- Kategori
- Öykü
Kızıl 15
Mühin Nekar oturduğu yüksek tırabzanlı koltuğunda yüzünde uğursuz bir gülümsemeyle genç hizmetkârının anlattıklarını dinliyordu. Delikanlı konuştukça uğursuz gülümsemesi çirkin yüzüne yayılıyor boğazından hayvansı hırıltılar çıkıyordu.
- Aferin sana Rizar çok iyi iş çıkarıyorsun, hiç bir şey anlamadıklarından emin misin?
- Eminim efendim, kesinlikle hiçbir şey bilmiyorlar.
- İyi, çok iyi... Böyle giderse çok yakında ağıma düşeceksin, varis ve bu defa kurtuluşun olmayacak dedi iğrenç bir kahkahayla.
- Efendim ancak kimliğim ifşa olursa ne yapmamı istersiniz, uzun zamandır aralarındayım ama anlaşılırsa iyi olmayacaktır…
- Sen orasını hiç merak etme, Rizar. Genç çocuk benim elimde ve soğuk zindanlarımda olduğu sürece hiç kimse bir şey anlamayacaktır. Sen onun kılığında bilgi toplamaya devam et ve gerisini bana bırak…
- Peki efendim…
- Hadi şimdi geri dön ve bana daha fazlasını getir…
- Ve şimdi sıra geldi değerli esirimizi bir ziyaret etmeye, bakalım zavallıcık Mizal ile neler yapıyormuş dedi ellerini sıvazlayarak ve adımlarını hızlandırdı. Az sonra genç esirinin bulunduğu zindanlardaydı, Mizal başında ancak sadece dikiliyordu; yaklaştı.
- Ne âlemde dedi sert bir ifadeyle.
- Sanırım uyuyor, efendim. Bugün sesi hiç çıkmadı…
- Demek bu yüzden sesin çıkmıyordu. Aç şu kapıyı da bir de ben kontrol edeyim…
- Derhal, efendim… Kapıyı açtı ve Nekar dikkatli adımlarla içeri girdi, duvara kollarından ve ayaklarından zincirli olan gencin önüne dek yaklaştı ve yere düşmüş başını kaldırdı.
- Hadi uyan seni küçük pislik dedi ve suratına sert bir tokat attı. Konsta o acı ile kendine geldi ancak takati olmadığı için başını yerden kaldıramıyordu. Zor duyulur bir fısıltıyla “ ne istiyorsun yine benden beni rahat bırak lanet herif” demesine rağmen adam bunu duymuştu. Bir kez daha ancak daha güçlü vurdu. Başı bu sefer omzuna düştü ve dudağını ısırdığından ağzından kan akıyordu.
- Daha uysal olmayı öğrenmelisin yoksa canın daha çok yanar genç adam…
- Benden ne istiyorsun, beni serbest bırak yoksa asiller bu işi fark ettiğinde başına neler gelecek sen bile tahmin edemezsin dedi…
- Umurumda olan bu mu sanıyorsun benim tek derdim varisi ele geçirmektir.
- Öyleyse bilmelisin ki bu tahmin ettiğinden daha zor olacak senin için, üzerinde yaptığın saçma sapan planlarında bir işe yarayacağını sanmıyorum…
- Bunu göreceğiz, genç albay dedi ve girdiği gibi geri çıktı ve kapıyı da tekrar kilitlettirdikten sonra;
- Bu çocuğa dikkat et, aklında bir şeyler var, kaçarsa cezasını sen çekersin dedi cellâda ve adımlarını merdivenlere yöneltti.
Bu esnada yağız tüm bu olanları kalın bir sütunun arkasından izliyordu, Nekar oradan uzaklaştıktan sonra hızla diğer sütunun ardına geçti, ta ki cellâda iyice yaklaşana dek, sonrada fırladı ve cellâdı bir hamlede yere devirdi. Anahtarları pantolonunun askısından çekip aldı ve kapıyı açıp içeri girdi. Nihayet geldiğini gören genç albay…
— Sonunda gelebildin dedi;- kaç haftadır bu zindanda kalmak zorunda olduğumu biliyor musun? Ve bu adamın tahammül edemediğim sözlerine katlanmam gerekti, az daha erken gelebilirdin…
— Biliyorum ancak beni de bu kadar zeki zannetme, dostum. İşi çözmek zamanımı aldı dedi ve oğlanın ellerini ve ayaklarını çözdükten sonra onu sırtına aldı ve geldiği gizli geçide yöneldi. Nekar gelişini anlamadığı gibi gidişini de anlamadığı için şanslıydı, sırtındaki çocuğun ağırlığına rağmen adımlarını hızlandırmaya çalıştı. Ve nihayet limanda onları bekleyen tekneye atlayarak derhal adadan uzaklaştılar. Şehir merkezine vardıklarında oradan da bir araca atlayıp dış dünyaya geçeceklerdi ancak şehre vardığında genç Albay ağırlaşmaya başlamıştı, öksürüyor ve omzundan aşağı ağzından dökülen kanlar damlıyordu. Şehir merkezine varmayı beklemeden yoldan bir araç çevirdi ve septistten dışarı çıktılar. Yaklaşık olarak iki üç saat sonra dış dünyadaki küçük evindeydiler, çocuğu kendi odasındaki geniş yatağa yatırdı ve bir bardak su içirdi.
— Üzgünüm, dostum ama seni tedavi etsinler diye bir hastaneye götüremem, dayanmak zorundasın dedi…
— Merak etme, yalnızca üşüttüm, bir iki güne bir şeyim kalmaz dedi öksürüklerinin arasından.
— Seni zorlayacağını biliyorum ancak gizlendiğimiz yere dek dayanabilecek gücün var mı? onları rizar ile daha fazla yalnız bırakamam. o herif tam bir psikopattır.
— Zaten Nekar’ın bu kaçışımızı nasıl anladığını da bilmiyorum dedi kısık bir ses tonuyla; - ancak kesinlikle dayanabilirim.
— tamam Dedi sabırsız; onu sırtına yüklendikten sonra teleportasyon ile direkt kendini mağaradaki odasına aktarmıştı.
— abi nerelerdeydin, seni çok merak ettik...
— Bunun için zamanımız yok Elya,konsta nerede?
— kasabaya inmişti, alışveriş yapacaktı.problem nedir?
— Elya, sana zamanımız yok dedim yorga sen benimle gel dostum elya sen burada kal ve konsta ile ilgilen.benim odamda ve durumu pek iyi değil.
- konsta mı? yağız neler oluyor burada?
- şu an konuşamam bir an önce kasabaya inip rizarı bulmalıyız onu orada yakalarsak çok şanslıyız.
- rizar mı? Dedi yorga şaşkınlıkla;- bize epey bir açıklama borçlu olacaksın yağız.
- daha sonra konuşuruz haydi gidelim artık dedi tekrar güçlerine başvurmuştu.
Yorga ve yağız Konsta ile ilgileniyorken, Elya kendini uzun bir aradan sonra tekrar evinin alıştığı rahatlığında sıcak bir duşa bırakmıştı. Geride bıraktığı günlerde ve yakın zaman içerisinde hızlı ancak bir ömürmüş gibi gelişen olayları ve değişen değerleri düşünüyordu, her şey aptal bir rüya ile başlayıp ölümün eşiğine dayanan hayatlar ile son bulan bir hal almıştı bugün… Ne kadar çaresiz ve aciz bir durumdaydılar hayatlarına dışarıdan bakıldığında, içeriden de tıpkı dışarıdan göründüğü kadar berbat olmasaydı dayanması ve sabretmesi daha kolay olabilirdi ama değildi işte. Suyu kapattı ve askıdan bornozunu alıp sarınarak odasına geçti. Yine dalgındı; eskisinden daha yoğundu düşünceleri ve zihnini bedenini mesken tutmuş bir hastalık gibi tüketiyordu. Hafif bir el hareketiyle ve belki de başka bir zaman da olsa ağzına almayacağı bir küfürle savdı düşüncelerini başından… Daha fazla oyalanmadan giyindi ve diğerlerinin yanına geçmeden evvel aralık bırakılmış kapıdan Konsta’ya bir göz attı, bir süre düşünmeden, hiçbir şey hissetmeden öylece izledi oğlanı, sonra da küçük odaya ağabeyiyle Yorga’nın yanına geçti. Küçük koltuklardan birine oturup başını da arkaya attı…
— Pekâlâ, bundan sonra ne yapacağımızı bilen var mı diye sordu fısıldar gibi.
— Senin bir önerin varsa söyle çünkü benim hiçbir fikrim yok dedi yağız ve ekledi kendinden utanır gibi; - ne yazık ki… Genç kız ağabeyine baktı.
— Anlıyorum. Peki ya sen Yorga, senin de mi bir fikrin yok?
— Hayır…
— Benim de olmadığına göre oturup olacakları göreceğiz demek ki…
— Bu söylediğin de ciddi olmadığını varsayıyorum, özellikle de konu sen olunca…
— Öyle mi bir bildiğin varsa abicim durma söyle çünkü oldukça çaresiz bir durumdayız.
— Anlıyorum, kafam o kadar dağınık ki bir süre düşünmek istemiyorum. Nekarın aramıza casus sokabilecek kadar üstelik o delikteyken buna cesaret edebileceğini hiç düşünmemiştim.
— Her neyse, siz konuşmaya devam edin ben konstayı kontrol edeceğim, izninizle…
Genç adam hala uyuyordu, arada acılarından sebep inliyor ve yatağın içinde kıvranır gibi dönüp duruyordu. Yatağa yanı başına çöktü, elini terden sırılsıklam olmuş saçlarının arasına daldırdı ve hafifçe okşadı. Bir süre öylece durduktan sonra elinin içini alnına bastırdı; ardından yavaşça yanağına kaydı eli.
— çok fazla ateşi var, onu hastaneye götürmeliydik dedi kendi kendine…
— Üzülme diyebildi ancak zor duyulur bir fısıltıyla. Genç kız şaşkın yüzündeki eli yakaladı.
— Sen bunca zamandır uyanık mıydın?
— Uykum hafiftir, varis.
— Lütfen, zorlama kendini, ateşler içinde yanıyorsun zaten.
— Beni dert etme, varis. Göründüğümden dayanıklıyımdır; neden üzgünsün merak ediyorum, anlatır mısın?
— Önemli değil firar meseleleri işte sen dinlenmene bak…
— Yormazsın, lütfen anlat, seni çok özlemişim. Gitmeni istemediğimden ısrar ediyorum…
— tamam dedi şaşkınlıkla, ateşten sayıklıyordu herhalde. Onu neden özlemiş olsundu ki;- bu kaçış henüz şimdiden çok yorucu oluyor. Onlarla karşılaştığımız da neler olacağını tahmin bile edemiyorum artık… üstelik sizleri de bunun içine sürükledik.
— üzülme ben bunu severek yapıyorum.
— Evet… Bunun için size borçluyuz konsta. Ağabeyim de ben de…
- size şahsi bir şey söyleyebilir miyim varis…
- Dinliyorum ama sonra dinlenmeni istiyorum. Biran önce iyileşmen gerekiyor…
- biliyor musunuz sizi onbeş yaşımdan beri izlemek ve korumakla görevliyim… ve inanın bana sizi çok iyi tanıyorum. Nerede ne zaman nasıl tepkiler vereceğinizi de biliyorum. Siz çok sağlam bir karaktere sahipsiniz, çok güzelsiniz… dedi bir süre duraksadı öksürük tutmuştu.
- İyi misin dedi telaşla çok kötü öksürüyordu.
- İyiyim merak etmeyin… varis belki haddim değil, belki hakkımda iyi düşünmeyeceksiniz ama ben size aşık oldum tüm o zaman boyunca…
— pekala konsta… şaşkınlığımı gizlemeyeceğim ancak bunları sağlığına kavuştuğun zaman konuşalım dedi oğlanın elini bırakarak ayağa kalktı; - artık seni rahat bıraksam iyi olacak, dinlenmelisin. Hasta birini yormak iyi bir fikir değildi zaten…
— Mesele değil, umarım tekrar uyandığımda seni yine yanı başımda bulurum, varis.
— umarım konsta dedi odadan çıkmadan evvel son kez… bu gerçekten çok tuhaftı. Neredeyse hiç tanımadığı bir insan nasıl olabilirdi. Kendini kötü hissetti birden konuşacaklarını söylemişti ama ne diyecekti ki ona… aşk ve bir erkekle birliktelik hele ki şu an için hiç düşünmediği bir konuydu.
— Yorga nerede diye sordu tekrar yağızın yanına dönmüştü.
— Sanırım duş alıyor, rahatlamaya ihtiyacı olduğunu söylemişti.
— senin de bir duşa ihtiyacın var bence, hepimizden fazla yorulmuş olmalısın.
- sanırım… yorga dan sonra gireceğim ben de…
- bu arada ben de yiyecek bir şeyler hazırlarım. Umarım yiyecek bir şeyler vardır.
- Tamam iyi olur dedi tekrar düşüncelerine gömüldü… buradan bir an önce gitmeleri gerekiyordu çünkü çok açıktaydılar.