​ Kısa bir dostluk_2 / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '10

 
Kategori
Öykü
 

Kısa bir dostluk_2

Kısa bir dostluk_2
 

:)


"Merhaba, rahatsız etmiyorum değil mi?"

"Yo, elbette hayır, buyrun lütfen."

"Sizi görünce çok şaşırdım ve sevindim açıkcası. Bir daha görüşüp görüşemeyeceğimizi o gece size sorduğumda hayat diyerek cevaplamıştınız."

"Sizli konuşmanıza gerek yok. Ne içersiniz?"

"Ama sizde sizli konuştunuz. Sanırım bu yüzden gerek var."

"Pardon ne içersin?"

"Çay."

"Pardon bakar mısınız? Bir çay daha alabilir miyiz?"

Anlık susuvermişti. Bunun üzerine adam söze başlayıverdi.

"Birini mi bekliyorsun?"

"Yo, az önce arkadaşımla oturuyorduk. Ben buranın aurasını severim. O kalktı ama ben biraz daha kalmak istedim."

"Anlıyorum. O geceden sonra sizi çok düşündüm."

"Bence düşünülmeye değer bir gece değildi."

"Sizin için belki değil ama benim için öyle değil."

Omuz silker gibi dudaklarında bir mimik oluşuverdi istem dışı bir hareketti yaptığı aslında ama karşıdaki insanın anlayıp kırılmayacağı kadar belirsiz ve ufak bir hareket.

Çaylarını içtikten sonra ayrılacaklarını düşünerek adama;

"Kendinize iyi bakın."

"Vaktiniz varsa..." dedi adam "Lütfen sizi benim için çok önemli sevebileceğinizi düşündüğüm bir yere götürmek istiyorum." diyiverdi.

"Ben aslında..."

"Lütfen beni kırmayın." dedi adam.

"Peki." diyiverdi büyük bir sıkkınlıkla...

Şehir kalabalığının seyrekleşmeye başladığı, dağın eteklerinin rahatça görülebildiği bir yere doğru ilerliyorlardı. Buraları bilirdi. Ama az ilerde saptıkları taşlık yola hiç rastlamamıştı. Eski evlerden birkaçını gördü. Bu tip evleri seviyordu. Sevimli görünüyorlar ve ona göre tarihin gözüken yüzüydüler. Tahta bir kapının önünde durdular. Giderek ilginçleşiyordu sanırım bu ufak gezi diye düşünmeye başladı.

Büyük bir taşın altından adam eski bir anahtar çıkardı. Tahta kapıya soktu ve kapı açıldı. Gizemli bir bahçeye açılırmışçasına kapı büyük bir gürültüyle gıcırdadı. Kötü bir şeyi yapan çocukların heyecanı ve korkusuyla dolmuştu içi. Papatyaların ve gelinciklerin açtığı bu bahçede küçük ve bodur ama güçlü bir ağaç vardı.

Ağacın içinde büyük bir oyuk oluşmuştu. Ağaca dokundu oyuğun içine girdi. Nemliydi ve nahoş bir koku sarıveriyordu bedenini. Bir masalın içinde sıkıştığını düşündürüyordu insana.

Adam "İyi misin?" diye sordu. "Evet harikayım. Bir rüyanın içinde olmak gibi. Çok fazla huzur uyandırıyor bu ağaç. Sen de girmelisin."

"Oraya artık sığmam mümkün değil. Küçük bir çocukken hep buraya gelirdim. Oraya saklanır ve tüm korkularımdan arınmış bir şekilde çıkardım. Sen de o gece aynı şeyi yaptın beni korkumdan arındırdın. Bu yüzden sana teşekkür etmek için seni buraya getireceğimi hayal edip durdum işte."

"Asıl ben teşekkür ederim sana. Bu ağaç insanın ruhunu okşuyor diyebilirim. Burada olmak harika."

İçinden çıktıktan sonra adamın bir taşın üzerine oturduğunu gördü. O da papatyaları ezmek istemediği için otların seyrek olduğu toprağa çöktü.

Adam; "Biliyor musun çocukluğumdan beri şişmanlığım yüzünden benimle dalga geçtiler. Obur biriydim, obur bir bebekmişim, obur bir çocuktum. Oburdum işte. Çocuklar çok acımasız olabiliyor. Ama sen arada sırada benim hissettiğim bir şeyi farkına varmamı sağladın o gece o partide."

Devam etmesine izin vermeden araya girdi.

"Kimseyi dış görünüşüyle, değer yargılarıyla, yaşam tarzıyla yargılayamazsın. Acımasızlık çocuklara özgü değildir. Çocukların yaptığı her yanlış aslında büyüklerindir. Ama en çok çocukluğumuzda yara alırız. Düşüp kanattığımız dizlerimizden daha fazladır ruhumuzda çizilen çizikler. Ama ne mutlu ki sana böyle bir sığınağın olmuş. Ruhunu dinlemeli insan, bazen birşeylerden kaçmak değildir bu aslında... Ruhumuzun sesini dinlemek için gereklidir. Ve şanslısın burayı keşfettiğin için."

"Şanslı mıyım dersin? Artık içine bile sığamıyorum."

"Bak istersen kilolarını verebileceğini ikimizde biliyoruz. "

"Birden fazla denedim. Ama hep bıraktım."

"Bir şeyi gerçekten başarmak istiyorsan bence hemen pes etmemelisin. Elinden gelenin en iyisini yap ve yinede olmuyorsa boşver gitsin. Hayat sıkılmak ve üzülmek için çok uzun ama mutlu olmak için çok kısa."

"Sen insanın harika hissetmesine sebep oluyorsun."

"Bilmem, kendimi her zaman harika hissetmiyorum. Sen bana gizli sığınağını gösterdin. Şimdi de ben sana bir yer göstereceğim."

Ayağa kalktı silkelenerek. Koca oğlana da elini uzattı. O da kalktı.

Şehrin kalabalığına dönmüşlerdi tekrardan. Ara sokaklardan kimi zaman da arka sokaklardan geçiyorlardı. Bir binanın zemin katına indiler. Girişteki tabelayı adamın farketmediği belliydi. Dairenin zilini çaldı. "Dans topluluğu" yazıyordu kapının köşesine asılmış küçük bir çerçevenin içindeki yazıda.

Adam "Sen dansçı mısın? O gece o yüzden o kadar güzel dans ettin. O adamın kaybedeceğini zaten biliyordun değil mi?"

"Dansçı filan değilim. Bırakalı 4 yıldan fazla oluyor. Ve o adama gelince beni tanımıyordu, beni tanıyan biri benimle bu şekilde konuşamayacağını bilir. Aptalca bir iddiaydı."

"Sen..."

Diyecekleri her neyse söyleyemeden kapı açıldı. Güleryüzle karşılandılar.

"Hoşgeldin" diyerek kapıyı açan adam eski dansçısına takılmadan edemedi. "Hemen üzerini değiştiriyorsun ve şu korografiye tempo tutuyorsun."

"Ben değil." dedi gülerek " Ama arkadaşım için sıkı bir tempo bulmalıyız."

"Şaka mı ediyorsun?" dedi adam ciddi ciddi.

"Hayır ne şakası. Arkadaşım dans edebilir pekala. Ben ilk geldiğimde nasıldım sanki."

Kapıdan içeri adım attıktan sonra soyunma odalarından başka tek oda bulunan odaya çıktılar. Beraber geldikleri adama "Birazdan gelirim. Sen etrafı incele.

Öbür adam "Sen benimle şaka mı ediyorsun? Bunun nerdeyse yüz kilo fazlalığı var dans etmek için."

"Yapma ama. Ben de al sahneye koy demiyorum. Sadece konsantrasyona ihtiyacı var. Senin disiplinin de buna yeterli. Sadece derslerine katılsın lütfen."

"Son hazırladığın korografide sen de yer alıyorsun o zaman."

"Benimle pazarlık yapamazsın sana en başından söyledim. Birşey bitti diyorsam bitmiştir. Hem çok fazla ara verdim bunu başaramam."

"Neyi başarıp neyi başaramayacağın konusunda seninle tartışmayacağım."

"Ben de öyle ama ben artık dans etmiyorum, etmeyeceğim."

"O salak bencil sevgilin yüzünden dansı bıraktın şimdi de bana yapabileceğin başarabileceğin birşey için başaramayacağını söylüyorsun."

"Off yeter. Benim kararım doğru ya da yanlış herkes ama herkes saygı duymak zorunda her ne olursa olsun."

Çıktı odadan. Adamın yanına geldi.

"Nasıl buldun burayı. Burada benim çok zamanım geçti. Yorucu çalışmalar, okul iş ve dans. Gençken herşeye gücüm varmış. Ama yorgunluk nedir hissetmezdim. Mutluydum."

"Neden bıraktın?"

"Uzun hikaye. Burada her çalışmayı gerçekleştirmiyoruz. Gerçekleştirmiyorduk daha doğrusu. Daha büyük bir salon kiralanıyor tabi bu her dansçının katkısıyla oluyor. Aynı zaman da ses kayıt odası bulunuyor burada. Çığlık at istersen kimse seni duymaz. Duvarlar ses geçirmez. Şimdi çok daha başarılılar. Hemen hemen herşey dans topluluğuna ait. Hikaye seçimi, dans korografisi, müzik, elbiseler..."

"Hikaye seçimi derken."

"Arada hikaye sergilenir. Tiyatroda sergilenir dansla birlikte. Müziği hissetmek çok önemli. Önce müziğin ruhunda uyandırdığı duyguları kavramalısın, sende uyandırdığı duyguları yakaladıktan sonra bunu hareketlere dökmek kolay oluyor."

"Harika anlatıyorsun."

"Bunu yaşamalısın. Dur gel benimle."

"İşte burası müzik odası."

"Şimdi bir şarkı "Another day" Belime sarıl. Ritmin nerede yükseldiğini ve alçaldığını dikkat et. Ne hissediyorsun?"

"Nefesini."

"Nefesimi hissetme. Bırak. Ayak hareketlerimi izle."

Birkaç figür yaptı. "Sıra sende" dedi adama.

Adam ilk yapmanın beceriksizliğiyle de olsa yaptı.

"Güzel aferin. Şimdi ritmi dinle. Elektro ve bas gitarın yükselen sesini duyabiliyor musun? Sence burada söylenen şarkıyı adam hangi duyguyla söylüyor."

"Sevgilisine mi söylüyor?"

Gülümsedi "Hem evet hem hayır. Başka bir şarkı. "As I am."

"Rocktan mı hoşlanıyorsun?"

Güldü "Evet." dedi. "Burada To those who understand
I extend my hand
To the doubtful I demand
Take me as I am
Not under your command
I know where I stand
I won't change to fit your plan
Take me as I am
As I am " diyor söyleyiş tarzına bak. Nasıl söylüyor sence?"

"Ukalaca."

"Evet güzel anlıyorsun. Bazen şarkının müziğinden, şarkıdan, söyleniş tarzından nasıl bir duygu aurasının içinde uyandığını ruhunda hissedersin. Bunu hissedince de ayaklarına komut verebilirsin. Bu şarkıda şöyle bir hareket yapamam dersin mesela, bu hareket daha iyidir gibi misal."

"Ayrıca ukalalıktan fazlası. Çünkü demek istediği şu.

"Anlayanlara
Elimi uzatıyorum
Şüphelenenlere
Beni olduğum gibi kabul etmelerini öneriyorum
Emrin altında değilim
Nerede duracağımı biliyorum
Planına uymak için değişmeyeceğim
Beni olduğum gibi kabul et
Olduğum gibi"

"Anladım. Herşey için teşekkür ederim. Ne demek istediğini çok iyi anladım. Bugünü ve seni hiç unutmayacağım. Sağol" dedi adam içtenlikle...

 
Toplam blog
: 128
: 1145
Kayıt tarihi
: 23.11.07
 
 

Herkes gibi yazar, çizerim. Dünyamı boyarım hepsi bu!..