- Kategori
- Öykü
Kızıl 13
Bulunduğu geniş odanın yine bir o kadar geniş pervazlı camından sokaktaki keşmekeşi seyrediyordu; kadınlı erkekli bir ordu gazeteci başkanı ve yandaşlarını aralarına almış kim bilir hangi saçma sorularla sıkıştırıyorlardı onları… Bezgin(bıkkın, sıkkın) odanın içerisinde turlamaya başladı ancak birkaç adım sonra sıkıldı ve kendini yatağa bıraktı boylu boyunca. seçilmişlerin kaçmasının üzerinden bir buçuk ay geçmişti ve hala bir kol mesafesi yol bile kat edememişlerdi. Tek bir ipucu onlara ulaşabilecek tek bir iz bulabilselerdi... Kapının çalındığını işitti ve yerinde doğrularak içeri gelmesini söyledi. Asilzade Damal suratı bir karış ağır adımlarla girdi içeri ve bulduğu ilk yere oturdu; yaşlı başını ellerinin arasına aldı.
— Bu işi çözmek için başkan bize yalnızca bir ay daha süre tanıyor; artık tek çaremiz sensin gardiyan hatula, kızı bir an evvel bulmalısın dedi adeta yakınarak;- onunla en son yakın temasta bulunan yalnız sensin.
— Kendini ne kadar iyi gizlediğini kabul etmeliyiz; bunun karşısında benim bile elim kolum bağlı kaldı asilzade, yapabileceğim bir şey yok. Yalnız…
— Yalnız nedir dedi bakışlarını ayağa kalkmış oğlana çevirdi.
— Yalnız tahmin ediyorum ki onlar sonunda ortaya çıkacaklardır. sürekli kaçamaz ya da saklanamazlar.
— Böyle bir şeyi neden yapsınlar? silmli bir mücadeleye girerek kızı tehlikeye atmak istemeyecektir.
— Evet, öyle ancak şunu da biliyor ki sizlerle bir savaşa girmeden istediklerini elde etmesi de imkansız....
— Çok eminsin bu düşüncenden, ben olsam bu kadar emin konuşmazdım…
— Eminim çünkü onu çok iyi tanıyorum; mutlaka geri dönecektir dedi tekrar yatağa bıraktı kendini. Yaşlı adam yerinden doğrularak kapıya yöneldi.
— Ne olursa olsun sen onu daha evvel bulmalısın böylece aramızda geçeceğinden bahsettiğin bu savaştan kurtulabiliriz. dedi ve ayrıldı odadan. Adam Haklıydı bu konuda eğer onu daha evvel bulursa aralarındaki gerginliğe hiç gerek kalmadan işi bitirebilirdi. Doğruldu ve acele adımlarla çıktı odadan, dış dünyada onu daha önce defalarca aradığı özel yerlerde tekrar arayacaktı belki bir sızıntı yakalar ve onları bulabilirdi. Bir saat sonra dünyadaki evlerindeydi, burayı defalarca kontrol etmişti ancak hiçbir ipucuna rastlamamıştı; hızlı düşünerek önce ona yardımı olabileceğini düşündüğü bir harita aldı eline, küçük odaya geçip masanın üzerine yaydı ve daha evvel aradığı volkanik bölgeleri işaretledi. Gizlenmesine en uygun olan birkaç yeri belirledi ve onların üzerlerine de çarpı işareti koydu. Marmara’da Uludağ, güneydoğu Anadolu’da karaca dağ, Karadeniz bölgesinde Köroğlu dağları, Akdeniz’de hassa bölgesi Hatay, ege’de kula tepeleri, doğu Anadolu’da Ağrı, Tendürek, Nemrut, Süphan Dağları, iç Anadolu’da Erciyes, Melendiz, Hasan dağ, Karadağ ve Karaca dağ… Sıra ile en sondan başlayarak tek tek bölgeleri araştırmaya başladı yeniden… Gözlerini monitöre sabitledi; dikkat kesilerek önce iç Anadolu’nun dağlarında gezinmeye başladı; önce Erciyes, sonra Melendiz ve diğerleri… İkinci ve üçüncü olarak güneydoğu ve doğu Anadolu’yu ekledi sırasına. Sonra da Marmara ege ve Akdeniz’i… ancak tek bir ize dahi rastlamadı; son olarak da Karadeniz’deki Köroğlu dağlarını izlemeye aldı. Ancak daha önce de günlerce uğraşmasına rağmen bugün de hiçbir iz bulamayınca Önündeki görüntü yığınının bulunduğu ekranı hışımla ittirdi ve masanın üzerinde ne varsa yere fırlattı. “ kahretsin,önünde sonunda sizi bulacağım ve o zaman başınız gerçekten belada” diye bağırdı öfkeyle, hemen dibindeki koltuğa uzandı. Gözlerini kapattı ve dinlenmeye ne kadar ihtiyacı olduğunu gördü. Diğer tarafta Mühin Nekar’da kızı başkan ve yandaşlarından önce bulabilmek için çalışmalarına başlamıştı.
Septist’te işler karmakarışık bir haldeyken o hala eğitimlerine devam ediyor ve daha güçlü olmak için daha sıkı çalışıyordu. eğitimleri eskisinden çok daha hızlı ve zorlayıcı geçiyordu; keşke en başından onunla çalışmaya başlasaydı.
— Hadi ama Elya böyle devam edersen silmlinin karşısında dahi bir halt beceremeyeceksin, çok ağır hareket ediyorsun ve hızlı düşünmüyorsun dedi genç adam, elindeki kılıcı bir acemiden daha kötü kullanıyordu genç kız.
— Biraz dinlenebilir miyiz acaba dedi yere arkası üzerine yıkıldı.
— Şimdi mi; kılıç çalışmalarına başlayalı daha yarım oldu ancak sen şimdiden pes mi ediyorsun; anlaşılan bizim yağız sana yumuşak davranmış, eh ne de olsa kızkardeşisin, kardeşlerine karşı hep aynıdır.
— Benimle dalga mı geçiyorsun dedi ayağa kalktı ve kılıcı oğlanın gözünün önüne uzattı; - bu kılıcı öyle bir sallarım ki kafanı koparırım ancak yerinde sallanmaya devam eder dedi kaşlarını çatarak.
— Tamam, anladım. Şimdi sakin olmaya ve yeniden başlamaya ne dersin?
— abim bana gereğinden yumuşak davranıyordu ama sende çok ukalasın… Tavırların beni sinir ediyor, daha az kendini beğenmiş olabilirsin mesela…
— Demek öyle, beni kibirli buluyorsun?
— Evet, hem de çok kibirli…
— Öyleyse gardını al bakalım, septistli varis; canın biraz yanacak dedi ve hiç beklemeden atağa geçti. Genç kız ani olduğu için ilk saldırıyı savuşturamadı ve sert bir şekilde yere yıkıldı; ikinci darbeyi güç bela geçiştirdikten sonra yerden kalktı ve bir üçüncüsünde artık kılıçlar çarpışmıştı…
— Sorunun ne senin, beni yaralayabilirdin dedi tüm gücüyle kılıcını bastırmasına rağmen sanki yeterli değildi.
— Asıl senin derdin nedir; böyle davranarak hiçbir yere varamazsın. Çalışmalardan kaçabilmek için bahaneler yaratıp duruyorsun sürekli ve bugün de bahanen ben mi oldum, varis…
— Şey, ben… haklısın, özürdilerim seni kırdıysam dedi; gözlerinde anlayamadığı kaba bir öfke vardı oğlanın, ani bir atakla geri ittirdi onu ve hızlı davranarak tekrar saldırdı ve yere devirdi. Bir dizini kılıç tuttuğu eline dayadı ve elindeki kılıcı alıp fırlattı. Bir elini göğsüne koydu ve hafiften bastırıp üzerine eğildi; gözlerini oğlanın göğsündeki ellerine sabitledi. Yorga genç kız başını eğdiği için sinirli mi yoksa sakin mi anlayamıyordu üstelik göğsündeki elini de her an daha güçlü bastırıyordu ancak onu öfkelendirmekten çekindiği için sesini çıkartamıyordu, dişlerini sıktı ve dayanmaya çalıştı.
— Seni kırdıysam üzgünüm dedi zor duyulur bir fısıltıyla; ağlıyor muydu? Sesi bir tuhaf ve kesik çıkıyordu.
— Elya; sen ağlıyor musun diye sordu ancak cevap alamadı, üzerinden kalkmıştı; fırlattığı kılıcı alarak yaklaştı ve belindeki kınına geri koydu. Bütün bu süre boyunca başını bir an olsun kaldırmadığı için yüzünü görememişti.
— Bunun için de üzgünüm dedi kılıcı düzeltirken. Kolundan yakaladı onu ve başını yerden kaldırdı.
— Sorun ne varis, anlamıyorum… Cevap alamayınca onu kendine çevirdi ve kollarından sıkıca kavradı; - Elya sorun nedir diye sordu tekrar.
— Bilmiyorum, neden böyle oluyor anlamıyorum dedi bağırmaya başladı; - sanki içimde bir şey bana önümde ne engel varsa, bana ne engel oluyorsa kim olduğunu bile umursamamı istemeden öldür diyor, dayanamıyorum buna, sürekli kafamın içinde dönüp duruyor!
— Bütün sorun bu mu yani; asla dinlemeyeceğin bir ses yüzünden mi bu kadar gözyaşı döküyorsun dedi onu kendine çekti ve başını göğsüne bastırdı; - söyle haydi ne duyuyorsun, ne hissediyorsun?
— Şey, kalbinin sesini duyuyorum çok uzak ama çok güçlü atıyor…
— Evet, öyle ve bu yaşıyorum demek, sen yaşayan ve yaşama hakkı olan bir insanı öldürecek kadar zalim biri olabilir misin, söyle bana varis; düşmanın bile olsa bir insana zarar verebilir misin?
— Hayır, asla…
— Öyleyse neden korkuyorsun, korkman için bir sebep göremiyorum.
— Bilmiyorum, yorga; sen bana saldırdığında içimde öyle bir öfke peyda oldu ki kendime engel olmasaydım belki de…
— Ama yapmadın, kendine engel oldun, bu da beni umursadığın anlamına gelir ve demektir ki umursadığın insanlara zarar vermeyeceksin.
— Bu yine de korkmamama engel değil…
— Korkmana sebepte değil dedi onu göğsünden hafifçe geri çekti ve çenesinden tutup kaldırdı yerden başını; - değil mi?
— Evet dedi gülümseyerek; - biliyor musun iyi bir öğretmen olduğun kadar çok da iyi teselli ediyor, rahatlatıyorsun insanı, ne tatlı dillisin maşallah…
— Eh, madem öyle, varis hanım; dersimize kaldığımız yerden devam edebiliriz artık dedi ve hafifçe ittirdi genç kızı, kılıcını kınından çıkardı ve ileri doğru uzattı;- yeniden gardını al bakalım, hanımefendi…
— Bu defa senin için kolay lokma olmayacağım...