- Kategori
- Güncel
Komşu komşu huuuu… Su nerede... İnek içti… Dağ nerede... Yandı bitti kül oldu

YANDI BİTTİ KÜL OLDU... PEKİ SONRA...
Bir tekerleme vardır, çocuklara söylenir.
“Komşu komşu huuuu, oğlun geldi mi?” diye başlar,
İki komşunun şiirsel sohbetini konu alır. Bu tekerlemeye bir de aşağıdaki perspektiften bakmanızı öneririm.
Birinin oğlu gurbetten gelmiştir. Komşusunun oğlu gelene ilk sorusu
“Ne getirdi”
dir. Aslında soru ‘hasetlenmeme gerek olacak bir şey var mıdır?’ diye sorulmuştur. Getirilenin
“İnci boncuk”
olduğunu öğrenince, ‘Acaba bundan biz de faydalanabilir miyiz? bir şeyler koparabilir miyiz?’ diye
“Kime kime” diye sorar.
“Sana bana”
cevabını alınca, bir oh çekip bize de bir şeyler varmış diye rahatlarken, acaba parsayı kimlerle paylaşıyoruz düşüncesiyle;
“Başka kime” diye sorar.
Oğlu gelen de ‘yuhh artık, elinin körü, sana getirmiş, daha başkasına ne istiyorsun, ulan herkese bakacak biz miyiz? al boncuğunu otur yerine’ düşüncesiyle diyalogu bitirmek için, saçma olarak
“Kara kediye” der.
Çünkü kedi ne yapsın inci boncuğu… Fakat olur mu, kedi bile alacak inci boncuktan, diğer komşu üsteler
“Kara kedi nerede?” diye,
çünkü diyalogu bitirmeye niyeti yoktur. Oğlu gelenin artık sıtkı sıyrılır, ’bırak da bir işimize gücümüze bakalım’ diye
“Ağaca çıktı”
der ki, iyice işin içinden çıkılmaz bir hal alsın, konunun başı da unutulsun, inci boncuk da bize kalsın. Ama o ne!, diğer komşu ısrarcı, ille sürdürecek saçmalığı, sorar
“Ağaç nerede?” diye.
Oğlu gelen atık konuşulacak bir konu kalmadığını hissettirmek için
“Balta kesti” der.
Ağaç kesilecek konu bitecek, bu yüzden balta kesti. Diğer komşu hemen sorar
“balta nerede?”.
Bak bak soru ‘balta nerede’, hiç aklına gelmez, ‘ulan sen benimle kafamı buluyorsun, balta kendi kendine nasıl ağacı kessin, tamam komşuyuz da kendimle de böyle dalga geçirtmem ben’ diye. Sen baltayı kim alıp da ağacı kesmiş diye merak etme, baltayı merak et, herhalde bir yakınlık hissetti kendisine. Tabi soru böyle saçma olunca ister istemez cevap da saçmalayacak.
“Suya düştü”
neymiş balta suya düşmüş, denize, göle, dereye değil, genel anlamda suya, yani H2O ya düşmüş. Bizim meraklı komşu, saçma sapan şeyleri merak edeni, sorar
“Su nerede?”.
Aklınca kara kediye verilen incik boncuğu bulacak. Diğeri artık konudan kopmuş, hem dalga geçmek hem de konuyu kapatmak için
“İnek içti” der.
Hayydiiii. Artık su da yok oldu, inek kaldı elimizde. Tabi bizim akıllı komşu, hafiye gibi olayın peşinde, soruyu sorar.
“İnek nerede?”
Bak bak bak, akıl küpüne ‘inek nerede’ diye soruyor. ‘Ulan baltanın içine düşecek kadar suyu inek nasıl içebilir? Sen beni salak mı sanıyorsun. Hem konuya baltadan geldiydik, inek baltayı da suyla birlikte içecek değil ya, sen iyice bizi kuş beyinli mi sandın’ diye sormaz da, sorduğu “inek nerede” olur. Oğlu gelen artık sohbet bitsin istiyor.
“Dağa kaçtı”
diye cevap verir. O da aklınca ‘koca dağda ineği nasıl bulacak’ diye düşünür. Ama diğeri ille bulacak ineği, sorar
“Dağ nerede” diye.
Kocaman dağda ineği nasıl bulacak ise, sanki inekte gps ile takip edilebilecek çip var. Oğlu gelen komşu “dağ nerede” sorusuna
“Yandı bitti kül oldu”
diye cevap verir ve diyalog sona erer. Bu saçma sapan konuşma bitmeyecekmiş gibi gelse de şaşılacak bir şekilde biter. Aslında bitmemesi lazım, nasıl biter, çünkü, ’Eeeee, kül vardı daha’ diye düşünüyor insan…
Sonuç olarak, oğlu gelen komşuya, bir gözün aydın demeden, konuşmanın başladığı inci boncuk da boğuntuya giderek, hatta ‘bu nasıl oldu, nasıl geldik inci boncuktan küle’ diye sormadan söyleşi biter. İnci boncuktan kediye, kediden ağaca, ağaçtan baltaya, baltadan suya, sudan ineğe, inekten dağa, dağdan küle…
Eee soru neydi, “oğlun geldi mi?”. Artık siz düşünün konuyu irdeleyen beynin gelişimini, çocuklarının böyle tekerlemelerle büyütüldüğü bir toplumun geldiği noktayı. Acaba şimdi anlayabiliyor musunuz “Çalıyor ama çalışıyor”, “Her gelen çalmadı mı?”, “Her gelen kadrolaşmadı mı?”, “Her gelen kendi adamını zengin etmedi mi?” düşüncelerinin nereden geldiğini?
Şimdi gelelim bu ironik bakış açısını oluşturmamıza sebep olan konuya;
Türkiye Cumhuriyetini 12 yıldır tek başlarına iktidar olarak yöneten AKP iktidarı, kan gölüne çevirdikleri doğu ve güney doğu Anadolu da meydana gelen olayların arkasında kaos lobisi olduğunu söylüyor.
Evet, Gezi parkı olaylarının arkasında faiz lobisi, yolsuzluğu araştıranların arkasında paralel yapı, sözde darbe yapacakların arkasında Ergenekon, camilere bomba atacakların arkasında balyoz eylem planı, kitap yazan bir polisin arkasında devrimci karargah örgütü, 1 mayıs ta çıkan olayların arkasında Yahudi lobisi, Diyarbakır merkezde 80 ihtilalinden beri ilk defa sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, karışıklığın arkasında muhalefet partileri varmış. Bu listeyi devam ettirmeğe kalksak asıl konuya geçmemizi engelleyeceği için uzatmıyorum.
İktidar bize bunları söylüyor, sanırım sonunda da “yandı bitti kül oldu” diyecekler.
Ammaaa, biz artık o tekerleme ile büyütülen çocuklar değiliz. O sorulmayan soruları soruyoruz. Bizi bu laflarla kandıramayacaksınız. Elbet yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz. Türkiyenin bu hale gelmesinde suçlusunuz.
Emile Zola’nın dediği gibi; SUÇLUYORUM. Güzel ülkemin sokağa çıkma yasağı ilan edilecek kadar karışık hale gelmesinde, milletin kamplara bölünmesinde, AKP liler, siz ve pragmatist destekçileriniz, suçlusunuz. Hatta AKP ye oy veren seçmen, siz de bu günlere gelmemizde sorumlusunuz. Bir gün gelecek, herkes suçlarının ve sorumluklarının arkasında durmak zorunda kalacaktır.