- Kategori
- Güncel
Kirpiklerimdeki damlalar

Elmalı'lı Mehmet Ağar
Gözyaşlarım kirpiklerimin ucunda olunca ben, bende olmuyorum.
Sırada bekleyen işler beni beklemekte biliyorum. O yüzden bilgisayara da zaman yoktu bugün.
Ama insanız ya, şu yüreğimiz pır pır edince,
Kirpiklerden süzülen göz yaşlarıma emir veremeyince ben,
Yine sizlerle birlikteyim:
Beş yaşında yakışıklıların en yakışıklısı Mehmet, Antalya'nın Elmalı ilçesinden, anne-baba ayrılmışlar annesiyle kalıyor.
Kur'an kursu öğretmeni olan anne aynı zamanda müftü kızı.
Bir suç mu işledi Mehmet veya bir yaramazlık mı yaptı bilmiyoruz. Bildiğimiz annesinin Mehmet'i acımasızca dövdüğü. Kafasına kafasına öyle vurmuş ki çocuk bilincini kaybetmiş. Götürdükleri Elmalı devlet hastanesi Antalya Araştırma hastanesine sevketmiş.
Olayı başından beri takip ediyorum;
Koma halinde getirildiğini söylüyor başhekim Nurulllah bey. Oniki gün direnebiliyor küçük Mehmet ve bu sabah, 7.30 da veda ediyor yaşama.
Henüz açmamış bir tomurcuktu Mehmet,
Henüz yaşamının baharının da başlarındaydı. Nasıl bir öfkedir annesininki? Nasıl bir ruh haliydi kadının yaşadığı?
Sebep ne olursa olsun, sen bir annesin, sen bir insansın. yapamazsın, yapmamalıydın koruma görevin olan yavruna.
Baba Cumhuriyet savcılığına başvurmuş, anne cezasını çekecek, çekmeli. Ah idam kalkmasaydı!!!
Çocuklar sevgi sıralamamda önceliğimdir biliyorsunuz, üzüntümü de tahmin ediyorsunuzdur.
Ah gözlerimdeki yaşlar, yazmama engel olmasanız :-((
Mehmet mahkeme kararıyla bile olsa annesine gitmek istemiyor, yalvarıyor, "annem karnıma bıçak dayadı" diyor ama Mehmet'in ağlamalarını, hıçkırıklarını ve yalvarmalarını duymazdan geliyorlar ve çocuğuna sevgi duymayan anneye teslim ediyorlar,
Sonraki zamanda ise o anneden çocuğun cesedini alıyorlar.
Yukarıdaki resim, çocuğun ağlayarak teslim edildiği ânın görüntüsü...
*********
Gaziantep'te Organize sanayiinde patlama...
Bir galvaniz fabrikasında buhar kazanı patlamasında 8 işçimiz öldü, 15 de yaralı var.
Yaralılara şifalar dilemekten başka elimizden birşey gelmez. Lakin ölenler...
İşte içimizi acıtan da bu kardeşlerimiz.
Mutlaka evlerinin babasıydılar, çocukları ve eşleri vardı kendilerinden "ekmek" bekleyen. Düşük ücretlerle çalışıyorlardı muhtemelen belki de asgari ücret.
Ama akşam olduğunda evlerine ekmek ve ekmeklerinin yanında "baba sıcaklığını" da götürüyorlardı ya. İşte ölen budur "baba sıcaklığı, baba şefkati"...
O aileler geçimlerini nasıl sağlayacaklar? Babanın boşluğunu nasıl dolduracaklar?
İçim acıyor...
Yaşam bu kadar ucuz, hayat bu kadar acımasız olmamalı diye düşünüyorum,
Haksız mıyım?
(Bu blog ile sizleri üzmüşsem özür dilerim.)
Selam ve saygılarla...
Yurdagül Alkan.