- Kategori
- Siyaset
Köklü Bir Partide Son Tango
Siyasi partiler doğarlar, kutsal bir isimle yola çıkarlar. Milli manevi değerlere vurgu yaparlar. Sonra çelişkiler, çıkar çatışmaları ortaya çıkar. Çelişkiler ve çıkar çatışmaları ayrışmalara neden olur. Sonra ise parti yavaş yavaş güç mücadelelerine sahne olur. Sonra parti halk nezdinde değer yitirir, sevgi ve sempati nefrete dönüşür, oy oranlarını sıfırlar, parti ve perde kapanır.
Milliyetçilik, tüm dünyada tartışılan ve de tartıştırılan bir düşünce şekli. Globalizm küçük ülkelere milliyetçiliğin artık dünyada yaşama şansı olmadığına inandırırken, kendi ekonomik ve milli politikasından asla ödün vermiyor. Bir İngiliz’e, Fransız’a, Alman’a hatta Rus’a göre hala çok anlamlı olan milliyetçilik, "küçük" devletler için gerekli değil! Ekonomilerini, yasalarını, örf ve adetlerini hatta yataklarını açmaları beklenen sömürgelerle uydu devletlerle tek yollu, bir nevi yasak aşk yaşıyorlar. Uydu devletlerin liderleri bunları halklarına hissettirmeden bu ilişkiyi devam ettirmesine kendi ülkesindeki sözde tv kanalları, basın da yardımcı olduğundan yasak aşk uzunca bir süredir devam edebiliyor. Yasak aşkın yaşanması sonucunda meydana gelen çocuklar bu ilişkiyi devam ettiriyorlar.
MHP, CHP ile birlikte Türkiye’nin en eski partilerinden biri ve kurucusunun ikinci ismi Alparslan Türkeş. Hemen her yerde rastlanabilecek bilgilere göre Alparslan Türkeş “Alparslan Türkeş’in ataları Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşkerli köyünden göç ederek Kıbrıs’a yerleşmiştir.. Türkeş 1917 yılında Kıbrıs’ta (Lefkoşe’de) doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımül Zehra Hanımdır. Türkeş ilk ve orta öğrenimini Lefkoşa`’a yapmıştır. Daha sonra ailesi Türkiye’ye göç etmiş ve İstanbul’a yerleşmiştir.
Küçük yaşlardan itibaren askerlik mesleğine gönül veren Türkeş, 1933’te Kuleli Askeri Lisesine girmiş, 1936’da üstün başarıyla mezun olmuş ve Harp okuluna geçmiştir. 1938 yılında Harp Okulunu başarı ile bitirerek, Piyade Asteğmen rütbesi ile ordu saflarına katılmıştır. Orduda hizmetleriyle muntazam terfi etmiştir. Harp Akademileri imtihanını kazanarak Harp Akademisine girmiş, başarılı bir öğrenimle Kurmay subay olmuştur.
1948’de Genel Kurmay Başkanlığınca açılan imtihanlarda başarı göstererek Amerika Birleşik Devletleri’ne tahsile gönderilmiş, orada Amerikan Piyade Okulu ve Amerikan Harp Akademisinde tahsil görmüş ve bunları da iyi derece ile bitirmiştir.
1955’te kurmay Binbaşı Türkeş, Amerika’da (Washington’da) bulunan “Daimi Grup” nezdinde Türk Genel Kurmayı Temsil Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılı sonuna kadar bu vazifeyi başarı ile ifa etmiştir.
Alparslan Türkeş bu süre içerisinde “ Universty of Amerika” ya (Amerikan Üniversitesi) devam etmiş ve Uluslar arası ekonomi tahsili görmüştür.
Yurda dönen Türkeş, 1956’da Almanya’ya “Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okulu da başarı ile bitirmiştir.
27 Mayıs 1960 tarihine kadar Avrupa’da muhtelif Nota toplantılarında ve askeri manevralarında Türk Genel Kurmayı temsilcisi olarak bulunmuştur.
27 Mayıs 1960 ihtilalında Başbakanlık müşaviri ve Milli Birlik Kurulunun üyesi olmuş ve fiilen Başbakanlık görevini yürütmüştür. Daha sonra lideri bulunduğu 14’ler gurubu ile birlikte yurt dışına gönderilmiş, Hindistan’a Yeni Delhi Elçiliğine tayin edilmiş ve bu şekilde ihtilal yönetiminden tasfiye edilmiştir.
Yurda tekrar dönen Alparslan Türkeş, önce (CKMP) Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin genel başkanı olmuş, sonra da bu partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi olmuş ve yıllarca Alparslan Türkeş MHP’nin genel başkanlığını yapmıştır.
1977-1979 yılları arasındaki Milliyetçi Partiler koalisyonunda Başbakan yardımcısı olarak görev yapmıştır.
12. Eylül 1980 ihtilalında 577 arkadaşıyla birlikte Askeri mahkemece idamla yargılanmış ve yaklaşık beş yıl içerde kaldıktan sonra tahliye olmuş ve beraat etmiştir.
Alparslan Türkeş, önce 12 Eylül askeri yönetimi bütün siyasi partileri kapattığı için MHP’nin yerine kurulan Milliyetçi Çalışma Partisinin genel başkanı olmuş ve ardından kapatılan partilerin açılmasından sonra da Milliyetçi Çalışma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ismini almış ve bu şekilde 12 yıl aradan sonra tekrar MHP genel başkanı sıfatını kazanmıştır. Hakkın rahmetine kavuştuğu 4. Nisan.1997 tarihine kadar MHP genel başkanlığı görevini yürütmüştür.” Bu yazınının orijinal metninde ona yakın imla hatasının yapılması dahi bir şeylerin yanlışlığını gösterse de özgeçmişine bakılınca son derece donanımlı bir insan, asker olduğu açıkça görülmektedir. Donanımına dair söylenebilecek en ufak bir şey olmadığı gibi, herkesin gıpta edebileceği niteliklere sahip “gerçek” bir liderdir.
12 Eylül ile birlikte Türk Siyasetinde önemli değişimler yaşanmış, askeri darbeler dönemi sona ermiş ve parti zaman, zaman sıçrama yapsa da son yirmi beş yıllık süre zarfında;
27 Aralık 1992'de, 1979 yılındaki delegeleriyle toplanan MÇP Kurultayı, Sadi Somuncuoğlu'nun tüm çabalarına karşın MÇP’nin feshine, 24 Ocak 1993 tarihinde yapılan olağanüstü kongreyle ise partinin adının MHP olarak değiştirilmesine karar vermiştir.
Aralık 1995 genel seçimlerinde % 8.2 oy alan MHP, % 10’luk seçim barajını aşamadığı için milletvekili çıkaramadı.
Alparslan Türkeş'in vefatından sonra, 6 Temmuz 1997’de yapılan olağanüstü kurultayda iki aday Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş ile Devlet Bahçeli arasında yapılan seçim yarışını Devlet Bahçeli kazandı ve genel başkanlığa seçildi.
MHP, 1999 Türkiye genel seçimleri'nde % 17.98 oy alarak DSP’nin ardından en çok oy alan ikinci parti oldu ve 129 milletvekili çıkardı.[7] Kurulan DSP-ANAP-MHP koalisyonunda, biri başbakan yardımcılığı olmak üzere 12 bakanlık alarak, ikinci büyük koalisyon ortağı oldu. 5. Ecevit Hükümeti'ne katılırken Rahşan Ecevit'le sorun yaşayan MHP, yine de koalisyonda uyumla çalıştı, ancak ekonominin çökmesi üzerine dışarıdan getirilen Kemal Derviş ile uyuşamadı. Eylül 2002'ye gelindiğinde TBMM'de 125 milletvekili kalmıştı.
Daha sonra iktidardayken Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin aldığı 3 Kasım seçim kararı ile seçime gidildi. 2002 Türkiye genel seçimleri MHP için büyük bir yıkım oldu ve %18 olan oy oranı %8.3'e düştüğünden MHP parlamentoya giremedi.
2007 Türkiye genel seçimleri'nde %14.29 oy alarak 71 milletvekilliği kazanmış ve mecliste yeniden grup kurmuştur.
2009 Türkiye yerel seçimleri'nde, biri büyükşehir olmak üzere 10 ilin belediye başkanlığını, toplamda da 490 belediye başkanlığı kazanmıştır.
2011 Türkiye genel seçimleri'nde %14,27 oy almış ve mecliste 53 milletvekilliği kazanmıştır. Iğdır'da en yüksek oyu almıştır.
Haziran 2015 Türkiye genel seçimleri'nde %16,29 oy alarak 80 milletvekilliği kazanmış ve yeniden grup kurmuştur. Birinci olabildiği tek il ise Devlet Bahçeli'nin memleketi "Osmaniye" olmuştur.
Kasım 2015 Türkiye genel seçimleri'nde %11.94 oy alarak 40 milletvekili çıkartmıştır ve grup kurmuştur.
MHP’nin aldığı oy oranları zaman zaman değişse de asla tek başına iktidar olmaya yetmeyecek oranda kaldığından, partiye gönül verenlerin zamanla partiden ayrılıp, menfaatlerini geleceklerini başka yerlerde aramaları nedeniyle parti nitelikli elemanları toplayıp bir araya getirmekte son derece etkisiz kalmıştır. Askeri bir disiplinle yönetilmeye çalışılan partide tabanın görüşlerine pek de değer verildiği söylenemez. Tepe yönetiminin, hatta liderin belirlediği söylevleri tekrar eden bir parti konumunda olması, halk tarafından Türkiye’nin sorunlarına çare olamayacağı görülmüş olacak ki, MHP asla iktidar olacak oy oranlarını yakalayamamıştır. Genel olarak, muhafazakâr ve dar gelirli, milli ve dini hassasiyetlere sahip bir tabanı bulunan parti, dini hassasiyet bakımından kendini daha ırkçı parti konumuna sürükleyen bir parti tarafından daha dar bir alana hapsedilmiştir. Bu dar alanda siyaset yapmaya çalışan partinin ekip ve maddi imkân sorununa liderin yaşlanması sorunu da eklenmiştir. Türk siyaset geleneğinde çok nadir insan gönül rahatlığı ve kendi isteği ile liderliği bırakma cesareti gösterebilmiştir. Gençlerden ziyade daha çok emeklilerin boy gösterdiği Türk siyaset arenası ciddi bir insan kaynakları sorunu yaşamaktadır. Siyasette ve ticarette acımak olmaz diyen Vehbi Koç’u teyit edercesine birçok partide vizyon sahibi kişiler genellikle ileride rakip olur kuşkusuyla kızağa çekilmiştir. Bu sadece bir partinin değil, tüm partilerin sorunudur. Etik gibi kavramların yerinde yeller estiren Türk siyaseti bir nevi halk yığınlarını birbirine destek olmaya iten bir tutumdan ziyade halkı birbirine kurşunlatan bir yol “ötekileştirici” bir dil bölücü bir projenin mimarı olmuşlardır. 12 Eylül öncesi buna en açık örnektir. Bu çatışma ortamı belki günümüzde de gerçekleşebilirdi ancak halkın birçoğunun eskisi gibi siyasete ve siyasetçiye inanmaması, eskisi gibi birbirini öldürmesine en büyük engel. Halkın birçoğu siyaset ve siyasetçiyi rant kapısı olarak gördüğünden olsa gerek, menfaatine göre pozisyon almayı biliyor. Millete altmış beş yaşını gösteren, kendisine ise üç ayda emekli eden siyaset mekanizmasına halkın özünde güvenmesi gerçekte mümkün değil. O yüzden de birçok insan siyaseti menfaatlerinin gerçekleştirileceği tek mecra olarak görüyor. Daha doğrusu menfaat kimden gelecekse ona yaklaşmasını biliyor. 28 Şubat ve 2002 yılındaki ekonomik krizlere kadar hemen her bankanın yönetiminde generallerin olması bunun başka bir örneği olsa gerek. Güç generallerde iken generallere koş, siyasetçilerde iken de siyasetçilere koş. Hatta ticaretle uğraşan birçok ailenin her çocuğunu bir partiye üye yaptığı ve hangi parti kazanırsa şirketin genel müdürünün o partiye üye olan kardeşin genel müdürlüğe atandığını herkes bilir. Siyaset birçoğuna göre menfaat elde etme kapısı ve bu kapının kilidi de o partiye üye olmak veya gibi olmaktan geçiyor. Siyasette paraya hükmedemeyen, iktidar olamayan parti bir zaman varlığını devam ettirebilse de partiye duyulan aşk, halk tarafında bir müddet sonra karşılıksız aşka ve külfete dönüşüyor. Doğal süreçte ise parti eriyor ve yok oluyor.
MHP tarihinin her aşamasında sertliğiyle ün yapmış bir parti. Birçok partinin kullandığı halka şirin görünmek için, beden dili eğitimi, teatral eğitim aldığı süreçte MHP genellikle asık surat ve buyuran tavrın partisi oldu. Hâlbuki teknik olarak; sizleri sırtında taşıyanlara gülümsemek sırtını sıvazlamak yerine uzunca bir süre askeri disiplini tercih ettiler. Bu sertlik toplumda uzunca bir süre korkuya neden olurken, üyelerin yaydığı bu korku parti isminin kullanılarak gayri-meşru işler bu isimlerle yapılır oldu. Çek-senet mafyası, kafeterya, kahvehane işletmecisi, hatta pavyon işleten mafya tipli kişiler belirdi. Bu kişiler, Türk’e, Türkiye’ye ve Türk Milliyetçiliğine kattıklarından daha fazla kaybettirdikleri oldu. Ortada dişe dokunur ne bir eser, ne bir ideoloji, ne de bir fikir kaldı.
Milliyetçi olduğunu iddia eden kesimler; slogan üretmek yerine projeler üretmeliydiler, üretilemedi. Üretim metotları, milli ürün projeleri geliştirmeliydiler olmadı. Devletten beslenen ama aslında bir şey üretmeyen slogan partisine dönüştüler. Hâlbuki ticarete, turizme, sanayiye, eğitime dair onlarca yüzlerce çalışma yapılabilirdi ancak yapılamadı. Kendilerine gönül verenleri kapılarında nöbetçi sonra da bekçi yapan askeri olmayan, askeri yapıya benzer emir komuta zinciri koptu. Yürümüyor. Hele yeni nesil bu tür emir komuta zincirine asla prim vermeyecektir. Yeni nesil, hem daha bireysel hem de çok daha fazla özgürlüğüne düşkün.
Üretim olmadığı sürece, bu üretim üyelerini beslemediği sürece bir hareket ayakta kalamazdı.13.asır gibi çok eski “Ahilik” gibi dünya çapında bir üretim geleneği oluşturabilmişken, günümüz Türk düşünürlerinin havanda su dövmeleri, takipçilikten daha ileri gidemeyen bir anlayışla hangi derde çare olabilirler. Günümüz ekonomik yaşantısı, sistemi aslında büyük bir kaosa neden oluyor. Şehirler boşaltılarak, ekonomik yaşam ve sanayi birkaç kente hem de Türkiye tarımının can damarı olan şehirlerde toplanıyor. Kırsal kalkınma diyerek küçük şehirlerde sosyal ve ekonomik yaşantıyı yok eden sistem acımasız bir şekilde; insanları önce kentlerinden çıkmasına zemin hazırlıyor, mülksüzleşen yığınlar büyükşehirlerin kocaman dişlileri arasında yok olup gidiyorlar. Bu da aile yapısının hızla bozulmasına neden olurken, aileler parçalanıyor.
Büyükşehirlere akın akın giden mülksüz ve maddi açıdan çaresiz insanlarımız günümüzde çocuklarını, ailelerini ve geçmişlerini kaybediyor ve mutsuz köle pazarının elemanı oluyorlar.
Bir grup az veya çok olmasına aldırmamak gerek. Eğer çokluk işe yarasaydı, beş yüz milyona yakın Arap, Acem’in, Türk’ün, Türkmen’in arasında (Uzun ve dar bir şekle sahip olan İsrail, 470 km uzunluğunda olup, en geniş bölgesi yaklaşık 135 km'dir. Sınırları ve ateşkes hatları içerisinde kalan toplam yüzölçümü 27.817 km²'dir. İsrail, yaklaşık 8.081.000'lik nüfusuyla, çeşitli din, kültür ve sosyal geleneklere sahip insanları bir araya getirmiştir. Para birimi Yeni İsrail Şekeli'dir. İsrail dünyadaki en büyük 43. ekonomiye sahiptir. Aynı zamanda İnsani Gelişme Endeksi'nde Orta Doğu'da ilk sırada yer alır. Asya'da ise beşinci sıradadır. Basın Özgürlüğü Endeksi'nde İsrail 86. sıradadır. hepsine meydan okuyabilecek kapasitede olur muydu? Amerikan korumasında tüm bu güce eriştiği doğrudur ancak sahip olduğu teknolojik üstünlük sosyal ve ekonomik standartlar tartışılamaz bile…
Vatanını milletini seven ve geleceğini bu ülkede gören, kalbi bu ülke için atan herkesi kapsayan bir vatandaş partisi her Türkiye vatandaşının hayali olmuştur. Ancak, yüzyıllar boyunca süren toplumsal dezenformasyonun bu toplumu oldukça zehirlediğini kabul etmeliyiz. “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” diyerek halkı devletin ve milletin öz malını yağmalamaya teşvik edenler, “Benim memurum işini bilir” diyerek rüşveti suç olmaktan çıkarıp, gerçek adaletin tecelli etmesine set çekerek sisteme dinamit koyanlar sadece küçücük iki örnek. Bu örneklerden onlarcası vardır.
Partiler, insanlara kazandırmak zorundadır. Kazandırmayan bir yatırımı insanlar ne kadar uzun süre finanse edebilirler. Bu fikir ne olursa olsun fikri savunanlara sürekli kaybettiriyorsa veya hiçbir şey kazandırmıyorsa o yatırım “ölü” yatırımdır. Kazanmaktan kasıt, sadece maddi kazançlar değildir. Topluluğa ait fikrin sosyal çevrede temsil edilmesidir. Eğitim prensipleri, ekonomik fikirler geleceğe yönelik kültürel ve sosyal yatırımlar. Kısacası geleceğe dair umuda ait ne varsa her şey. Bunu başkası yapıyorsa ve senin bu konuda fikrin dahi yok gibi görünüyorsa müşteri neden sana teveccüh göstersin ki? İnsanlarımız maliyet hesabı yapmayı pek sevmezler. Bunu en iyi yapanlar daima işadamları olmuştur. İşin dönmesi borçların ödenebilmesi için iş aş ve tabi ki para gerekir. Para kimdeyse kral o olur. Bir hırka, bir külah devri biteli uzun bir zaman oldu. İşadamları değişen teknolojiyi, ihtiyaçları doğru analiz etmeden, doğru yatırım yapamazlar. Partiler de tabanlarında güven sağlayamazlarsa o ulvi isim yavaş yavaş küçülür ve yok olur. Tıpkı bundan önce binlerce fikir, şirket ve siyasi partinin çöküşü gibi.
Bir Çin atasözü der ki: "Gülmesini bilmeyen, dükkan açmasın.”
Herkes, komşu olan biri balcı ile, diğeri turşucu olan iki dükkan sahibinin hikayesini bilir. Balcı da çeşit çeşit ballar var ama müşterisi yok. Turşucu ise basit bir turşu satar ama müşteriye zor yetişir.
Balcı bu işe şaşar ve bilge bir adama gider, durumunu anlatır. Adam gerçekten bilgedir ve der ki: "Sen dükkanında bal satıyorsun ama yüzün sirke satıyor. Komşun turşu satıyor ama yüzü bal satıyor" Fikrin çok değerli ve sen ikna edemiyorsan yanlış yoldasın, fikrin yanlış ve sen boşuna uğraşıyorsan yine yanlış yoldasın.