- Kategori
- Çevre Bilinci
Kocaoğlanımı rahat bırakın

Kıpraşma kocaoğlan satılacak bir sen kaldın...
Ayı avcılığının serbest bırakılması külliyen hatalı bir davranıştır.
Biraz geriye giderek izah etmeye çalışalım.
Dünyada canlı formlarının ortaya çıkışından bu yana, kendi doğal ve kalıtsal yaşam biçimini terk ederek, doğanın ve evrenin kendisine yüklediği senaryoyu reddeden tek canlı insanoğludur, ne tuhaftırki bu akıllı bir yaratık oluşu ile izah edilir!
İlk dönemlerde ( 3, 5 milyon yıl öncelerinde ) insanoğlu toplayıcılık ve avcılık ile yaşamını sürdürüyordu, bahsettiğim insan Homo Saphiens değil daha öncü türleriydi, H.erectus’tan, A.Pitecus’a ve H.Neandertalis’e kadar tüm insan türleri toplayıcılık ve avcılık yaparak hayatta kalabilmiş, bu süreçte yaklaşık 130 klimatolojik döngüden yani buzul çağı ılıman çağ döngüsünden de başarılı bir şekilde çıkmış ve günümüze kadar ulaşabilmiştir, hatta bu zor koşullar içeren döngülerden, güçlenerek ve kalıtsal olarak evrilerek çıkmıştır, aslına bakarsanız insanoğlu kötü şeyleri kendisine yakıştıramaz ama mazisinde leşçilikte vardır, Bu bir beslenme çeşididir ve halen pek çok canlı bu yöntemi kullanır. İnsanoğlunun bu gün hala bir beslenme motifi olarak kullandığı mangal başı yemek alışkanlığı tortul bir devinimdir, ilkel dönem, yani ateşi kullanmayı ve mağarada ateş yakıp et pişirip yediği dönemlerin izlerini içerir, işte avcılıkta bu ilkel dönem izlerindendir, toplayıcılık ve avcılık zamanından kalma bir ilkel dürtüdür. Çünkü insanoğlu artık beslenmek için avlanmak zorunda değildir, çiftliklerde yetiştirdiği evcil hayvanları yiyeyerek beslenebilmektedir.
Şu hayvan zararlı, falanca hayvan yararlı ayırımları insan odaklı suni ayrımlardır.
Her canlı, içgüdüsel olarak türünün devamı için gerekli olan görevini yerine getirir sadece, beslenir, çoğalır, savunur. Tüm canlılar insan hariç doğada bir denge içinde yaşar vebir çoğu beslenme zincirinde de yer alır, bu karşılıklı etkileşim bir diğerinin aleyhine asla sonuç vermez, geçici populasyon genişleme ve daralmaları yaşanır, örnek vermek gerekirse bir bölgedeki tarla fareleri ne kadar çoksa, o kadar çok yılan olur, ancak yılanlar fare ile beslenmede aşırıya kaçıp fare nüfusunda çok gerilemeye yol açarlarsa, besin yetersizliğinden kendiliğinden yılan nüfusu da daralır ve fare nüfusu tekrar kendisini toparlamak için fırsat bulur.
Ormanda fidelerin yeni sürgün filizlerini yediği için keçiyi zararlı saymak insana özgü abesle iştigal bir bakış açısıdır, çünkü keçilerin tarihi insanların tarihinden çok daha eskidir, ama sadece son yüzyılda insan etkisi ile yok olan milyonlarca hektarlık orman alanı dışında, keçi fide yediği için milyonlarca yıllık orman tarihinde yok olan bir tek hektar ormanlık alan yoktur. Sorun sadece insanoğlunun kendi yok ettiğini, yerine çabucak koyamaması ve seconder bir etki ile keçilerin de zarar vermesine tahammül edememesinden kaynaklanmaktadır. Tarla için, yani gıda müstahsili için insanın orman alanına tecavüzü normaldir de, beslenmek için iki fide kemiren keçinin ormana tecavüzümü anormaldir.
Başka bir çok örnek verebilirim, üstelik çoğu zaman bireysel, bazen bunların bileşkesi olarak ortaya çıkan kamusal yanlışlardan dolayı gelin buna "derin stratejik hatalar" diyelim, zararlı saydıklarını, bunlar küçük canlılarsa mesela; zehirleyerek, büyük canlılarsa mesela; işte adına avcılık ta denen sistematik katliamlarla yok etmek insanın yararına sonuçlar doğurmamaktadır.
Fare yılan örneğine dönersek, bugün Anadolu da neredeyse yılan kalmadı, neden mi?, çünkü tarlasında iş yaparken yılanla karşılaşınca, yılanın kafasına kazmayı ekleştirip öldürmeyen köylü yok gibidir, bu çok ahmakça bir davranıştır. Sonuç mu? Ülkemizde her yıl, buğday rekoltesinin % 15’i, tarlada, yaklaşık % 10’uda silolarda farelere yem olmaktadır, çünkü doğada fare yılan dengesini farenin lehine ahmakça bozan insanoğlunun kendisidir. Kuraklık dönemlerinde fare yuvalarına su basması yaşanmadığı için fare yavrusu ölümü daha az yaşandığından fare populasyonu zirve yapar, ve geçtiğimiz 2007 yazında Trakya bölgesinde farelere tarlada kaptırılan buğday kaybı % 50 civarındadır. Sadece Türkiye de fareye kaptırılan buğday stoku 10 milyonluk bir ülkenin bir yıllık buğday ihtiyacına denk düşmektedir. Kediyi, köpeği, kanaryayı sevimli ilan edip başını okşamak ve beslemek insanoğlunun fayda –zarar ilişkisini irdelemeden yaptığı psikolojik bir harekettir, bunun zıttı olarak ta zararlı saydığı canlıları şu ya da bu şekilde ortadan kaldırmak ise kesinlikle hatalıdır.
Sokak köpeğine sahip çıkmak hayvan severlik değildir, sadece köpek severliktir.
Hayvan severlik, yılanı da, domuzu da, keçiyi de, ayıyı da sevmek ve korumakla olur. Çünkü varlıkları uzun vadede insanın lehine, yoklukları ise akut bir şekilde aleyhinedir.
Çevre konusunda derin stratejik hatalara burada yüzlerce örnek verebilirim ama bir tane yeterli olacaktır, DSİ tarafından Barajlar kralı Sn. Süleyman Demirel’in genel müdürlüğü zamanından başlayarak sistematik bir biçimde sulak alanlar ve bataklıklar kurutulmaktadır, kuş cennetlerimiz birer birer elden çıktı, Manyas ve sultan sazlığında da % 60 lara varan alan daralması ve yarı yarıya tür kaybı yüzümüze tokat gibi çarpıyor artık. Bataklık alanlar en zengin habitatlardır, sivrisinekten kurtulmak, yada ekim alanı açmak için kurutulmamalıdır, tabiat ana acı faturasını mutlaka keser, sivri sinekle mücadelenin bir çok biyolojik yöntemi vardır, sulak alanı kurutmak çare değildir.
Yer altı sularımızı bu yüzden kaybediyoruz, göçmen kuşlar artık topraklarımızda konaklanmıyor ve beslenmiyor, ciddi göçmen kuş rota değişimi yaşamaktayız. Göçmen kuş bizm coğrafyada beslenmezse beslenmesin denebilir, ama eklembacaklılarla beslendiklerini hatırlatmak isterim, işte daha az yem olmak , beslenme zincirinde besin olmaktan kurtulmak, böcek populasyonların da aşırı artışlara ve bunun sonucunda da tarımsal ürün kayıplarına, hayvancılıkta salgın hastalıklara ( çünkü pek çok böcek hayvan hastalıklarında ara konak olarak rol oynar ) ve et kalitesinde bozulmalara ayrıca da izliyorsunuzdur Kırım Kongo Kanamalı Hastalığı gibi hastalıklarda patlamalara yol açar. Bir biyolog olarak şunu söyleyebilirim ki, sulak alanlarımızı kurutmamızın gerçek ve kabus gibi faturalarını tabiat ana henüz önümüze koymuşta değildir üstelik.
İşte ayılarımızın avcılık turizmine kurban edilişine karşı çıkışımın sebebi şoven bir bakıştan kaynaklanmıyor, sadece hem ülkemiz adına hemde tüm insanlık adına bir habitat yanlışı oluşundan kaynaklanıyor, zararını uzun vadede sadece biz değil herkes çeker ve kesin olan bir şey varki çevrecilik lokal bakış açıları ile başarı getirmez, evrensel olmalıdır.
Gelibolu’ya ağaç dikerken, sevmiyorum diye ABD’deki bir orman yangınına göbek atmamalıyım, her ağaç bir oksijen fabrikasıdır ve bir sera gazı olan karbondioksitin emilimi içinde bir yutak işlevi görür. ABD’deki ağacın saldığı oksijen sadece ABD semalarında Amerikalılara hizmet ediyor değildir, siz dün Yunan ormanlarında üretilen oksijeni, ben bu gün Rus steplerinde üretilen oksijeni soluyarak hayatta kalmaya devam ediyorumdur.
özetle, ayısına sahip çıkan aslında dünyaya sahip çıkıyordur, Allah bizi bazı yağmacı ayıların çevreye verdiği zararlardan da korusun tabiki !!
Kıpraşma kocaoğlan sıra sende, satılacak bir sen kaldın....