​ Kişisel ve toplumsal gelişim / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '07

 
Kategori
Eğitim
 

Kişisel ve toplumsal gelişim

Bir problem, ancak sorumluluk sahibi bir yaklaşımla ele alındığında çözüme ulaşabilir ya da bir başka deyişle, bir problemi ancak kendimizinmiş gibi algıladığımızda çözüm bulmak için kolları sıvarız. Aksi söz konusuysa; ''bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın'' der, üzerinden atlar geçeriz. Sözünü ettiğim şey bilim yuvaları diye nitelendirdiğimiz üniversitelerimizin problemleri ise, bunları kimin sahiplenmesini beklemeliyiz? Beklentinin de ötesinde, sahiplenmek eylemini bir gereklilikten ziyade bir özveri olarak nitelendirirsek, yetkili makamlar hangileridir? Bir üniversiteyi üniversite yapan şey nedir? Toplumu toplum yapan kavramlardan bir farkı var mıdır?

Üniversitelerimizde son zamanlarda artan şiddet olaylarından son derece rahatsızlık duyan biri olarak, yöneticilerimizin bu problemleri önce sahiplenme, sonra da çözme konusunda yetersiz kaldıklarını düşünüyorum. Öğrenci ayaklanmalarının sebeplerinden ziyade, sonuçlarıyla ilgileniliyor ve bu yüzden de bu tür olayların önüne geçilemiyor.

Şiddet içerikli toplumsal olayları gözlemlediğimizde ve olayların psikolojik, sosyoekonomik v.b. bir çok nedenini incelediğimizde, ortaya çıkan net sonuçlar var. Benim değinmek istediğimse: 'Sorumluluk Bilinci'. Hepimizin de bildiği gibi, ilkokul yıllarından bu yana verilmeye çalışılan ve 'Verilen Görevi Yerine Getirme' başlığı altında notlamaya tabi tutulan bu bilinci yerleştirmede kim ne kadar başarılı oldu bilemiyoruz ama hem ailelerin hem de eğitim-öğretim kurumlarının bu konuda ne denli özverili oldukları tartışılabilir.

Bizler belirli bir kültür içine doğmuş ve bu kültürle büyüyen insanlarız. Deneyimlerimiz de, bu süreçte edinimlerimize olumlu ve olumsuz katkıda bulunur. Bir diğer deyişle kişilik gelişimimiz kendiliğinden gerçekleşir. Sürekli yeni şeyler öğrenmemiz ve yanlış da olsa yaptıklarımızdan doğru sonuçlar çıkarmamız işte tam da bu yüzdendir. Bu yüzden sorumluluk, kesin sınırlar çizilerek, doğru yanlış saptamaları yapılarak anlatılabilecek bir şey değildir. Kısacası her zaman kazanılabilecek veya kaybedilebilecek bir bilinç kavramıdır.

Üniversitelerimizde yaşanan bu üzücü olaylara da farklı bir açıdan baktığımızda, sorumluluk, sahiplenme, paylaşım v.b. bilinç kavramlarının aslında, bir topluma mensup olmada çok önemli rolleri olduğunu görüyoruz. Bir yere aitlik hissi, insanoğlunun sağlıklı bir sosyal ilişki içine girebilmesi ve bunu yine sağlıklı bir biçimde sürdürebilmesi çok önemlidir. Bir yere aitlik hissi ile varmak istediğim yer; topluma yararlılıktır. İnsanın ait olabileceği en üst birim de toplumun ta kendisidir. Sonrasında aile gelir ve diğer gruplar. Sağlıklı bir birey içinde yaşadığı toplumun gereklerini, yazısız kurallarını çok iyi kavramış ve bunları hayata da geçirmiş bireydir. Tutunduğumuz dalı kesmeyiz, aksine daha da güçlenmesini isteriz. Fakat toplumda bu konuda başarılı olamamış, uyum sağlayamamış, haddinden fazla ileri ya da geri gitmiş bireylerin yaşadığı problemler, toplumsal kargaşaların asıl sebeplerindendir ve kargaşanın giderilmesi konusunda bir çalışma yapılmadığı için sağlıksız birey tutunduğu dala zarar verir.

Üniversite gibi bir kurumda yaşanan problemlerin kaynağındada sorumluluk bilincinden yoksun, topluma ayak uydurma sürecinde problem yaşayan kişilerin olduğunu düşünüyorum. Bir yere ait olamamışlık kendini; başarısızlık, uyumsuzluk, tatminsizlik v.b. dışavurumlarda gösteriyor. Yöneticilerimize düşense, enerjilerini olumsuz yönde kullanan bu bireylerimizin dikkatini verimli olunabilecek bir çok sosyal aktiviteye çekmektir. Bu sebeple kurulan öğrenci toplulukları ve bunun gibi öğrenci etkinlikleri, hem öğrenciler arası ilişkilerde hem de yöneticilerle öğrenciler arası ilişkilerde oldukça önemli bir etkiye sahiptir. Bu tür grupların desteklenmesi, öğrencilere imkan sağlanması ve destek olunması gerekmektedir ki birey olarak bizler sorumluluk, özgüven, yardımlaşma, dayanışma v.b. temel yetileri kazanabilelim.

Bazen olaylara farklı yaklaşmanın, hiçbirimizin tercih etmediği bir yön olsa da, insana çok şey öğrettiği aşikardır. Yöneticilerimizi bu konularda biraz daha hassas olmaya ve bu yönde davranmaya davet ediyorum. Mensubu olduğumuz toplumu yozlaştırmak da elimizde geliştirmek de. Toplumu geliştirmenin tek yolu ise genç beyinleri sağlıklı bir şekilde topluma kazandırmaktır. Toplum da her birimizin tutunduğu yegane daldır. Bindiğimiz dalı kesmeyi hangimiz isteriz ki...

 
Toplam blog
: 9
: 563
Kayıt tarihi
: 18.10.07
 
 

Mersin Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık (Almanca) Bölümü mezunuyum. Profesyonel olarak fotoğrafl..