- Kategori
- Gündelik Yaşam
Kışımda baharı yaşadım...

Objektifimden.
Bu sabah bahçeden gelen kuş sesleri eşliğinde doğruldum yatağımda. Gözlerimi açamıyordum. Sanki biraz daha uyumak ister gibiydi bedenim. Oysa kuş sesleri beni çağırıyordu. Haydi! uyuma tembel tembel, kalk artık der gibiydi. Kalktım, pencereye yaklaştım ve hafifçe araladım perdemi. Pırıl pırıl bir güneş vardı bahçemde ve ağaçların dallarında sabah konserlerini veren sevimli kuşlar.
Hemen banyoya koştum ve kızıma seslendim; kahvaltıyı yapıp hemen çıkalım canım…
Bir gün önce torunumun doktorunun önermesiyle alınması gereken bir ürünün temini için Kemeraltı’na gitmek üzere Metroya bindik. Konak durağında inerek Kemeraltı sokağına doğru yürümeye başladık. Günlerden Pazar olması ve henüz erken sayılabilecek bir saatte olmamız nedeniyle bir çok esnaf henüz iş yerini açmamıştı ama işportacılar yerlerini çoktan almışlardı. Onların davet çığırtkanlıkları arasında ilerledik. Aradığımız ürünü bulduk ama yürümeye devam ettik.
Kemeraltı’nın o kargaşa ve karanlık halinden, Agora’da yüzümüze yansıyan güneşin berraklığıyla kurtulduk.
Güneş o kadar güzeldi ki, bir şeyler yapmak lazımdı. Yolumuzu Çankaya’ya çevirip, sonrasında Alsancak’a uzandık. Kordon’da deniz çarşaf gibiydi, insanlar güneşi görünce sahile akın etmişti bizim gibi.
Bir ara paltomun ağır geldiğini hissettiğimde kızıma; hadi, bir kahve içelim denize karşı dedim ve oturduk bir kahve zincirinin mekânına. Martılar bizi selamlıyordu, insanlarımızın denize atmış olduğu atıklar dahi benim zevkimi bozmaya yetmiyordu.
Kahvelerimiz geldiğinde bir misafirimiz de vardı. O bildik ses tonuyla başımı çevirdim; “A benim üğretmenlerim, içimden geldi size bi fal bakayım” dedi falcı kadın. Biz sıcak bakmadığımızı teşekkür ederek bildirdik ama ikna çabaları sürüyor. “A benim Türkan Şoray’ım, a benim Ürrem Sultan’ım, a be para da istemiyom adi bi falınıza bakayım” derken bizi ikna edemeyeceğini anlayınca iyi dileklerini sunarak ayrıldı yanımızdan diğer masalara doğru, gülümsedik…
Güneşi doldurduk iyice içimize. Hafif esen rüzgârla çırpınmaya başlayınca deniz, veda vaktinin geldiğini anladık.
Yürümeye doymamıştık daha kızımla. Sahilden hayli yürüdük ve yorulduğumuzu hissettiğimiz anda gelen bir otobüse binerek evimize döndük.
Yüzümüzde mutlu bir ifadeyle; “İzmir’in kışı böyle olur işte” dedik. Kışımızda baharı yaşatır bize. Ey İzmir, sen ne güzel bir şehirsin…14 Ocak 2013