​ Kızıl 14 / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '11

 
Kategori
Öykü
 

Kızıl 14

Çalışmayı bitirdiklerinde güneş çoktan batmıştı ve hava serinliyordu, güneyden hafif bir rüzgâr esmeye başlamıştı; atlarına atladılar ve mağaraya doğru dörtnala yola koyuldular. Oraya vardıklarında Konsta’yı bir kayanın üzerinde telaşlı oturur halde buldular, Yorga atları aldı ve içeri götürdü. Genç kız da şimdi ayakta olan oğlana bakıyordu.

- Bugün nedense çok acıkmışım, ağabeyim nerede konsta... ve sen neden telaşlısın? 

- çok geciktiniz...

- Evet, kılıcım berbattı biraz uzatmak zorunda kaldık… İçeri girdiler ancak onda bugün bir gariplik vardı, Yorga ağır adımlarla yanlarına geldi. Genç kıza bir bakış attı; o da bilmiyorum der gibi ona bakıyordu… 

- Şaşkın ördekler gibi birbirinize bakmayı kesin artık; yağız kayıp...  sizin ardınızdan çıkmıştı o da ama henüz geri dönmedi.

- bunun için mi yani tüm bu gerginlik... sen onu merak etme,geri döner o... işi uzamıştır en fazla... yemekte ne var sen asıl onu söyle bana...

- böyle olduğundan ne kadar eminsin...

- o benim ağabeyim konsta elbette eminim...

- konsta lütfen kardeşim abartıyorsun... bu durumu bu kadar büyütmemelisin... elya haklı... telaşla araya girmişti...

- haklısınız,kusuruma bakmayın lütfen... sözüne inanıyorum... yemeğe geçelim isterseniz... sebzeli çorbamız ve fasulyemiz var... soğumasın.

- ah,işte tam duymak istediğim şeydi bu... dedi heyecanla birkaç taşın üst üste konulmasından oluşan yemek masasına geçmişti...

-konsta sen de bir farklılık var bugün, çok sinirli ve gerginsin... abimin gecikmesi ile ilgili değil gibi...

- önemli birşey yok,sadece yorgunum biraz....

- biz geciktik diye mi yoksa bu tuhaflığın dedi gülümserken, bir yandan yemeğini kaşıklıyordu.

- yok, hayır... gerçekten yorgun hissediyorum. sanırım hasta olacağım. size afiyet olsun, ben biraz dinleneceğim...

- peki... iyi dinlenmeler...

 

- Konsta uyuyor musun dedi tahta yatağın yanına yaklaşarak… kendisini huzursuz hissetmişti, buraya geldiklerinden beri sürekli eğitimdeydiler. onunla neredeyse hiç ilgilenmemişlerdi. bu da vicdan azabına neden oluyordu. Hafifçe dürttü ancak bir tepki alamadı, üzerinden eğilip gözlerine baktı. Belli ki derin bir şekilde uyuyordu, tekrar dokunmadı ve uzaklaştı yanından. Tekrar Yorganın yanına döndü,masaya oturdu, dirseklerini taşın üzerine koydu ve çenesini ellerine dayadı.

- Biliyor musun, sorunu ne anlamıyorum aslında! acaba bize darılmış olması mümkün mü, biraz duygusal biri o... elbette firarda olmamız ona ağır gelmiş de olabilir... nitekim Soğuk ve izbe bir mağarada ölümümüzden kaçmakla meşgulüz ancak bu o kadar da kötü değil, değil mi dedi oğlana bakarak.

- Hayır değil, varis diye yanıtladı onu ve gülümsedi.

- Sonuçta tüm bu yaşadıklarımız benim için de çok yeni şeyler... ama mecbur bırakıldık... ben de üzgünüm ama elimden hiçbirşey gelmiyor ne yazık ki...

- belki de dediği gibi sadece yorgundur varis, çok irdelemeyelim bence...

-öyle diyorsan... yine de vicdan azabı duyuyorum yorga elimde değil.

- kendini üzmene hiç gerek yok.. konstayı iyi tanırım. böyle şeylere takılmaz pek...

- Madem öyle, ben bu işten hiçbir şey anlamıyorum, Yorga.

- Merak etme bir gün her şey istediğin gibi olacaktır dedi kızın masanın üzerine koyduğu elini tutarak.

- Umutla o günleri bekliyorum dedi başını masaya yasladı;- huzurla geçireceğim o güzel günlerin bir an evvel gelmesini istiyorum… 

- Eminim, çok çabuk gelecektir…

- Yorga dedi başını taştan kaldırdı ve yüzüne baktı.

- Evet, varis…

- Düşünüyordum da burada en fazla bir hafta daha kalmalı ve sonrasında Başkente geri dönmeliyiz.

- Neden böyle düşünüyorsun, anlamadım.

- Bence bu kaçışı uzatmanın âlemi yok; bir an evvel olmalı ve bitmeli. Böylece bizde huzura ereriz, fena mı?

- Henüz çok erken, Elya. üstelik bu silmlinin verebileceği bir karar... ve henüz hazır değilsin karşılaşmaya onlarla...

- ağabeyim yanımda olduğu sürece herhangi bir sıkıntı yaşayacağımızı sanmıyorum. 

- elya bu mesele yalnızca ağabeyin ile ilgili değil. ikinizle de ilgili... sizi yakaladıklarında ne olacağını düşünüyorsun bilmiyorum ama sana bir ipuc u vermem gerekirse; yağız ile ilişkiniz abi-kardeş boyutunda olmayacaktır. üstelik yağızın bir yandan onlara karşı mücadele ederken diğer yandan seni koruması oldukça güçleşecektir. güçlerini ikiye bölmek zorunda kalınca o mücadelenin sonu da kesinlikle ağır bir yenilgi ile sonuçlanacaktır... bu yüzden henüz bunun için çok erken ve bırak bu kararı yağız versin,elya...

- Bunu düşünmemiştim, haklısın... sanırım duygusal düşünüyorum biraz... peki sana özel bir soru sorabilir miyim?

- dinliyorum...

- ağabeyimle nasıl tanıştınız?

- ağabeyinle oldukça eski arkadaşlarız aslında, o zamanlar yönetimde yağızın ailesi vardı... babası baş omaydı. ağabeyini iyi tanırım...

- peki bir mücadelede onun karşısında durabilme ihtimalim nedir? merak ediyorum, gücünün sınırlarını...

- En son savaşta aynı cephede omuz omuza savaşmıştık onunla, inan ki şu an ki ham becerilerinle onu kesinlikle alt edemezsin…

- Aynı cephede savaştıysanız bu demektir ki sen…

- Yok, yok ben bir Omay değilim, yalnızca bir zamanlar sizin tarafınızdaydım o kadar…

 

- Bana ondan biraz bahsetmeni isteyebilir miyim senden dedi meraklı, onun bir varis olarak karakterini bilmiyordu en azından olumlu bir şekilde…

- Neden olmasın, istiyorsan elbette…

- İstiyorum, onu biraz da kaba kişiliğinin dışında tanımak isterim hatta her türlü özelliğini bilirsem onu yenebilirim bile değil mi? dedi göz kırparak gülümsedi...

- Başarabileceğini düşünüyorsan ne ala…

- Neden öyle söyledin ki şimdi?

- Bak Silmli ile ilgili ilk kural zayıflıklarının kendisine karşı kullanılmasına hiçbir koşulda müsaade etmez. Ve tehdide kesinlikle pabuç bırakmaz, çok sert ve güçlü bir yapısı vardır, iradesi de güçlüdür. Öyle her şeye kolay yoldan aldanacak birisi değildir…

- Onu bir ağabey olarak zaten yeterince tanıyorum, sen bana onun Silmli yönünden bahset?

- Öyleyse bir ağabey olarak da bir varis olarak da aynı karaktere sahipmiş ancak bilmediğin şeyler de söyleyebilirim sana dedi göz kırparak.

- Öyleyse duyalım bakalım, bay ukala… 

- Dediğim gibi kılıçta çok iyidir, mükemmel derecede dövüş sanatları ve savaş sanatları bilir. güçlerinin çeşitliliği bakımından çok özeldir silmli; e babası vefat etmeden önce ona miras kalan tüm bilgiyi silmliye aktarmış, ancak pek belli etmez.  bu sana söylediğimi hiçkimse bilmez sen de ağzını  sıkı tutmalısın. septistte kimse son omayın bunu yaptığını bilmez, yağız ı sıradan bir omaydan farklı görmezler. ancak son seçilmişe arka plandan çoğu kez yardımcı olmuştur. hatta bilinen şudur ki mühin nekar ın o adada yakalanıp hapsedilmesini sağlayanın oğuz omay olduğudur... fakat aslında o kişi yağızdır, babası onu korumak için geri planda kalmasını sağladı ölümüne kadar... sonrasında da yağız kendini gizlemeyi tercih etti.

- bu kadar güçlüyse neden gizlenme gereği duyuyor ki... isterse hepsini yenebilir.

- öyle zannettiğin gibi basit meseleler değil elya bunlar, bu insanlar üst düzey yönetici siyaset ve diplomasi ile uğraşıyorlar. oldukça güçlüler ve yardım alabilecekleri dostları çoktur. düşman içerisinde bile dostları var bu insanların... bu nedenle birşey yapmadan evvel iyi düşünmeli ve  detaylarıyla her türlü olasılığı gözönünde bulundurarak plan yapmalı... yani sabırlı olmalı, yapılacak hamleleri tam zamanında yapmalı... bir savaşta strateji çok önemlidir ve bu da bir savaş öyle değil mi?

- haklısın, çok mantıklı konuşuyorsun....

- Konsta’nın duymaması gereken şeyler anlatacağım sana, o benim bu yönümü kesinlikle bilmiyor dedi aralarında devam eden uzun sessizliğin ardından...

- Öyle mi? dinliyorum o halde... çok meraklanmıştı.

- ailenle ilgili bu... sözümü kesmeden dinlemelisin beni..

- tabii ki...

- sizi dünyaya kaçırmadan önce, aileni kaçırmak için plan yaparken ve sonrasında da yağızın yanındaydım ve inan ki günlerce düşünmemize rağmen başka hiçbir çıkış yolu bulamamıştık, onları kaçırıp dış dünyaya çıkaracak ve orada kendini onların oğlu gibi gösterecekti.

- Ve bu arada senin görevin…

- Benim görevimse, kaçıştan sonra ona ortalık sakinleşene dek izinin bulunmamasında yardımcı olmaktı, ben yalnızca onları kaçıranın izlerini kapatmakla uğraştım. Bu sayede daha rahat bir şekilde saklanabilirdi.

- Peki, bunu bana neden anlatıyorsun ki pek anlayamadım?

- açıkçası elya yağız bunu yapmakla büyük hata etti siz kalan son omaylarsınız, ve şimdi siz iki kardeş gibisiniz... sizden sonra omay kültü tamamen yok olacak, zamanla unutulacak... ailen de uyarmıştı yağızı bu konuda ancak o hep burnunun dikine giderdi. bunu yapmakla bir düşüncesi olduğunu düşünüyorum çünkü tüm geleceğini yok etti... elinin tersiyle itti... açıkcası seni korumak için farklı bir kimlik de kullanabilirdi çünkü bu plan da bazı boşluklar vardı... mesela en önemlisi eicine ve cerine seni dünyada iken kcaklarına almışlardı. bundan öncesine ait cerine in doğum durumu olduğu bilinmiyordu. üstelik çocuk onbeş yaşındaydı... o ikisinin hayatta kalan hiçbir akrabası da bulnmuyordu. ancak tüm şüphelere rağmen iyi toparlamıştı yağız, seni koruması için yanlarında bulunan güvenilir bir dosttu sadece. sonradan onu evlat edinmişlerdi... tabi bunlar ailenin kasıtlı olarak kendilerini ifşa etmelerinden sonra öğrenildi... bu bilgileri yalnızca en üst düzey asiller biliyor... başkan ve yandaşlarından birkaçı... 

- anlıyorum... peki konstanın bu olayların içindeki yeri nedir tam olarak?

- konsta acemiliği ve yaşının verdiği saflığa istinaden seni koruması için görevlendirilmiş bir asker sadece... çoğu şeyi yüzeysel olarak biliyor, eğitiminin gereği olarak da fazla soru sormuyor... 

- öyleyse sen de ağabeyimin asiller içerisindeki  casususun, konsta ya da bu nedenle yaklaştın. onunla arkadaş olup güvenini kazandın; öyle mi?

- Hayır, elbette bunun için değil, onunla tanışmamız kaderdi yalnızca. Benim için Silmliden hiçbir farkı yok…

- anlıyorum... sana özel bir soru daha soracağım, herhangi bir durumda konstaya mı yoksa yağıza mı bağlılık gösterirsin. konstanın bir asker olduğunu söylüyorsun, onların emirlerine uymak zorunda bırakılacak. ve zannediyorum ki ukmas damalın yetenekleri arasında zihin kontrolü de v ardır muhakkak.. yani her şekilde onlar konstayı rahatlıkla kontrol e kadar çok yardım edebilirler...

-böyle bir durumda elya mantığımın sesi ile hareket edeceğimden emin olabilirsin...

-çok resmi konuşuyorsun, sana güvenmemiz için bize bir sebep vermelisin, yorga... açıkcası bu mücadelede ne kadar çok yardım alabilirsek o kadar iyi... abim ile bir geçmişiniz var, onu çok iyi tanıyor ve birçok şeyi de biliyorsun.

- yağıza elimden gelen tüm yardımı yapmaya hazırım,septistli... ama bunu ona sakın söyleme...

-kesinlikle söylemeyeceğimden emin olabilirsin.

- Artık geri dönelim mi melike hazretleri, üşümeye başlamışsın dedi konuşmanın bir esnasında mağaradan uzaklaşmanın iyi olacağını düşünmüştü konstanın uyanıp onları duymasını istememişti.

- evet... bu kadar uzaklaştığımızı farketmemiştim dedi gülümserken, bir yandan da kollarını sıvazlıyordu. üşüdüğünü bile henüz anlamıştı...

-biraz daha hızlanmak istersen koluma girebilirsin çünkü titriyorsun... üşütüp hasta olacaksın...

- çok teşekkür ederim ama böyle çok iyiyim...

 

 

 

- Ben de böyle biriyim işte, ne yapabilirim dedi kollarını göğsünde kavuşturdu, sırtını ağaca yasladı ve küskün bir çocuk misali dudak bükerek; - senin için de sorun oluyorsa bir daha dikkatli olurum...

- Saçmalıyorsun, Elya dedi müthiş bir kahkaha eşliğinde…

- Gülmeyi keser misin, ben oldukça ciddiyim. 

- Farkında değilsin ama biraz dikkatsiz davrandın. o tepeyi koşarak çıkman gereksizdi... tıpkı bir çocuk gibisin.

- şimdi bunu tartışmanın sırası mı yorga? bileğim gerçekten çok ağrıyor.

- izninizle o halde seçilmiş dedi canını yakmamaya özen göstererek kucağına aldı onu;- bunu yağıza açıklamak da zorlanacağım, akşamın bu vaktinde neden dışarıda olduğumuzu merak edecektir.

- bu kadar telaşlanma yüzbaşı ona açıklamayı ben yaparım dedi kaşlarını çatarak...

- nasıl istiyorsan seçilmiş...

- sen gerçekten inanılmaz birisin yorga... ancak yorum yapmayacağım çünkü beni mağaraya götürmen için sana ihtiyacım var ne yazık ki... gülümsemişti sadece yorga...

 

 

küt küt küt küt; o kadar hızlı atıyordu ki kalbi bunun yürümekten mi yoksa düşündüğü bir şeyden mi kaynaklandığını anlayamadı, ne kadar da güçlüydü... üstelik ilk kez abisinden başka bir erkeğin kalp atışlarını duyuyordu... utanarak başını kaldırdı aklını başka birşey ile meşgul etmeye çalışıyordu.

- bir sorun mu var varis...

- Ne konuda,anlayamadım diye sordu telaşla... kalp atışlarını dinlediğini anlamasından korkuyordu...

- rengin soldu birden iyi misin? ağrın mı arttı?

- yok hayır iyiyim ben, ne kadar yolumuz kaldı biraz hızlanabilir misin rica etsem...

-elbette dedi adımlarını hızlandırarak... az sonra geri dönmüşlerdi, onu ateş yaktıkları el yordamıyla kayalardan yaptıkları şömünenin önüne oturtarak ateşin üzerine ısınması için su koymuştu.

- Varis, iyi görünmüyorsun... eğer ağrın arttıysa şimdi söylersen iyice kötüleşmeden seni kasabaya götürelim...

- cidden birşeyim yok iyiyim ben... biraz dinlenince geçecektir... acaba abim nerede kaldı merak etmeye başladım. konuyu değiştirmeye uğraşıyordu, tedirgindi anlayacağından...

- telaşlanmana gerek yok dediğin gibi işi uzamıştır... onun bazen bir kaç ay bile ortadan kaybolduğunu bilirim. elbette bu defa bu kadar uzun sürmeyecektir merak etme....

- tamam dedi bakışlarını gürül gürül yanan ateşe çevirmişti.

- varis sen gerçekten henüz çok toy bir çocuksun biliyor musun...

- anlayamadım ne dedi tekrar dikkati ondaydı;- bunu neden söyledin ki şimdi?

- konuşmaktan çekindiğin birşey mi var varis, konuyu biraz tuhaf bir biçimde değiştirmeye çalışıyorsun da...

- aslında yorga başımı göğsüne yasladığımda kalp atışlarını duymuştum dedi  bir solukta...

- öyle mi? bu gayet normal değil mi varis? benim de bu vucüdun hayatsal ihtiyaçlarını tedarik etmesi gereken bir kalbe ihtiyacım var...

- tabii ki öyle de, bu ilk kez yaşadığım birşey dedi yüzü adeta domates gibiydi. kıpkırmızı olmuştu utancından...

- bakalım su ısınmış mı, sıcak su bileğine iyi gelecektir dedi ayaklanarak ateşe yönelmişti onu daha fazla sıkıştırmak istemiyordu.

- hı-hı tamam...

 

 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 38
: 43
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Çalışırken denk gelmiştim milliyet blog sayfasına... Burada yazılanlar beni çok cezbetti ve ben d..