- Kategori
- Kitap
Kömür

‘Kara Taşın Laneti’
İçeriye girmek o kuyuda mahsur kalan insanlara yardım etmek istersiniz. Tünellerin girişlerini, ağzına kadar yığılan kömürler kapatmıştır. Ellerinizle o kömürleri kazarak kendinize ve elbette ki göçük altında kalanlara bir yol açmak istersiniz.
Gün ışığını onlara usul usul ulaştırmak, madenci kardeşlerine bir yudum su götürebilmek için insan neler vermez ki. Hele o kuyuların başında bekleşen, analara-babalara, eşlere-çocuklara bir parça umut verebilmek için, insan sahip olduğu nelerden vazgeçmez ki…
İnsan…
İnsan olunca, akan kanı duruyor böyle bir manzara karşısında. Eli ayağı tutmaz oluyor. Çaresizliğin diz boyu olduğu o kuyuların dört bir yanında, etrafı kötü bir koku sarıyor. Umutsuzluğun, ölüme-Azrail’in ellerine teslim edilmiş insanların kokusu. Yanmış, kül olmuş, ardında yetimler bırakmış insanlar…
İçeriye girmeyi başaran kurtarma ekiplerinin, usul usul ilerledikçe göçüğün olduğu yerlere doğru, cız etmeye başlıyor ciğerleri-yürekleri. Mümkün görünmüyor oradan, işçileri sağ-salim dışarıya çıkarabilmek. Yüzlerinde maskeleriyle ilerliyorlar, her an gazdan zehirlenme ihtimalleri var biliyorlar, baretlerinde ışıkları var onların, ceplerinde umutlarıyla iniyorlar yerin yedi kat dibine. Ama orada mahsur kalanların ışıkları ve umutları ve yüzlerinde maskeleri yok.
Nasıl kurtulsunlar?
Nasıl sağ-salim yukarıya, yeryüzüne çıksınlar?