- Kategori
- Kişisel Gelişim
Kişisel Gelişim: Peki ne yapalım.

forumalew. org
Bakıyorsun her türlü bela başında.. Bazen öyle olur ya. Elini nereye uzatsan, o elinde kalır. Başaramazsın, beceremezsin… Müthiş kötümser olursun kendi kendine…
Kalabalıklara girsen bir türlü; yalnızlıklara gömülsen bir başka türlü. Hüzün, başa çıkılmazlık seni alır alır yere çalar. Sanki yapacak başka bir şey yoktur.
Aslında bu biraz da bireysel sorumluluktan doğar. Hayatta ne kadar çok sorumluluğun varsa, başın o kadar belada demektir. Bazı insanlar kendi başlarının sorumluluğu yetmiyor gibi , çevredeki bütün insanların sorumluluğunu da alırlar ve herkese yetişmeye çalışırlar. Ama insanın gücü birden kesilir. İnsan bu ne kadar iyi riyetli olursa olsun, ne kadar gayretli olursa olsun, bir yerde nefesinin kesildiğini hisseder. İşte, yapman gerekenleri yapamadığını anladığın an da insanın içini bir kötümserlik kaplar ve kolay kolay o durumdan çıkamazsın.
Tarihimizde yer alan, Ferudittin Attar adlı arif’in, alimin anlattığı bir hisse var.. Bazen insanların böyle durumlarında kulaklarına fısıldansa hiç de kötü olmaz : Nedir ol hikayet…
İşte, herkes melul mahzun olur da padişahlar da olmaz mı? Adamlarda dünya kadar sorumluluk, dünya kadar yapılacak iş… Sultan Mahmut bir gün böyle içini çekip çakip duruyormuş. Kısaca epeyce de canı sıkılıyormuş. Sonunda...
Sultan Mahmut, tüm vezirlerini toplayıp, "bana öyle bir yüzük yaptırın ve üzerine öyle bir şey yazdırın ki, ona her baktığımda, hüzünlüysem neşeleneyim, neşeliysem hüzünleneyim, düşüneyim diye buyurmuş….”
Vezirler toplanmışlar dört bir yana haber salmışlar, insanlardan akıl almışlar.. Sonunda bir gün yüzükle sultanın karşısına çıkmışlar, yüzüğü vermişler. Sultan Mahmut tamam işte bu demiş. Yüzüğün üzerinde, " bu da geçer ya hu!" yazıyormuş.”
Doğru değil mi, çok mutlu olduğumuz günler de geçer; geçtiğini bilemeyiz. Çoğu kez insan kaybettiği zaman anlar, böyle güzel günlerin değerini. Ama diğer yandan ne kadar üzgün; ne kadar hüzünlü olursak olalım. O günler de geçecektir. Çünkü zaman zaten akıp gidiyor.
Ama bazen o güzel günler ne de çabuk geçip giderler. Oysa kötü dakikaların geçip gitmesini nasıl da çok arzu ederiz. Çoğu zaman böyle zamanlarda sıkılır, bunalırız… Bazen nedeni vardır; bazen de nedenini bile bilemeyiz.
Bazı olaylar görecedir. Kişiden kişiye, zamandan zamana, olaydan olaya çok değişir… O geçirilen zamana bile atfedilen önem fena halde farklıdır. Bunu her zaman anlayamayız.
Albert Einstein’a durmadan onun çok ünlü “İzafiyet” Kuramı hakkında soru sorarlarmış . Ne yapsın Büyük bilim Adamı, nasıl anlatsın durumu: Hiç de kolay değil… Şöyle dermiş:
“Güzel bir kızla flört ederken size bir saat bir saniye gibi gelir. Kızgın bir közün üzerinde otururken bir saniye ise bir saat gibi gelir. Izafiyet budur,” İşte budur. Anlayabildik mi? Biraz zor ama, zamanın görece kavranışı hakkında buradan bir şeyler kapabiliriz.
Hayatta da böyle değil mi? Bizi çok üzen bir olay başkaları için ne kadar önemsizdir. Biz ağlarız, sızlarız, dizlerimizi döveriz… Fakat karşı tarafın da aynı şeyleri yapmadığını görünce şaşırırız. Bizim için çok önemli olan; çok acı olan olayın verdiği acı, karşıdaki insan için aynı değil ki. Bizim acılarımız, karşımızdakini hemen hiç bağlamaz. Veya çok bağlamaz. Ancak dostlarımız bizimle ağlar… Ya diğerleri…
İsteriz ki, herkes bizimle birlikte ağlasın; herkes bizimle gülsün… Gülmeye gelince insanlar hazır da, ağlamaya gelince, yanınızda ve yörenizde pek insan kalmaz.
Peki, ne yapalım, acılarımızı paylaşmıyacak mıyız? Elbette paylaşmaya çalışacağız. Duygularımızı anlatacağız. Ama kim dinler? Onu bilemeyiz.
Ne derler: “Gülersen herkes seninle güler; ağlarsan yalnız ağlarsın.” Dünya bu… İnsanlar başkalarının acılarını yüklenmek istemiyorlar. O biraz da durmadan başkalarına ağlayan sızlayan insanlar yüzünden.
Bazı insanlar bayılırlar, dertlerini, sorunlarını, hastalıklarını başkalarına anlatmaktan… Hele hele yaşlılar… Durmadan anlatırlar ve karşıdakini dert yükü yaparlar. Böyle insanlar bir de musallat olurlar. Kovsan gitmezler. Siz yeter ki onun dertlerin dinleyin. Böyle insanlar, kişinin dünyasını allak bullak ederler. Ve bir de bakmışsınız; siz ondan daha çok dertlisiniz…
Valla bana göre, en iyisi, O Sultan gibi iyi bir kuyumcu bulup o yüzükten bir tane de kendimize yaptırmak. Üzerinde ne yazsın…
“Bu da geçer ya hu..”