- Kategori
- Öykü
Meçhul'e yol arkadaşım (3)

Hiçbir şey göründüğü kadar değildir
En sonun da cevap veriyorum düşünmek yerine
- Öyle değil mi?
- Kalbinin derinliklerini de görüyorum desem…
- Düşündüklerimle hissettiklerim paralel değil mi zaten?
- Sence? Diyor adam
Düşünüyorum, hissettiklerimle düşündüklerim paralel değil mi gerçekten.
Adam;
- Her zaman bilmek ve inanmak aynı şey değildir demez miydin sen? Diyor.
Evet, her zaman söylediğim bir söz, ama hayatıma uygulama konusunda sınıfta kalmışım demek ki, diye geçiyor aklımdan. Adam aniden duruyor, tabi beraberinde ben de duruyorum. Ne kadar zamandır beraber yürüdüğümüzün farkında değilim; hem yüzyıllar kadar uzun, hem de bir an kadar kısa… Zaman mefhumunu yitirmiş gibi hissediyorum kendimi. Birden eve gelmiş olmamız gerektiğini düşünüyorum. Telaşla etrafıma bakıyorum, apartmanlardan sızan cılız mum ışıklarını fark ediyorum.
- Korkma geldik, diyor adam
Öz önce yabancı bir yere bakarmış gibi baktığım çevreme tekrar bakıyorum ve evimin çaprazında durduğumuzu fark ediyorum. Apartmanın her katında cılız da olsa bir ışık var benim dairem hariç. Evimin önünde olmak bile bana güven veriyor.
Birden bu adamdan öğrenebileceğim çok şey olduğunu düşünüyorum. Ama önce, dönüp yüzüne bakmak lazım. Baştan beri zifiri karanlık yüzünden hiçbir şey görememiştim, ama şimdi her şeyin silueti az çok belirginleşmiş ve diğer bir sebepte, artık evime sadece birkaç adım ilerdeyim, yani güvende sayılırım. Düşüncelerimden haberdar olduğunu bir an unutup, gözlerine bakmalıyım diye geçiyor içimden. Gözlerinde samimiyet mi var, riya mı? Bilgelik mi var, bilginin kibri mi? Ama önce cesaretimi toplamam lazım. Koşulsuz, ön yargısız bakmalıyım gözlerine; Ne varsa onu görmeliyim. Gözlerimi birkaç saniye kapatıyorum cesaretimi toplamak için. Bilmiyorum deneyeniniz var mıdır? İnsan hemcinsi dahi olsa başka birinin gözlerine çok uzun süre bakamaz. Çok eskilerden bu konuda iddialıydım; yani, gözlerini ilk kaçıran ben olmazdım. Ama tasavvufa ilgi duymaya başlayıp, bu alanda gelişmek için uğraşmaya başladıktan sonra, pek az insanın gözüne direkt bakabildiğimi fark ettim. Bu kişilerde, iş yerinde beraber çalıştığım, birkaç bayan ve yan masamda, tasavvufa az çok ilgisi olan bir bey. Samimiyetsizlikten olduğunu sanmıyorum ama neden olduğunu da bilmiyorum. Yani, sözün özü; birinin gözlerine bakmak benim için bir hayli zor. Gözlerim hala kapalı ve aniden ıslak hışırtılı bir şey dokunuyor elime, ürküp gözlerimi açıyorum ve şemsiyemi elime tutuşturmaya çalıştığını anlıyorum. Tam zamanı teşekkür ederken gözlerine bakabilirim.
Birkaç adım ilerdeki nesnelerin bile silueti belirmişken, tam yanımda duran bu adamın yüzüne bakıyorum...
O da ne!