- Kategori
- Güncel
Kıymayın çocuklara

“Ailemize bir kişi daha katılıyor” müjdesiyle mutlu olduğumuz anları bir hatırlayın. Nasıl da dört gözle bekliyorduk sağlıklı olarak dünyaya gözlerini açmalarını… Hangi anne hangi baba “bir an önce doğsa da doya doya koklasam”, “küçücük ellerini avuçlarımın arasında hissetsem” diyerek iç geçirip heyecan duymamıştır, Sevgi, sabır ve heyecanla beklememiştir dünyaya gelişlerini.
Bizlere bu duyguları hissettiren çocuklarımız bugünlerde zor günler geçiriyor. Belki tamamen saf duygularla onların geleceklerini kurmaya çalışırken, bir taraftan da hayatlarını çalıyoruz farkında olmadan…
Bu günlerde sevgimizle ısıtıp yuva yaptığımız soğuk taş barınaklar birer stres ortamına dönüşmüş vaziyette. Kimileri sadece SBS veya ÖSS sınavına odaklanmış, çocukların üzerindeki psikolojik baskıyı hesaba katmadan, gerçekleştiremedikleri hayallere, çocuklarının ulaşmaları için uğraş veriyorlar.
Arkasına sığınılan ise “Hep fedakarlık yaptık, dershaneye, kurslara gönderdik, tek istediğimiz iyi bir yer kazansın kendi geleceğini kursun” şeklinde konuşmalar ve serzenişler!
Kulaklarınızla duyamasanız da evlerin pencerelerinden haykırışları hissediyorsunuz… Çocuğumuz doktor olsun, mühendis olsun, hep olsun …
Peki hiç sorduk mu çocuklarımıza?
Bir o sınava bir bu sınava, cumartesi günü şu dershane, pazar günü bu dershane… Rahat bırakmadık/bırakmıyoruz çocuklarımızı. Çocuk olmalarına fırsat vermedik/vermiyoruz. Arkadaşlık kurmalarına, sosyalleşmelerine, kendilerinin farkında olmalarına çocukluklarını yaşamalarına fırsat tanımıyoruz.
İletişimimiz “Çocuğum dersini çalış!”, “Çocuğum dersini yaptın mı?” dan öteye gidemiyor çoğu zaman… Büyürken yanlarında olamadığımız gibi bizlere en ihtiyaç duydukları ergenliğe geçiş dönemlerinde bile onların sorunlarını ıskalıyor, onlarla arkadaşlık kuramıyoruz. Kendimize biçtiğimiz “Önemli adam” rolümüzü yuvalarımızda onlara karşı sergiliyoruz çoğu zaman.
“Biz önemliyiz”, ”çalışıyoruz”, ”yorgunuz”, “zamanımız yok”
Oysa; çocuklarımızdan esirgediğimiz o anlarda televizyona bağlanmıştık bile… Çocuklarımızdan esirgediğimiz zamanları medya seçkinlerinin – az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, bir de dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol gittik sonucuna varan- içi boş tartışmalarına, memleket kurtaran önerilerine(!) ayırdık.
Dinlemiyoruz. Sormuyoruz. Çünkü biz çok yoğunuz. O’nun geleceğini kuruyoruz!!!
Televizyonda gösterilen “Aç çocuklara” televizyon’un arkasındaki boşluktan ekmek atan ve “başka ne yapabilirdim” diyen, Yağmurlu bir havada çakan şimşeğe yüzünü dönüp gülümseyen ve “melekler fotoğrafımı çekiyor” diyen çocuklar, bizim çocuklarımız. Bazen dünyayı çocuklarımızın kalbiyle hissetmek, onların kulaklarıyla duymak, onların gözleriyle görmek gerek. Evraklar, projeler, iş hayatı, yıkanacak çamaşır ya da bulaşık, temizlenecek halı veya koltuk... Büyükler için olmazsa olmazlar bir çocuğun bakışıyla neler ifade ediyor acaba? Hiç düşündük mü?
Sevgili ebeveynler!
Bugün çocuklarınıza bir bakın, o güzel gözlerine, o masumluklarına, içten gülüşlerine… Saflıklarını bir kez daha görün ve değer mi? Diye sorun kendinize…
Bırakın Ayşe hanımların, Ali beylerin çocukları o olmuş bu olmuş! Siz çocuğunuza bakın! O’nu bir kez daha sevgi ile koklayarak kucaklayın o sizin bir parçanız. O dünyaya sizin hayallerinizi gerçekleştirmek için gelmedi. O ALLAH’ın bir lütfû, bir hediyesi olarak size emanet edildi. Beklentinizi değiştirin. Bu günü, bu anı, şimdiyi yaşayın çocuklarınızla… Hayatı ıskalamadan ve onların hayatlarından çalmadan. Sizde yaşayamadığınız içinizde ukde olan çocukluğunuzu yaşayın onlarla… Bırakın ne sonuç alırlarsa alsınlar, masumlar onlar! Sistemin yanlışlarının kurbanı olmasınlar! Yapmayalım, daha şimdiden intihar haberleri başladı…
Yapmayın! Kıymayın masumlara! Onlar çocuk!...
M.Niyazi Şahin/Hasan Öztürk