​ Kıyı Kıyı Samanyolu / 3 / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '18

 
Kategori
Öykü
 

Kıyı Kıyı Samanyolu / 3

Kıyı Kıyı Samanyolu / 3
 

Kız hiçbirşey demiyor devamlı susuyordu. İhtiyar da “Bu kadar yeter“ diye düşünerek suskunluğa büründü. Dağın yamaçlarından yavaş yavaş çekilen güneşi seyrederek çaylarını yudumlamaya devam ettiler.

Bu suskunluk yolda da devam etti. Sabit Amca arabanın emektar teybini açmış “Kulağım sende, gözüm yolda“ kabilinden giderken, kız akşam vaktinin büyüsüne takılmış gibi giderek gölgelenen boz ufuklara dalmıştı. Gerede’nin Ankara yol ayrımından Samsun yönüne döndüklerinde hava çoktan kararmıştı. Yollarda artık far ışıklarının egemenliği başlıyordu. Eskiden gözünü kırpmadan sabaha kadar araba kullanabilen Sabit Amca şimdi çok fazla dayamayacağını biliyordu. Kendini zorlasa bir-iki saat daha gidebilirdi ama delici far ışıklarıyla kan çanağına dönen gözleriyle kaza yapmaktan korkuyordu.

            Kurşunlu’ya geldiklerinde uygun bir dinlenme tesisi bulup kamyoneti park etti. Geceyi burada geçireceklerdi.

            - Acıktıysan bir mangal daha yaparız, dedi kıza arabadan inerken.
            - Buzdolabındaki etler hala bitmedi.

            Kız da gerin gerine aşağı indi.
            - Ne mangalı amca? Daha yeni yedik. Ama demli bir çaya hayır demem.
            - Tamamdır kızım. Çaylar şirketten unutma.

            Sabit Amca bu defa mangalla uğraşmadı. Piknik tüpünü yakarak üzerine çaydanlığı yerleştirdi. Çay demlenince karşı karşıya oturup çaylarını yudumlamaya başladılar. Mevsim yaz olmasına rağmen dışarıda serin bir hava vardı. Tesisler de bu akşam pek ıssızdı. Yan yana park etmiş iki kamyon ve bir otomobilden başka bir şey yoktu. Ancak yeryüzüne inat, gökyüzü bu gece yıldız kaynıyordu. O kadar da yakın duruyorlardı ki insanın elini uzatıp tek tek toplayası geliyordu.

samanyolu gece ile ilgili görsel sonucu
           

            Sabit Amca gökte bir noktayı işaret ederek:
            - Bak şu yıldız kümesini görüyor musun? Samanyolu oradan geçip güneye doğru uzanıyor. Samanyolu..Yani bizim Galaksimiz..

            Bir an susup dikkatle kendisini dinleyen kıza baktı:
            - Çocukluğumda en büyük zevkim yıldızları seyretmekti. Şimdi ziyaretine gittiğim kardeşim var ya, Lokman..Onunla Samanyolu’nu, kutup yıldızını bulma yarışı yapardık. Çoğu zaman da o kazanırdı. Ama şimdi ben kazanacağım. Ağır bir hastalık geçirdi ya. Eskisi kadar keskin değildir gözleri.

            İhtiyarın bu sözlerine birlikte gülüştüler. Bardaklar dolup boşaldı ama yıldızların büyüsü hiç azalmadı. Sabit Amca çocukluğundan gençliğine, askerlik anılarına geçti. Kız okuduğu kitapları anlattı. Gecenin serinliği artınca gökyüzü macerası sona erdi. İhtiyar ceketine sarılıp arkaya giderken:
            - Sen önde yat. Ne olur, ne olmaz. İçerden de kilitle kapıyı.

            Genç kız bir şeyler diyecek oldu ama ihtiyar fırsat vermedi:
            - Arkası daha rahat. Vallahi billahi..Kocaman bir koltuk var. Beni merak etme.

            Sabah uyandığında güneşin ışıkları tenteden içeri sızıyordu. Sabit Amca:
            - Oo, amma da uyumuşum ha..diye gerine gerine ayağa kalktı. Aşağı inip şoför mahalline baktığında kızı göremedi. “Belki tuvalete gitmiştir“ diye düşünerek kahvaltı hazırlığı yapmaya başladı. Çay demlendi, sofra kuruldu ama kız hala görünürlerde yoktu.

             Tesistekilere kızı sorduğunda işçilerden biri:
            - Sabah erkenden bir otobüse binip gitti, deyince ihtiyar adeta donakalmıştı. Sabah erkenden ve hiç veda falan etmeden..Nasıl geldiyse öyle sessiz ve habersiz.. Acaba dünkü sözlerinden ders alıp evine mi dönmüştü? Yoksa başka bir maceraya yelken mi açmıştı? İyice karışan kafasını toparlamaya çalışırken cep telefonu çaldı. Arayan Remziye’ydi. Kızıyla uzun uzun konuştu Sabit Amca. Belki de şimdiye dek hiç konuşmadığı kadar..

            Telefonu kapatıp tek başına kahvaltı masasına otururken:
            - Gene insanın evladı gibisi yok, diye mırıldandı.
            - Hiç olmazsa giderken bir veda eder sana.

            Tesisten kara yoluna çıktığında akşam olmadan Samsun’a varacağını hesaplıyordu. Sabaha dek uyumuş, bütün yorgunluğunu atmıştı. Sık sık mola vermesine rağmen Samsun’un arka kapısı sayılan Havza’ya vardığında henüz öğle üzeriydi. Hafif bir rampa aşağı iniyor ve odun ateşinde demlenmiş çayıyla meşhur bu ilçede uzunca bir süre mola vermeyi düşünüyordu. Nasıl olduysa araba aniden hızlanmaya başladı. Yavaşlatmak için frene yüklendiğinde bana mısın demedi. Araba rampa aşağı hızlanmaya devam ediyordu. Bir an paniğe kapıldıysa da kendini çabuk toparladı. Acaba fren mi patlamıştı? Yola çıkmadan önce fren tertibatını çok iyi kontrol ettirmişti ama bu külüstürün tutar tarafı kalmamıştı ki..

            Rampa yarılanmış ama araç hâlâ yavaşlamamıştı. Bir yandan direksiyona hakim olmaya çalışırken bir yandan da freni devamlı pompalıyordu. Önünde giden bir kamyonla otomobili fırtına gibi solladı geçti. Can havliyle el frenini çekmesine rağmen külüstür adeta jete dönüşmüştü. Durmak nedir bilmiyordu. Sabit Amca “ Bu iş buraya kadar “ diye sayıkladı. Bütün hayatı, evi, çocukları bir film şeridi gibi gözünden gelip geçti. En çok kardeşine gidemeyeceğine üzülecekti. Bu sırada yol nispeten düzleşmiş, her şeye rağmen direksiyona hakim olan Sabit Amca arabayı yavaşlatmayı başarmıştı. Araç sonunda stop ettiğinde ihtiyar adeta tükenmişti. Direksiyonun üzerine kapanmış, zangır zangır titriyordu.

 
Toplam blog
: 343
: 446
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..