iyi bir eş, iyi bir baba" olamamışsınızdır.
"Dolu dolu bir hayat" ınız olmamış, işinizde hızla yükselseniz de, sakladığınız sırlar sizi bozguna uğratmıştır.
Hayatımız çoğu zaman hayatımız kirli sırlarla örtülüdür.
Sırlar bizi birbirimizden ayırırken, herkesten nice yıllar sakladığımızı bir gün herkese, herkesçe açık gözüken bir gerçeğiyse yıllar sonra yalnız bize fısıldarlar.
Son sır, son nefesinizde saklıdır çünkü...
[1] Uğur Vardan, Radikal gazetesi, 9 Mart 2007