- Kategori
- Deneme
Kızıllıklar terkedince

Aşk, deniz gibidir...
Ne seyretmekten vazgeçersin,
Ne içinde kaybolup,
yitip gitmekten korkarsın...
Aşk, acıyı göze almaktır bazen...
Güneş’in görevini bitirdiği dakikaların kıyısında, dem vurmuşum sahil kıyısına. Etrafımda uçuşan martı sesleri yalnızlığımı unutturmak istercesine… Uzaktan bir akordiyon tınısı ruhumu okşuyor sanki...
Tanıdık bir el geziniyor yağmura yakın şiddetiyle hızlanan gözyaşlarımın üzerinde. Bir kadeh daha devriliyor yıllanmış, yenik düşmüş, aşk şaraplarının gölgesine…
İçimde tarifsiz sancılar, havadaki hafif esinti dokunuyor yaralarıma…
Gün akşamı özlemişken, büründüğü renkleri gözüme değiyor. Hayattan her dem var görüntüsünde. Kızıllaşıyor, mavileşiyor, sarılaşıyor, morlaşıyor, turuncuya boyanıyor. Huzura mı yatsam, çığlığa mı boğulsam... Gömülmüş ruhumla bakakalıyorum gökyüzüne…
Sesleniyorum martılara “AZALIYORUM…"
Anlar gibi dilimden üşüşüyorlar etrafıma. Başımı koyamayacağım omuzun güvenini vermek ister gibiler. Dostluklarını benden esirgemeden dönüp duruyorlar etrafımda. Çok mu acıklı duruyorum karşılarında, acıyorlar mı bana yoksa…
“Bir kanat takıp uçsam” diye geçiyor aklımdan… Savrulsam, rotamı bilmeden kanatlarımın götürdüğü meskenlere yol alsam…
Ceplerimi yokluyorum, elim, elinin değdiği tespihle buluşuyor. Üşümeye yüz tutmuş bedenim, ayak tırnaklarımdan yukarıya doğru ısınıyor. Anlıyorum ki, sıcaklığımı unutmuşum sende... Sarılıyorum elimdeki tespihin büyüsüne ısınmaya muhtaç düşkün vakitlerde, dermanım olsun diye…
Bir sandal görünüyor ta uzaklardan “Beni de al” diyorum sessizce. Sesime kulak verircesine kıyıya dönüyor rotası, yaklaşıyor yanıma… Sandalın harabeliğine mi, sandalcının çizikler içinde kalmış hayat izlerinin arasındaki gülümseyen gözlerine mi baksam bilemiyorum…
Elini uzatıyor; öyle içten, öyle manalı. “Bu kadar mı belirgin duruyor sessiz dalgalanmalarım...”
Uzanıyorum sıcak dost eline ve dilleniyoruz bildiğimiz hayatın cilveleriyle…
Derdin ne diye sormuyor, aşk şarabının dibinde boğulduğumu anlamış gibi, susuyor... Bir kadeh uzatıyor içi konyakla dolu, donup kalmış ruhumu ısıtmak istediği belli…
Tespihi gösteriyorum ona, ilacım bunda gizli… Gülümsüyor, anladım der gibi.
- Giden gemiler döner mi? diyorum…
- Nereye liman attığı önemli...
- Gemilerin son limanları olur mu? diyorum.
- Her denizcinin son durağı olduğu gibi...
Umudumu yeşertiyor sözleri, gözlerim ışıldıyor…
Gülüyor halime… Utanıyorum…
“Aşk, deniz gibidir” diyor;
“Ne seyretmekten vazgeçersin, ne de içinde kaybolup yitip gitmekten korkarsın…”
“Aynı yere defalarca bilet alıp gidesi gelir insanın, yola çıkış biletin aynı yöne olsa da her defasında farklı bir tat alırsın ve her defasında bu yolculukta görmediğin, bakmadığın, farkına varamadıklarının büyüsüyle, hem sarsılır, hem yaşarsın…”
"Aşk acıyı göze almaktır; sabretmek, inançla ve hasretle" diyor...
Bu sözcüklerin arasında akıp giden çırpınışlarımın silik izleriyle huzuru bulup, sol yanımdaki çatlaklardan fışkıran aşkımın acısını hafifletip, bir kuş edasıyla ayrılıyorum yıllara meydan okumuş ihtiyar balıkçının yanından…
Tüm kızıllıklar terkederken bizi…